Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

GÖTEBORGLUNUN ÖZRÜ

A+A-

Yurtdışı seyahatimizin ikinci durağı Göteborg oluyor. Göteborg tarihi çok eskilere dayanmayan 300 yol evvel kurulduğu bilinen 600 bin nüfuslu, modern ve klasik mimarinin uyumlu dağılımı olan bir şehir. İsveç otomotiv sanayisinin devi Volvo’nun ve SKF rulman fabrikalarının merkezi. 60 bin öğrencisi ile tam bir üniversite şehri. Kuzey Atlas Okyanusu’ndaki Gulf Stream sıcak su akıntısının etkisinde olan şehir diğer İsveç şehirlerinden daha ılıman bir iklime sahip. Bu haliyle Küçük Londra da denmekte. 

Otelimiz çok temiz, şehrin kıyısında bir tarafı dağa ve ormana dayanmakta. Otel olduğu kadar da bir spor merkezi. Yüzlerce insan futbol, yüzme, kayak dersleri alabilmekte ayrıca her türlü cimnastiği yapma imkanına sahip olmaktadır. Bu haliyle hayıflanmamak elde değil.

Sabah otelde kahvaltıya iniyorum. Kısa bir atıştırmadan sonra genelde yaptığım gibi yürümeye çıkıyorum. Hava yağmurlu ve biraz da puslu. 10 dakika kadar yürüyorum. Kahvaltımı tamamlamak için tekrar salona geçiyorum. Bu arada kapıdaki görevli oda numaramı ve sabah kahvaltı için girip girmediğimi soruyor. Demek ki takipteyiz ve açık arıyorlar. Ben de olduğu gibi anlatıp “henüz kahvaltımı tamamlamadığımı, kısa bir yürüyüş sonrası geri döndüğümü” söylememe rağmen görevli öte taraftaki kadın şefe sorarak ondan da “olmaz” cevabını alıyorum.

İş artık iddiaya bindi. Kahvaltıdan ziyade gururuma dokunan bir hareket. Her ne kadar itiraz ettimse de kadın görevli, tekraren “olmaz, kurallara aykırı” diyor. Böyle bir ortamda insanın kendini ve inancını savunması o kadar güç ki, buna rağmen inatla “genel müdürle görüşme” isteğimi bildiriyorum. 

Biraz sonra orta yaşlarda uzun boylu, kibar bir hanım geliyor. Gayet nazik bir şekilde isteğimi soruyor. Genel müdür özür dileyerek kahvaltıya devam etmemi istiyor. “hayır”la beraber “sıradan bir insan olmadığımı, müslüman bir Türk olduğumu ve meselemin kahvaltı olmadığını, itirazımın yapılan haksızlığın giderilmesi için özrün beni kahvaltıya almayanlar tarafından yapılması gerektiğini, onurumun kırıldığını ve incindiğimi” belirtiyorum. Genel müdür gayet nazik bir eda ile bana bunu yapanları göstermemi istiyor. Esmer erkek görevli ve ardından bayanı işaretle gösteriyorum. İyi bir azardan sonra Şilili olduğunu öğrendiğim erkek “eğilerek özür diliyor”. Bu arada erkek görevliden ziyade bayan görevliden şiddetle özür istiyorum ve yerine getiriliyor. Kopuyorum ve “bir daha bir Müslüman Türk’ün hakkını yeme konusunda dikkatli olmalarını tembih ederek” keyifle ayrılıyorum.

İşimizi bitirdik. Akşam namazı için bize refakat eden Adem kardeşimizin genç oğlu Mustafa bizi mensubu olduğu milli görüş camiine götürüyor. Artık eskisi gibi diyanetçi, milli görüşçü ayrımı kalmamış. Camide her kesimden bizim insanımız kadar diğer ülke Müslümanları da var. Namaz sonrası 20 kadar gençle kısa bir sohbetimiz oluyor. Çoğu Konyalı ve akraba. Hepsi pırıl pırıl, iyi eğitim alıyor. Ülke meseleleri konusunda oldukça hassaslar. İçlerinden birisi annesinin de ziraat mühendisliği okuduğunu söyleyerek annesini arıyor. Telefonda net ve canlı bir ses “Hocam” diyor. İşte bu duygunun tarifi çok zor. Akşam yemeğine evine davet ediyor.

Gençlerle havalı tüfekle atış için poligona gidiyoruz. Sonrasında Mustafa’ların ve öğrencimin evine. Süheyla Hanım karşılıyor. Bizim dışımızda misafirleri de var. Nefis yemekler ve somon hazır. Süheyla kızımız başörtü meselesi yüzünden eğitimini tamamlayamamış. Evlenmiş ve Göteborg’a yerleşmiş. Harika üç çocuk, iyi bir eş, inatla tamamlanmış pedagoji eğitimi, dil; bunun yanında IGMG Kadınlar Komisyonu Başkanlığını da üstlenmiş. Kendi ifadesiyle “Ülkücülükten Milli Görüş’e terfi” ettik diyor. Gülüşüyoruz. Davasından hiç taviz vermemiş. Halen enerji azim dolu, tam bir hedef insanı. Hizmetin, fedakarlığın karşılığını alıyor. Çocuklarını sahiplenmiş. Sevgili eşi de o kadar memnun ki bu halinden.

İşte hayat, işte insan, işte anne, işte eş.

İşte sana örnek Anadolu’daki kardeş.         

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT