Prof. Dr. Hüseyin Muşmal

Prof. Dr. Hüseyin Muşmal

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Kundura Hikâyesi

A+A-

 

Bugün sizinle bir kundura hikâyesi paylaşmak istiyorum. Hikâyeye konu olan kundura, nasıldı hangi malzemeden yapılmıştı veya hangi renkti hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Ancak söz konusu kunduranın konu olduğu hikâye detaylarına kadar tarafımızca malumdur. Hikâyenin geçtiği yıllarda Adnan Menderes, başbakanlığının son yıllarını yaşamaktadır. Hüseyin Dayı Aşağı Mahalledeki kerpiç evinde “terecenin içindeki iradyonun dibinde” kulağını kabartmış son havadisleri dinlemektedir.

Dışarıda dondurucu bir soğuk içerde ise sobaya saat başı atılan odunlara rağmen ılık bir hava hâkimdir. Gecenin ayazında buz kesmiş olan su birikintilerinin üzerinde kaymaya çalışan çocukların sesleri içeriye kadar ulaşmaktadır. Uzun bir süre kendini ajansa kaptırmış olan Hüseyin Dayı, çocuk seslerini fark ettiğinde hiddetlenmiş ve olanca gücüyle camı çatlamış halde bulunan pencerenin kolunu çevirmişti. Daha üç gün önce ve yıllar sonra ilk defa tanıştığı kundurasıyla buzların üzerinde kendinden geçmiş bir şekilde kayan ve mutluluk sarhoşluğu içinde çevresine tatlı kahkahalar atan Ali Rıza babasının bir süredir kendisine seslendiğinden bile haberdar değildi. Oysa Hüseyin Dayı’nın sesi duyulduğunda biraz önce şen şakrak bir halde bağırıp-çağıran çocuklar ortadan kaybolmuş, karşı hanedekiler dahi pencereye koşmuştu. Henüz Ali Rıza kendisine gelmeden, babası Hüseyin Dayı tahtalığın üzerinden uçarcasına geçmiş, ahşap merdivenlerden bir çırpıda zemine inmiş ve oğlunun yanında bitivermişti. Bundan sonrası Ali Rıza’nın haykırışlarıyla Hüseyin Dayı’nın bağırışları arasında acı bir manzaraya dönüşmüştü. Acı olan Ali Rıza’nın kulağını koptu zannetmesi değildi veya çıplak ayakla buz üstünde dakikalarca kaymak mecburiyeti de ona hiç acı vermemişti. Ali Rıza’nın en büyük acısı kunduranın bir keskin bıçakla dilim dilim edilmesiydi. Üç gün giyebildi Ali Rıza ilk ve tek kundurasını. 

Ne zaman ayakkabı almaya gitsem veya herhangi bir reyonda bir çift kundura görsem içim burkulur. Bu acı hikâyeyi hatırlarım. Bu küçük hikâye bir sürü şey hatırlatır bana. Ancak sorguladığım Hüseyin Dayı’nın davranışından ziyade, yaşanan hayatın acılığıdır. Yokluğun getirdiği bir hikâyedir ki bu, Hüseyin Dayı’yı hırçınlaştıran dağda günlerce kestiği odunların yevmiyesiyle çok sevdiği oğluna aldığı kundurayı dilim dilim ettiren o yokluktur. Ancak küçük bir dağ köyünde sabahtan akşama kadar bir topal öküzün peşinde lastik ayakkabılarla koşan çocuklar yokluğu hiç hissetmediler. Hissettikleri gün zaten çocuk değildiler.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT