1. YAZARLAR

  2. Muzaffer Kırmacı

  3. Güzel Bakmayı Bilmek Güzeldir
Muzaffer Kırmacı

Muzaffer Kırmacı

Yazarın Tüm Yazıları >

Güzel Bakmayı Bilmek Güzeldir

A+A-

            Bugün gençliğime dönmek istiyorum. Gençliğimden bir kesit sunacağım. Umarım bu yazıdan birileri etkilenir, ders alır.

            İnsanların hayatında,   insanların geleceklerini belirleyen, bakış açısını anlamlandıran anlar olur, olmuştur. Zaten herkes aynı yerden baksa,  insanlar arasında bir problem olmaz. Ama herkes olaylar karşısında aynı yerden bakamaz. Bu zaten mümkün de değildir.

             Allah,  sizi bazen (lütuf olsun diye) öyle güzel bir kılavuzlarla karşılaştırır ki, o kılavuz bakışınızı değiştirir. Size yön verir. Allah bana da lütfetti gençliğimde bir kılavuz nasip etti. Dükkân komşumuzdu. Hayatın iyi ve kötü her şeyinden nasiplenmiş çilekeş bir fani idi. Eşini kaybetmiş, delikanlı oğlunu toprağa vermiş kendi halinde bir ayakkabı tamircisi idi komşumuz. İş gelirse tamir eder, iş olmazsa Osmanlıca kitaplarından bir şeyler okurdu. Bazı zamanlarda da mahalledeki emsalleri ile dama ve dokuz taş oynardı. Çok zeki olduğundan beş-altı hamle sonra ne yapacağını da iyi hesaplar, rakibi tam “Kazandım” diye düşünürken umulmadık bir şey olur, rakibin tüm taşlarını toplar ve galip gelirdi. Hoca “Allahuekber”  dediğinde işi gücü bırakır camiye koşardı. O ismiyle müsemma birisi idi, Abdullah’tı. Lakabı Haşiroğlu idi. Biz ona Haşir emmi derdik.

            Haşir emmi feleğin çemberinden geçmiş, gençliğinde hızlı yaşamış bir bıçkındı. Hani “görmüş, geçirmiş” insan deriz ya. İşte o Haşir emmi idi. Onun da “Ahhh” diyerek başladığı pişmanlıkları vardı. “Şimdiki aklım olsaydı” diye başlardı nasihatlerine.  Ama pişmanlıklarından dersler çıkarmıştı Haşir emmi. Hayatın sillesini yedikten sonra aklı başına gelmiş, durulmuştu. Hayattan edindiği tecrübeleri çevresine aktarır, bilge kişiliği ile kendisinin yaptığı hataları başkalarının yapmasına engel olmak isterdi.

            Sanat Enstitüsü’nde  bir arkadaşım beş vakit namazını aksatmazdı. Ama namazla bağdaşmayan İslâm’a mugayir ne kadar iş varsa onlara da meyilli idi. Bu arkadaşın durumunu sordum Haşir emmi’ye. “Namazını aksatmasın, ne iş yaparsa yapsın” dedi. Bir müddet düşündüm, aklım almadı. İçki iç, namaz kıl. Kumar oyna namaz kıl. Nasıl olacak bu? Aklımın almadığını, yapılan şeylerin birbirine uymadığını söylediğimde,  Haşir Emmi “Namaz tüm kötülüklere kalkandır. Namazını terk etmeyen bir insan gün gelir o çirkinliklerden utanmaya başlar ve o pişmanlıkla doğru yolu bulur” dedi. Bugün bu soruyu birilerine soracak olsam “Zındık! O boşuna namaz kılmasın” diyeceğinden hiç şüphem yok.

            Kaybetmek çok kolaydır. Kazanmaksa patika yollardan yalçın dağlara tırmanmak gibidir. Zaten zorluklarla elde edilen şey kıymetli değil midir? Baba parasını harcamak ne kadar kolaysa, alın teri ile kazanılanı harcamak da bir o kadar zordur. Haşir Emmi de çok zengin bir babanın oğluyken, yaptığı yanlışlardan sadece tecrübeler kalmıştı kendisine. Ama gönlü zengindi. Tecrübelerini paylaşırken gönül zenginliğini görürdük.

            Mekanın Cennet olsun Haşir Emmi.

 

            

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT