1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. Dağ deviren
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

Dağ deviren

A+A-

Makine grev yapmaz, pasif direniş de yapmaz. Makine yorulmaz, evden kafası bozuk gelmez, dalgınlık yapmaz, fazla mesaiye kalmam demez, kaytarmaz, iş kazası riski yoktur. Gürültü, ısı, ışık gibi dış etkenlerden rahatsız olmaz. Makine usanmaz, korkmaz, yanlışlık yapmaz, duygusal davranmaz, yalnızlıktan sıkılmaz. Bu durumda işverenler bütün imkanlarını seferber ederek, her işini akıllı makinelere yaptırmak istiyor ki, haklılar.

Çalışanın ayağına evde diken batar ve pansuman için bir sağlık kuruluşuna giderse sıradan bir olaydır. Pansumanı yapılır, evine gönderilir. Ama o diken işyerinde batarsa işiniz var demektir. Bu durumda işveren veya vekili iş kazası tutanağı düzenleyecek, SGK’ya bildirimde bulunacak, iş yerinde polis incelemesi olacak, ayrıca işveren veya vekili en yakın polis karakoluna gidip, ifade verecek. Ya da bu tedavi, ehil olmayanlarca işletmede yapılacak!

İlerlememiz için olabilen en hızlı ve en yaygın şekilde makineleşmemiz gerekiyor. Ama bu çağda artık akıllı makinelere yer vermemiz de gerekiyor. Eskiden yollar kazma-kürekle, angarya usulü yapılıyordu. 1950’li yıllarda kazma-küreğin yerini makineler almaya başladı. Yüz kişinin kazma kürekle bir haftada yaptığı işten daha fazlasını bu makineler birkaç saatte yapıyordu. Daha önceleri halkımız o makineleri hiç görmediği gibi ilkokul kitaplarımızda bile bunların adı yoktu.

1958 yılında ailem Ermenek’teki köyümüzden Karaman’a göçmüştü. Ben, beşinci sınıftaydım. Bir yerde “Dağ deviren” çalışıyorsa şehirde hemen duyulurdu. Okul dağılınca çok sayıda çocuk bir araya gelir, onu seyretmeye giderdik. Özellikle benim gibi köylerden ve daha küçük ilçelerden yeni göçmüş aile çocukları bu heyecanı hiç kaçırmazdık.

Onun iş yapmasını her gördüğümüzde hayretler içinde kalırdık. Sanki dünya gözümüzde biraz daha küçülür, hayallerimiz büyür, hayat biraz daha kolaylaşırdı. Bir seferde kaç kürek toprak kürüyebildiğini hararetle tartışırdık. Halk, hiç bilmediği bu makinelerin marifetlerini görünce onlara “Dağ deviren” adını vermişti. Yakın zamana kadar da yaşlılarımızın birçoğu dozer ve kepçelere “Dağ deviren” demeye devam ediyordu.

Avrupa ülkeleri ve Amerika, makineleşmeyi başaran ilk ülkeler oldular. Kısa süre sonra Japonya da bu kervana katıldı. Bunlardan Almanya, insan gücü açığını yabancı işçi alarak tamamladı. Japonya ve daha sonra boy gösteren Güney Kore, insan gücü açıklarını otomasyon ve robot teknolojisiyle kapatmaya yöneldiler ve başardılar. Yani, yeni insan kaynakları aramak yerine işlerinin çoğunu makinelere yaptırdılar.

Bu yol, seri üretimde yüksek kapasite yaratması yanında, hatayı en aza indirmesi, maliyeti düşürmesi, kaliteyi arttırması gibi avantajlar da sağlayan, daha ideal bir yoldu. Giderek bütün dünya sağlıktan iletişime, endüstriden tarıma, her sahada otomasyon ve robot teknolojisine ve birçok alanda dijital teknolojiye yönelmek zorunda kaldı. Çünkü rekabet bunu zorunlu kılıyordu.

Bozulan, eskiyen, demode olan elektronik alet ve makinelerimizi çöpe atmak, hurdaya vermek yerine önce teknik okullara verelim, çocuklarımıza ders malzemesi olsun. Onlardan daha da iyilerinin ülkemiz tarafından üretilebilmesi, halkımızın bu gibi katkılarıyla olacaktır.  Rahmetlik Özal, “21. Asır Türklerin asrı olacak” diyordu. Bu görüşe ben de katılıyorum. İnşallah geleceğin “Dağ deviren” makinelerini bizim çocuklarımız yapacaktır. Bize diş bileyenler bile onları bizden almak zorunda kalacaktır. Allah’a emanet olunuz.

KLAVUZ

Allah’ı kalbiden çıkarmadı bir an

Her badireden Oydu onu kurtaran

 

Kanaatı hiç terk etmedi hayatında

Karun bile çok fakir kaldı yanında

 

Hep şükrederdi haline, mütevekkil insandı

O huzurlu insanlardan şimdi kaç kişi kaldı

 

Şikayet ettikçe halinden, insanda huzur mu kalır

Her haline şükredenin yakını da, yaranı da Allah’tır

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT