1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fikret Akınerdem

  3. Bir Ziraatçı-Bir Yazar, Bir Okuyucu Da Düzen Bozar
Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Ziraatçı-Bir Yazar, Bir Okuyucu Da Düzen Bozar

A+A-

Bugün için yazım başka bir konuda olacaktı, hatta makalemi hazırlamıştım bile. Ancak, 26 Haziran’da yazdığım “Balyoz, sanıklar ve salıvermeler” başlık makaleme YAKUP HAKAN isimli (normal ismi bu değil galiba) bir okuyucumun yorumu üzerine, okuyucu haklarına hürmeten, konuyu yeniden ele alma ihtiyacını doğurdu.

Yakup Hakan zannederim yazılarımın dışında da beni iyi tanıyor. Tanımasa da okuyucum olduğu için teşekkür ederim. Yazılar okunmak içindir. Bir yazarın her türlü tenkite de açık olması gerekir. Ben de nezaketi kaçırmamak şartıyla, normal hayatımda da her türlü düşünce, fikir ve tartışmaya açığım. Tartışmalarda üslup ve akılcılık önemlidir.

Mesleki, insani, ırki, rengi vs. maddi, manevi her türlü ayrım yapmak şiarım değildir. Öyle ki, aynı dünya görüşünü paylaştığım insanların dahi makamı ne olursa olsun fanatik, kaba ve akıl dışı düşüncelerine karşı çıkacak cesaretteyim. Farklı görüşten insanları dışlayıp aşağılamadığım gibi, aksine onlarla da iyi anlaşırım. Zira, benim çevremde ne derecede açık sözlü ve saygılı olduğum bilinir. Fikir karşıtlığı, aşağılamayı ve aşağılanmayı gerektirmez.

Benim genel şiarım ve öğrencilerime tavsiyem şudur “çocuklar, ölçüyü kaçırmamak şartıyla konuşun ve tartışın. Konuşan ve konuşturulan insanlar ancak birbirini anlarlar ve gelişmeye daha açık insanlar olurlar. Konuşmayan ve konuşturulmayan insan ve toplumlar geri kalmaya mahkum olur veya edilir. Susan veya susturulan insanlar ve toplumlar sevgi veya kinini içine atarlarsa, hasta veya hasta olmaya aday kişi veya toplumlardır”. Yine, “her öğrencim benim için bir birimdir. Kimse düşünce ve kimliğinden dolayı hak konusunda 0.9 veya 1.1 değildir. Kişiye duyulan sempatim ve ilişkim daha çok karşımdakinin tavrına bağlıdır”. Bunu hep söylerim ve öğrencilerim de bilirler.

Dağdaki çoban, sokaktaki Çingene, saraydaki prens, zengin-fakir, güzel-çirkin benim için aynıdır. Yabancı veya yerli her türlü insanla rahat ilişki kurabilen ve kısa sürede de dost olabilen birisiyim. Ancak, saygısız ve fikir yobazı, Üstadın tabiriyle “kaba softa, ham yobaz” ve de ahmaklar hariç,

Mesele kendimi anlatmak değil, Yakup kardeşimin makalem için yazdığı, aşağıda ki nota cevaptır.

Yakup kardeş yazıma ithafta bulunarak itirazı, “Demek ki bunlar ömür boyu hapishanelerde kalsalar da darbe ruhlarının yok olmadığı, köz misali darbe için yandıkları ortaya çıkmıştır." cümlesini kurarken aklından ne geçmiş yazarın. Niyet okuyuculuğunu bıraksın. Hatta siyasi yazmayı bıraksın, uzman olduğu alanda yazsın; tarla, tapan, ot, çöp ona yeter. Siyaset tarla sulamaya benzemez, ziraat fakültelerinde siyaset, sosyoloji dersi veriliyor da biz mi duymadık. Hele hukuki mevzulara uzaktan bile bakmasın lütfen. İşin içinden hukukçular çıkamamışken daha da karışmasın”  idi.

Okuyucu itirazını düzgün bir üslup ancak yorumunu bağlantısız bir mantıkla ele almış. Benim niyet okuyuculuğu yaptığımı bildirirken, mesleğimi dışlama ve aşağılama gibi yanlışlara da düşmüş. Evet ben bir ziraat mühendisiyim. Bundan da hep gurur duydum ve işimi aşk derecesinde severek yaparım. Ziraatı (üretimi) da bağımsızlığın, özgürlüğün ve vatan olmanın merkezine koyarım.

Yazım Yakup Kardeşe ve onun gibi düşünenlere dokunmuş olacak ki, yazının tamamının ne anlama geldiğini hazmetmeden, balyoz suçuyla yargılanan şahısların salıverilmelerinin akabinde heyecanlı ve ateşli çıkışlarının doğru olmadığını yazmama, karşı fikir tetikçiliğini yapıyor ve beni tenkit ediyor.

Engin Alan intikamdan, Çetin Doğan hıncını Kuran’dan çıkarırcasına hakaret etmeden, hele bir de (geçen yazımda eksik kalan) Doğu Perinçek’ in cumhuriyet ev Atatürk düşmanlarına meydanı bırakmayacağının açık tehdidini ortaya koymak mı niyet okumaktır. Kimmiş bu Cumhuriyet düşmanları. Buyurun bulun da beraber boğalım bunları. Esas Cumhuriyet düşmanları Don Kişot’ un yel değirmenleriyle savaşı gibi esasen Türk Milletini kendilerine sanal düşman görüp, millet iradesine el koyarak, Atatürk’ ü de kendi yarattıkları Kemalizm ideolojisi altında zulmedenlerdir

Millet iradesine meşru yollarla el koyamayınca gayri meşru yollar seçerek, Ergenekoncu, ulusalcı (milliyetçiyiz de diyemiyorlar), şimdi de paralelci kılıflarla saldırmalarına karşı çıkmak mı yanlıştır. Gezen, yaşayan, okuyan, düşünen bir adamım. Bunları yazmak için ziraatçı olmamamı gerektirmez. Ben siyasetçi değil iyi bir analist olduğuna inanan bir adamım.

Evet ben bir ziraat mühendisiyim ve akademisyenim. Yakup kardeşin mesleğini bilseydim tartışma noktamı başka mesleği küçük görmenin hazımsızlık olduğunu da ayrıca bildirseydim.

Şu teziniz bile konuyu saptırmaktadır. Sözleriniz fikir modacısı ideologlarla dayanışma içinde mantıksız, mesnetsiz ve ölçüsüz bir düşünce fakirliğinin ispatıdır. Evet iyi bir sosyologum. Bitki ve hayvanat bizi anlar ve emeğimizin karşılığını bize ürün olarak verir. Biz de ahmaklar akıllansın, beyinsizlerin de beyni gelişsin diye ikramda bulunuruz.

Tarımın hiçbir unsuru nankör değildir. Verdikçe karşılığını artarak alırız. Bazı nankörler ve zavallılar verdikçe inkar eder, her 10 yılda bir (2002 ye kadar) milletin sırtına biner, okuldan atar, cahil bırakır, dinini yaşamak isteyenlere Arabistan’a gidin aşağılayıcı sözlerle rencide eder, milletin temsilcisini Meclisten yüce devlet ve Cumhuriyet adına kovar.

Ziraatçıların ot-çöp (bundan gocunmayız da) devri son 10 yıldır bitti artık. Yeni dev traktörleri modern sulama aparatları, yerli tohum, gübre ve ilaçları var.

Hukuk ilim akıl ve mantıktır. Tüm yasalar bu üç ana temel üzerine bina edilir. Son 10 yıldır aklımız,  hukukumuz, kültürümüz, üretimimiz ve paramız da var artık.

Yakup kardeş ve diğer aykırı eş’ler,

Milletin ve Cumhuriyetin varlığı vesayet kabul etmeksizin varlığımıza eş; İdeolojik ulusalcı, Balyoz ve Ergenekoncular ise diktayla türdeş.

       

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT