1. YAZARLAR

  2. Ahmet Babaoğlu

  3. Çocukların ve Kadınların Ne Suçu Var!
Ahmet Babaoğlu

Ahmet Babaoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocukların ve Kadınların Ne Suçu Var!

A+A-

Hep yerinizde durmayın, arada bir gezin, çünkü gezmek bazen ciltlerce kitap okumak gibidir. Mesela, Çanakkale Savaşının yapıldığı yerleri görmediyseniz mutlaka görün. Orada yatan şehitlerin kabir taşlarının üzerinde Filistin, Gazze gibi yazıları okuyun. Osmanlının mirası olan bir medeniyete sahip çıkmak, onu haçlı ordularına karşı koruyup savunmak için ta oralardan nasıl gelmişler. Bu arada, Müslüman milletler arasında yardımlaşmayı engellemek için kılıf olsun diye uydurulan "Araplar da Osmanlıyı sırtından vurdular" gibi lafları bir daha gözden geçirmiş oluruz belki.

            Filistin'in, Gazze'nin insanlarının ve kültür yapısının civar ülkelere göre ne kadar farklı olduğu hiç dikkatinizi çekti mi? Yıllardır katliam ve baskı altında yaşıyor olmalarına rağmen asla vatanlarını terk etmeyişlerini fark ediyor musunuz? Yaklaşık 20 gündür bombalarla ve tanklarla katliama maruz kalmalarına, 500 den fazla şehit vermelerine rağmen vatanlarını terk edip de başka ülkelere sığınan bir Gazze'li ya da Filistinli gördünüz mü? Bunca çilelere rağmen ne dinlerinden, ne ilmi seviyelerinden, ne insani değerlerinden ve ne de yiğitliklerinden hiç bir şey kaybetmediler. Sanki onlar taşı çaldıkça keskinleşen çelik kılıçlar gibiler.

            Dışişleri bakanımız sayın Ahmet Davutoğlu'nun Konya'daki konuşması  esnasında "Gazze'nin yiğit insanlarına selam olsun" demesi  aslında bütün bunları zihnimizde çağrıştırıyor. Yiğitlik öyle lafla filan elde edilen bir şan ve meziyet olmayıp, bedeli en ağır karşılıklarla ödenerek tescillenen bir şöhrettir. Yiğitler fani olan alemden ebedi olan Cennetlere uçarken meleklerin elinden şehitlik şerbetini içmeye özlem duyan kahramanlardır.

            Dikkatimizi çeken bir başka konu da İzzeddin Kassam Tugayları diye anılan Gazze Müdafaası Mücahitlerinin eskisi gibi zayıf olmayıp, silah, eğitim ve teçhizat yönüyle de çok daha üstün özelliklere kavuşmuş olduğudur. Görüyoruz ki onlar Kanas silahları ile uzaktan nokta atışları yaparak düşman yüreklerini korkulu rüyalara gark ediyorlar.

            Lakin ortada akıl ve insanlığa sığmayan bir durum var. Biz millet olarak savaşın da bir şerefi ve namusu olur bilirdik. Kadınlara, yaşlılara, çocuklara dokunulmaz bilirdik. Bu nasıl insanlık, bu nasıl bir din, anlaşılır gibi değil!

            Mesela, İslam tarihinde derin izleri olan Mûte Savaşı Müslümanlarla hıristiyanlar arasında yapılan ilk savaştır. Bizans himayesinde olan Suriye'nin Busra emiri olan Şurahbil, Hz. Peygamber (s.a.v) in İslam'a davet için gönderdiği elçiyi pervasızca öldürterek devletler arası hukuk kurallarını çiğnedi. Bunun üzerine büyük üzüntü ve öfke duyan Hz. Peygamber (s.a.v) Mute Savaşı için bir ordu hazırlayarak, Zeyd bin Harise komutasında yola çıkaradı. Zeyd'e islam elçisinin şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini Şürahbil ve mahiyetinin İslama davet edilmesini, kabul etmezlerse savaşılmasını emretti. "Özellikle kadınların çocukların ve yaşlıların öldürülmemesini, ağaçların kesilmemesini ve herhangi bir tahribatta bulunulmamasını bildirdi." Bu savaş adabı, İslam ahlakından kaynaklanan, bütün tarihimiz boyunca bizim ordularımızın riayet ettiği ve dünyaya da örnek olan bir savaş ahlakıdır.

            Öyle anlaşılıyor ki İstanbul'un fethini haber veren hadis-i şerifin gerçekleştiği yıllar gibi, insanlığın şahit olacağı ve bir büyük vakıanın gerçekleşeceği; taşların, ağaçların arkasındakilerin bile kalmamacasına bir illetin müslümanlar tarafından ortadan kaldırılacağı yıllara doğru zaman akıyor. İnsanlığın, bir cerahatin temizlenince huzur bulan vücut gibi huzura ereceği o yıllara. Yakın gelecekte Filistin kıyılarında, Akdeniz sahillerinde sayısız savaş gemileri, semalarında uçaklar, sokaklarında tekbirlere karışan kurşun sesleri, ve barut kokularıyla dolu tozdan bulutlar görülüyor. Bir de hissediliyor ki, ahir zamanın son Selâhaddin'i cenge kuşanıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT