1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fikret Akınerdem

  3. Bir düğün, bir baklava, bir üzüm
Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir düğün, bir baklava, bir üzüm

A+A-

Hafta sonu çalışmalarım için yine yollarda idim. Bu arada sütkardeşimin oğlunun evlenme töreni için de düğün evine uğradım. Bildiğimiz Anadolu düğünü, bir ses sanatçısı, oynayan insanlar, tabanca atış yarışmaları, değişik oyunlar vs.

Aslolan düğün yemekleri. Her yörenin kendine göre yamak kültürü olsa da Orta Anadolu yemekleri hemen hemen birbirinin kopyası. Haremlik-selamlık sofralar etrafında yerli ve farklı köylerden de gelen Seymenler. Yemek, düğün süresince veriliyor.

Düğün yemeleri, yoğurt çorbası, sarma, et yemeği, pilav, mantı ve tatlı olarak BAKLAVA. Baklava dedim de, halen çocukluğumda anamın yaptığı bayram ve düğün baklavaları gelir aklıma.

Bu baklava bildiğimiz cevizli, fındıklı, kaymaklı değil, gevrekle hazırlanmış ince dilimli. Kırık yufkaların tereyağında kavrulmasıyla gevrek haline getiriliyor ve zar gibi ince açılmış dilimler arasına 2-3 kat olarak yerleştiriliyor. 

İki saç arasında döndürülerek pişirilen bu baklavanın damakta erimesi ile yeme zevkine doyamadım. Süt Kardeşimin hatırı, anamın hatırasına birkaç dilimi götürdüm desem herhalde ayıp olmaz.

*****

Baklava ziyafetinden sonra eve dönüyorum, bir ses “üzümcü geldi üzümcü”. Ardından bir kamyonet görülüyor, sonradan baba-oğul olduğunu öğrendiğim iki kişi.

Üzümcü geldi üzümcü sözü beni çocukluk hatıralarıma götürdü. O tadı, zevki, keyfi unutmak mümkün değil. Bizim çocuklarımız bunları bilmiyor ve hatıraları bizimkiler kadar canlı değil, sanırım.

Nevşehir-Kızılırmak vadisi düşük rakımlı olduğu için yöresel mahsuller ilk orada üretilir ve pazara ilk bu meyve ve sebzeler sürülür. Bu bölgeler bizim için mahalli tabirle Ötaçe-Ötegeçe olarak bilinir (Kızılırmak ötesi anlamında), halen de öyledir. Benim en büyük tutkum yöre tabiriyle “bannüzüm” (parmak üzümü) idi. İnce uzun parmağa benzer şeklinden dolayı bu ismi almıştı. Harman zamanı at arabalarıyla getirilen üzümler, genelde buğday ile değiştirilerek satılırdı. Bunun nedeni bu bölgelerde arazı kıttı ve yeterli üretimleri olmadığından buralardan alınan buğdaylar, un, bulgur gibi kışlık ihtiyaçlar için kullanılırdı.

Tekrar günümüzün motorize üzümcüsüne dönelim. Üzümcü baba oğulla, konuşma şöyle devam etti:

Nereden geliyorsunuz

Ötaçeden, Göynükten”. Birden 40-50 yıl öncesine gittim, inanılmaz keyif aldım.

Bannızümünün var mı”? Genç olanla karşılıklı konuşuyoruz.

Evet, var. Siz nereden biliyorsunuz bu üzümü”.

Dünyanın en güzel sofralık üzümü bilinmez mi, hem ben ziraat mühendisiyim”.

Ben de İngilizce uluslararası ilişkiler de okuyorum, son sınıftayım”.

İngilizcen iyi mi?

Evet, iyi. KPDS den 78, ALES den 85 aldım

Çok duygulandım. At arabalarıyla üzüm satan öz insanımızın çocukları motorize araçla üzüm satıyor, sırtı terleyerek kazandığı paralarla üniversitelerin en iyi bölümlerinde okuyor, iddialılar da. Öğretim üyesi olduğumu, böyle köyden geldiğimi öğrenen delikanlıya daha da bir güven geldi.  Geleceğimiz bu gibi sağlam, imanlı, iddialı gençlere emanet oldukça korkmak yok diyebiliyorum, artık.

Allah’a emanet, hayra muhatab olunuz, efendim.      

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT