1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. Çıkmaz Sokaklar
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

Çıkmaz Sokaklar

A+A-

           İki ortak, Azerbaycan’a davet edilmiştik. Azerbaycan, istiklalini yeni kazanmıştı. Daha doğrusu bu henüz çok net sayılmazdı. Buna netlik kazandırmak içinse bir an önce komünist ekonomiden kurtulmak gerekiyordu. Ayrıca yeni yöneticiler bunu yaparken hem her adımını doğru atmak, hem de acele etmek zorundaydı. Bu çok zor, çok riskliydi ama imkansız değildi.  

 

        Evler, dükkanlar, bağlar, bahçeler, çiftlikler, fabrikalar, .. akla gelen her şey, içindeki mallarla, eşyalarla birlikte henüz devletindi.

 

         Halk, komünizmle bir yere varılamayacağının bilincindeydi. Komünizmin ilk yıllarında biraz merak, biraz yeni rejimin heyecanı, biraz da korkudan dolayı, az da olsa bir ilerleme olmuşsa da bu çoktan durmuştu. Komünizm huzur veren, ilerleten bir rejim değildi. 

 

         Çalışabilecek herkes devletin çalışanıydı. Herkes nerede, ne iş verilirse onu yapmak, verilen ücrete razı olmak zorundaydı. Bu durum çok itici ve sıkıcıydı. Ayrıca çok çalışanla az çalışan, verimli çalışanla verimsiz çalışan, aynı işte eşit ücret alıyordu. Bu sistemde çabanın bir anlamı, bir karşılığı yoktu, ancak her durumda eşitlik vardı, daha ileri hayaller boşunaydı.                

 

         Bakü hava alanında bizi görevliler karşıladı. Arabada tanıştığımız bu görevliler bir şoförle iki inşaat mühendisiydi. Bize tahsis edilen konuta geldik. Eşyalarımızı koyup, biraz dinlendikten sonra, anlaştığımız saatte tekrar gelip, bizi yemeğe götürdüler. Bizim gibi Azeriler de çok misafirperverdi. Ayrıca bize (Türklere) karşı aşırı bir sevgi, saygı ve güven duyuyorlardı. Bize gösterilen aşırı ilgi ve özenden sıkıldığımızı bile söyleyebilirim.

 

          Denize nazır, lüks bir lokantanın, ağır misafirler için ayrıldığı belli olan özel bir yerinde bizim için donatılmış olan masada bir kuş sütü eksikti. Yemekte İstanbul’dan, Bakü’den, daha başka insanlar da vardı.  Özellikle de çok çeşitli, alkollü içkiler dikkat çekiyordu.

 

          Bizim içmediğimiz dikkatini çekmiş olacak ki, sofrada ev sahipliği yapanlardan biri, alkollü içkilerin de Allah’ın bir nimeti olduğunu, Allah’ın hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını,  içilmesinde bir sakınca olmadığını söyleyerek, kendince esprili bir söz girişi yaptı.   

 

          Anlaşılan, Azerbaycan halkının birçoğu, komünist dönemde dini bilgileri unutmuştu.  Düzeltmeye çalıştım ama bunun bir anda olmayacağı görünüyordu. Bağ bölgesi olduğundan Moskova, içki üretimi işini Azerbaycan’a vermiş. Sovyet içkisinin çoğu orada üretiliyormuş. Azerbaycan’da çok içki tüketilmesinin asıl sebebi bu olsa gerek diye düşündüm.

 

          Devlet ekonomisinden kazasız-belasız, bir an önce kurtulabilmek için, bu anlama gelen ve doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı “Antimonopol” diye bir teşkilat kurmuşlar. Bizi davet eden, ev sahipliği yapan da bu teşkilattı.

 

          Görevliler her gün bizi konuttan alıp, gezdirdiler. Bu geziler önceden ayarlanmış bir programa göreydi ve her biri bir amaca yönelikti. Programı ve konuları önceden birlikte belirlemiştik. Önce işletmelere gidiyor, yeterli bilgi sahibi olduktan sonra o işletmelerin bağlı olduğu bakanla görüşüyorduk. Sonra da hep birlikte istişareler yapıyorduk. Sovyetlere bağlı devletler, birbirine bağımlı yapılandırılmıştı. O sistemden hızla kurtulmak kolay değildi.

 

          Azerbaycan’ın bu durumu, çıkmaz sokaklardan oluşan bir mahalleye benziyordu. Bütün çıkmaz sokakların birleştiği yerde tek bir çıkış bırakılmıştı, o da yine Moskova’ya çıkıyordu! Kapalı bir ekonomi olması dolayısıyla, yetişmiş insanlara da komünist sistemden başka bir bilgi öğretilmemişti. Bu yüzden devlet ekonomisi dışında bir sistemi anlamaları zor oluyordu.

 

          Asıl zor olansa korkulan duruma düşmemekti: Halkta para yoktu. Hepsi devlete ait olan ülke varlığının halka aktarılmasında nasıl adil olunacaktı? Büyük ayaklanmalar olabilirdi!   Devlet, bunca zorlukla boğuşurken, bir de kitlesel tepki hareketleriyle uğraşamazdı. Ayrıca halkı ayaklandırmaya bahane arayan kışkırtıcılar da fırsat kolluyordu.

 

           Orada bulunduğumuz on gün içinde hep bu konulara kafa yorduk, ilgililerle hep bu konuları istişare ettik. Sonunda Allah’ın yardımıyla zoru başardılar. Yıllar sonra onlardan biri bizi Konya’da bulup ziyaret ettiğinde, o korkuların çok gerilerde kaldığını tekrar duymaktan memnunduk. Allah devlet ve düzenimizi bozmasın. Dünya yüzündeki tüm kardeşlerimizin de.    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT