1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. AB ÜYELĞİ VE VİZE MUAFİYETİ ÇIKMAZI
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

AB ÜYELĞİ VE VİZE MUAFİYETİ ÇIKMAZI

A+A-

Fertlerin de toplumların da birbirlerine olan düşmanlıkları doğuştan gelmez, sonradan ortaya çıkar, sebebi yine insanlardır. Düşmanlık; İnsanların birbirleriyle olan farklılıklarını hoş görerek, barış içinde, dostça yaşamayı, dünyayı ve dünya nimetlerini hakça paylaşmayı, şeytanın kışkırtmalarına kapılmamayı beceremedikleri zaman ortaya çıkan bir ilkelliktir. Toplumlar ilkellikten uzaklaştıkça düşmanlıklar da azalır. Ülke yöneticileri, yazarlar, medya, din adamları, eğitimciler, bilim ve fikir insanları, mesleki ve mahalli toplum liderleri gibi toplumları peşinden sürükleyen ve kamuoyu oluşturan insan ve kurumların bu konuda büyük rolü vardır.

 

Elbette ki, barış daima ideal olandır. Barış için daima dostluğa vesile aranmalıdır. Dostluklar hep yapıcı, düşmanlıklar da yıkıcı olmuştur. Dostluk barış, barış da huzur, güven, refah ve mutluluk getirir. İnsanlar barış için çaba harcamalıdır. İslam’ın sözcük anlamı dahi “Barış” tır. Ancak çoğu kez liderler (Örneğin Papalar), Avrupa toplumunda birliği sağlamak ve onları savaşa motive etmek için tarih boyunca hep Türklere ve Müslümanlara karşı düşmanlığı körüklemiştir.

 

Tarihteki düşmanlıkları sürdürmek, kimseye fayda sağlamamıştır. Bunu bile bile tarih içinde birçok savaşlar yapmış olan Avrupa ülkeleriyle Türkler, aradan geçen uzun yıllara rağmen hala gerçek bir barışa ulaşamamıştır. Çünkü Vatikan’ın da teşvikiyle Türk düşmanlığı Avrupa halkının zihnine, özellikle de okul kitaplarıyla taze beyinlere sürekli yerleştirilmektedir.

 

ANAP döneminde Yunanistan’la bir anlaşma yapmıştık. Bu anlaşmayla her iki ülkenin okul kitaplarındaki düşmanlık ifade eden cümleler karşılıklı olarak çıkarılmıştı. Bu sayede her iki tarafta da yeni kuşaklar şimdi birbirine daha dostça davranıyor ve güveniyorlar.

 

Bence bu tür anlaşmalar bütün ülkelerle yapılabilirse bu uygulama düşmanlıkları azaltacaktır.  Böyle anlaşmalar özellikle Avrupa ülkeleriyle yapılmalıdır. Çünkü Avrupa ülkelerinin ya tümüyle birden, ya da bazılarıyla yaklaşık bin yıldır savaşıp durduk. En son savaşımız İstiklal Savaşıydı. Aslında yaptığımız savaşların hepsi de savunma savaşıydı, Avrupalılar kendimizi savunmaya ve savaşmaya bizi mecbur ettiler. Ama “Avrupa hiçbir zaman ayranım ekşi dememiştir”. Irk, din, dil, mezhep, ideoloji, vs. gibi farklılıklar yüzünden de düşmanlıklar gelişebiliyor ama sonuçta bunlar savaş kadar acı verici değildir. 

 

Avrupa önceleri Anadolu’dan, daha sonra da Avrupa’dan bizi atmak için çok uğraştı, bize çok acı çektirdi. Bizi Asya’ya geri yollamak için her gelen yeni Papa bir Avrupa ordusu kurma peşine düştü. Bu amaçla Avrupa ülkeleri arasında gerekli birlik ve dayanışmayı sağlayabilmek için de Türkleri hedef tahtasına oturttular. Papanın teşvikiyle Avrupalı ünlü yazarlar, şairler, filozoflar, devlet erkânı ve papazlar Türkleri kötüleme, onları daimi bir tehlike olarak sunma yarışına girdiler. Bununla da yetinmeyip İslam’a ve tüm Müslümanlara karşı nefret oluşturmak için onları karalamayı bir edebiyat ve sanat geleneği haline getirdiler. Bu çirkin gelenek halen de devam ediyor. Bilindiği gibi, iş bazen kriz çıkaran karikatür kepazeliğine kadar da gidebiliyor.

 

Onun için bizi AB üyeliğine almaları, vize serbestisi tanımaları şimdilik çok zor görünüyor. Karşımızda yüzyıllardır bizimle ilgili asılsız, yersiz ve haksız karalamaları, uydurma haberleri, çok çirkin iftira ve yorumları okuyarak yetişmiş bir Avrupa toplumu var. Gerçekleri bilen, Türklerin çok değerli bir millet olduğunu, yazılıp çizilen bu çirkin iftiraların Türklerle hiç ilgisi olmadığını savunan insanlar da var ama bunlar azınlıkta kalıyor.           

 

Gedik Ahmet Paşa 11 Ağustos 1480 tarihinde, şimdi İtalya’ya ait olan Otranto şehrini almıştır. İslam’ı kabul etmedikleri için Otranto halkından sözde 12.800 kişiyi öldürmüş. Bu kuyruklu yalanı yazan Vatikan kayıtlarına dayanılarak her yıl Otranto şehrinde anma törenleri yapılıyormuş. Oysa yine Vatikan kayıtlarına göre Otranto’nun nüfusu Türklere geçmezden önce de, Türkler ayrıldıktan sonra da 7. 500 dür. Her şeyden önce böyle bir uygulama İslâm’a aykırıdır: “Dinde zorlama yoktur… “ (Bakara 2/256). Ayrıca fethedilen tüm Hıristiyan ülkelerinde halkın dinine, diline ve ibadetine hiç müdahale edilmemiştir. Allah’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT