Prof. Dr. Mehmet Fidan

Prof. Dr. Mehmet Fidan

Yazarın Tüm Yazıları >

Dua ve Beddua

A+A-

    Yurdumuzdaki son dönemlerde olan olumsuz ve tatsız gelişmelerden dolayı bol bol duaya ihtiyacımız var. Art niyetli ve güç hastalığına yakalanmış bazı insanların bedduası veya fırsat kollaması büyük talihsizliktir.

     İnsan yaratılışı gereği kendisinden daha büyük bir makama sığınma ihtiyacı içindedir. Bireyin elde etmek istediklerine ulaşmadığı zamanlar ve çaresizlik anları, güçlü bir varlığa sığınma ihtiyacının ortaya çıktığı anlardır. İman, bu sığınma ihtiyacının ortaya çıkardığı ilk duygudur. İman böyle bir ihtiyaç ve akıl yürütme süreci içinde gelişen bir itikad ameliyesidir. İman duygusu mahiyeti gereği duaya kaynaklık eder. Dua güçsüz olan insanın, sonsuz merhamet sahibi olan Allah’a dayanmasıdır ve her ihtiyacını ondan istemesidir. Yani dua istemek, çağırmak ve seslenmektir.

    Yeryüzüne gönderilen insanın asıl vazifesi ilim elde ederek mükemmelleşmesi ve dua yaparak ibadet etmesidir. Yani insanın yaşam sürecindeki asıl hedef kemalatı yakalamaktır. Bu kemalat ise dua ve ibadetten geçmektedir. Aslında duanın kendisi bir ibadet olduğu gibi ibadet de hadd-i zatında bir dua ameliyesidir. İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran temel özelliği onun duası ve ibadetidir. Akıl, kalp, dil ve benzeri binlerce duygudan müteşekkil olan insan bu duygularını dua ve ibadet yolu ile asıl hedefine ve mükemmel noktasına ulaştırır. Hayat sahibi diğer varlıklara baktığımızda mesela bitkilere ve hayvanlara baktığımızda insan gibi donanımlı olmadığı görmekteyiz. Dolayısıyla bu anlamda donanımlı olan insanların bunun gereğini yerine getirmesi zorunludur.

            Büyük zatların satır aralarında dikkat çeken ifadelerin tamamında beddua ihtimallerinin ortaya çıktığı fakat bedduanın hemen hiç yapılmadığı görürsünüz. Küfür ve dalaletin çok zahir olduğu haller dışında büyük zatlar da bedduanın izlerine rastlanmaz. Örneğin Emirdağ Lahikası’nda uzun yılların verdiği sıkıntılar Bediüzzaman Said Nursi’ye şu cümleyi söyletmiştir:

            “Ben şimdi hürriyetime çok muhtacım. Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksız ve faidesiz tarassudlar artık yeter. Benim sabrım tükendi. İhtiyarlık vaziyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. "Mazlumun ahı, ta Arşa kadar gider" diye, bir kuvvetli hakikattir. (Emirdağ Lahikası)Yine Afyon’un soğuk kış aylarında yaşlı halleri ile kendisini haksız yere yirmi ay mahkûm eden Afyon Savcısı’na masum kızının hatırına Beddua etmemiştir.

     Barışçıl bir toplumun ortaya çıkması, huzurlu bir aile hayatının meydana gelmesi ve sağlıklı bireylerin ortaya çıkması hiç şüphesiz dini ve ahlaki düsturların topluma tam yerleşmesi ile mümkündür. Dini emirlerin ve ahlaki ölçülerin egemen olduğu toplumlarda bireyler karşılıklı saygı ve sevgi ilişkisi içinde yaşarlar. Duyarlılık, diğerkâmlık ve şefkat egemen unsurlar haline gelir.

            Birbirlerinin iyiliği için dua eden bireyler ve gruplar hiç şüphesiz bu duaların bir kısım güzel sonuçlarını dünyada da görebilirler. Samimi ve içten dualar huzursuz bireyleri, sıkıntılı aileleri, çatışmacı grupları, kaotik toplumları ve savaş halindeki devletleri huzura kavuşturacaktır. Özellikle küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan huzursuz toplum hayatının, stresle iç içe olan modern bunalımların çaresi duadır. Onun için dua hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Bedduadan da uzak durulmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT