1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

  3. Eğer on beş sene beraber oturursanız kızımızı oğlunuza veririm!
Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğer on beş sene beraber oturursanız kızımızı oğlunuza veririm!

A+A-

            Böylesini hiç duymadınız. Çünkü biz hep şunu duyduk: “ayrı ev döşerseniz kızımızı oğlunuza veririz!”. Biz meselenin terbiye yönüyle ilgilenmek istiyoruz. Yani doğacak çocukların kalabalık bir ailede ve büyüklerin vereceği terbiye ile yetişmesini anlatacağız. Şimdiden bir takım itirazları duyar gibi olmaktayız. Bu da normaldir, çünkü altmış yıla yakındır hep aynı karşı çıkışları duyarız, duyarsınız, duyarlar.

 

            Bugün büyük büyük binalar içinde iki kişinin yaşadığını görürüz. Halbuki bundan yetmiş veya daha fazla yıl önce hem mekanlar çok küçük, hem de aile çok kalabalık idi. Elbette zorluklar vardı, istenmeyen durumlar olurdu ki, kadınlar; “kalabalık mı, aman Allah kimse başına vermesin!” buyurdular. Halbuki; babanın, annenin yanında, dedenin, nenenin, halanın ve amcanın birlikteliği, yeni yetişmekte olan çocuk için bulunmaz bir fırsattır. Bir uygulamayı hatırlarım: ilçelerimizden birinden gelen iki dünür, iki becerikli insan. Oldukça büyük bir arsa alarak, oraya her evlatlarının birer küçük aile birimi olarak kalabileceği samimi mekanlar yaptılar. Yemekler birlikte yenir, gelinler, kızlar, amcalar birlikte yardımlaşır ve aileler bu güzel kalabalık ve samimi hava içinde evlatlarını büyütürler. Masraflar, otoriteye bağlılık, iyilikte birleşme ve daha çok olumlu durumlar yıllarca birlikte sürer gider. Dedeler, neneler ölür, ama mekanlar ve aileler devam eder.

 

            Haydi biz bu kadarını beceremedik, ne olur evlatlarımızı “büyük aileye özendirelim ve faydalarını anlatalım”. Yukarıdaki başlık cümlesi ailelerde temel olursa, o zaman hem eğitim ve terbiye ve hem de iktisadi hayatımız yararlanacaktır.  İnsanlar mekan israfından kurtulacak ve kalabalık aile içinde çocuklarımız daha iyi terbiye göreceklerdir. 1965’li yıllarda doğmuş bir Konyalının hayatından ilk on senelik bölümü yazan güzel bir kompozisyonu dinledim. Yani yetmiş beşlerin Konyası ve merkezde oturan bir aile ve onların evlatları. Şehrin trafiğinden tutun, insani ilişkilere, komşuluğa kadar her şey güzel, diri ve insanı üzmeyecek şekilde. Araç sayısı çok az, şehirde gürültü yok tam yaşanacak bir dönem. Mahalle henüz öldürülmemiş, sağ ve işlevlerini en güzel tarzda yapmakta, et, süt, ekmek darlığı ve kuyrukları henüz yok fakat yakın. İşte böyle bir şehirde yaşamak. Şermin çapı da 45x15 kilometrelere falan ulaşmamış. Gidilecek bir yeri tarif edebilirsiniz. Siz gidiyorsanız rahatça bulabilirsiniz. Yani çukurlara inip çıkmak, dönel kavşaklarda habire dolanmak henüz yok. Veya hiç olmayacak. Bunun için önce çocuklarımızı “kalabalık aile içinde yaşamanın güzelliklerine” hazırlamamız gerekmektedir. “Aman kalabalık ailemi!!, gözü körolsun, ben ne çektiiiim!!” diyeceksek o zaman şehrin çapı 60x 25’i bulur, kazandıklarımız oralara gider ve millet olarak bir çok zorluk ile karşılaşırız gibi gelir bana, siz ne dersiniz?.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT