1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan

  3. GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (1)
Mustafa Balkan

Mustafa Balkan

Yazarın Tüm Yazıları >

GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (1)

A+A-

Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan ve Ahsen Erdoğan’ın hazırladığı “Gez Dünyayı Gör Konya’yı” adlı eserde, Ekrem Işın’dan Tuncer Baykara ve Muzaffer Keleş ile Füruzan’a kadar pek çok yazar ile akademisyenin makaleleri yer alıyor.

Benim üzerinde durmak istediğim makale ise; “Dere Tepe Konya” kısmında, yazdığı yıllarda “Yardımcı Doçent” olan Osman Eravşar imzasını taşıyan ve Konya’ya seyahat eden gezginlerin müşahedelerinin yer aldığı “Gezginlerin Gözüyle Konya” başlıklı araştırma olacak.

 

***

Anadolu’ya gelen hemen her seyyah, Konya’ya uğramış, “Gez Dünyayı, gör Konya’yı” demiş, dedirtmiştir. Tarihi dönemlerde Konya’ya gelen ilk seyyahın Xenephon olduğunu ve bir başka seyyahın da Strabon olduğunu kaydeden Osman Eravşar, 12. Yüzyılda Konya hakkında bilgi veren seyyahlardan ilkinin Valansiyeli “Ebu’l-Hüseyin Muhammed İbn-i Ahmed İbn-i Cübeyr İbni’l-Kinanî İyyi’l-Endülüsî” olduğunu ifade ediyor.

Değişik tarihlerde 20’nin üzerinde seyyah Konya’ya uğrarken 12. Yüzyılın Konyası hakkında bilgi veren en önemli seyyahın “Ebu’l-Hasan Ali Bin Ebi Bekr El-Herevî” olduğunu öğreniyoruz. El-Herevî, Konya hakkında şu bilgileri veriyor:

“Büyük caminin yakınındaki kilisede Eflatun’un mezarı vardır. Kamereddin Bahçesi’nde bir kemer altında bütünü mermerden yapılmış, bir kadın ile bir erkeğin birlikte yattıkları mermerden bir yatak (lahid) gördüm. Bunun enini boyunu ölçtüm. Bu konudan inşallah Kitâbu’l Acaib’de söz edeceğim.”

 

***

1253 yılının 19 Nisan’ında Konya’ya gelen ve şehirde Franklar ile Cenevizlilerle karşılaşan Ortaçağın önemli seyyahlarından Rubruck ise, Konya’daki günlerini şu şekilde anlatıyor: “Konya’da birçok Frank buldum. Ayrıca, Akka’dan gelmiş olan Cenovalı bir tacirle tanıştım. Adı Nicolaus de Santo Siro idi. Yanında ortağı Venedikli Bonifatius de Molendino da bulunuyordu. Bu ikisi Türkiye’den şap madeni ticaretinin tekelini ellerinde bulunduruyorlardı. Bu şapları sultan sadece bunlar vasıtasıyla satabiliyordu. Fiyatı o kadar yükseltmişlerdi ki, daha önce 15 bizantiner olan bir parça şimdi 50’ye satılıyordu.”

 

İBN BATTUTA (1329-1330)

Asıl adı Abdullah Bin Muhammed Bin İbrahim Et-Tancî olan Arap seyyah İbni Battuta’nın, 1329-1330 tarihleri arasında Konya’ya geldiği ve “Tuhfetu’n-Nuzzâr fi Garaibi’l-emsar ve Acâibil-esfar” olan eserinde bu gezileri anlatarak Konya ve Mevlânâ hakkında şu bilgileri veriyor:

“Burası büyük bir şehirdir. Pek güzel bir şekilde inşa edilmiş olup, nehirleri, bağ ve bahçeleri ve meyveleri boldur. Daha önce anlatıldığı üzere, burada Kamereddin denilen bir cins kayısı yetişmekte olup, Mısır ve Şam tarafına sevk olunur. Şehrin caddeleri gayet geniş, çarşıları ise muntazamdır. Her sanat ehlinin kendisine mahsus bir yeri vardır. Rivayete göre; bu belde İskender tarafından kurulmuştur. Halen Karamanoğlu Sultan Bedreddin’in elinde ise de, Irak (İlhanlı) Sultanı’nın ülkelerine yakın olduğundan zaman zaman onun istilasına uğramıştır. Konya’da şehrin kadısı İbn Kalem Şah’ın zaviyesine misafir olduk. Bu zat, ahilerdendir; zaviyesi en büyük zaviyelerden biridir. Etrafında pek çok talebesi vardı. Onlar futuvvette kendilerini Emirü’l-Muminin Ali b. Ebi Talib’e kadar uzanan bir tarikata bağlarlar. Sufiler nasıl hırka giymekle tanınırlarsa, bunlar da şalvar giymekle tanınırlar. Kadı bize karşı gösterdiği; misafirperverlik ve iltifat hususunda öncekilerden daha cömert davrandı. Hamam giderken kendi yerine oğlunu bize arkadaş koştu.

Bu beldede âlimlerin kutbu, Şeyh Celâleddin’in türbesi vardır. Bu zat, Mevlânâ namıyla şöhret bulmuştur. Bilad-ı Rum halkından bir kısmı ona mensup olduklarından bunlara şeyhin adına nisbetle ‘Celâliye’ adı verilir, Irak’ta ‘Ahmediye’, Horasan’da ‘Haydariye’ denildiği gibi. Türbesi yanında bulunan büyük bir zaviyede gelen gidenlere yemek verilir.

Bu ülke halkı, Mesnevî’ye çok kıymet verirler, onun sözlerinden ibret alırlar, öğrenmeye çalışırlar ve Cuma gecelerinde zaviyelerde onu okurlar. Bu beldede Mevlânâ Celâleddin’in hocası olduğu söylenen Ahmed Fakih’in kabri de vardır.”

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

Hakikaten Konya, gezilecek ve görülecek güzellikte bir şehir. Konya’nın dini ziyaret açısından önemi o kadar büyük ki, bu büyüklüğü karşısında bizler (yöneticiler) aciz kalıyoruz.

Seyyahların Konya hakkında söylediklerine bakarak bu şehrin tarihi açıdan da ne kadar önemli olduğu bir defa daha ortaya çıkıyor.

Seyyahların gözlemlerini aktarmaya devam edeceğiz

gez-dunyayi-gor-konyayi---kapak.jpgmevlevi-tekkesi.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum