1. YAZARLAR

  2. İsmail Detseli

  3. Hasan Özönder, Süheyl Ünver’i anlattı
İsmail Detseli

İsmail Detseli

Yazarın Tüm Yazıları >

Hasan Özönder, Süheyl Ünver’i anlattı

A+A-

“Bir başkent daima başkenttir”demiş ya Tanpınar Konya için… Konya kültür başkenti oluşunu her zaman hissettiriyor. Haftanın her günü, ayın her haftası Konya’nın çeşitli derneklerinde kültür programları devam ediyor.

Gerek TYB Konya Şubesi gerek Koyunoğlu Müzesi İkindi Sohbetleri, gerek Aydınlar Ocağı Salı Sohbetleri, Hisder’in Cuma Akşamları ve daha başka birçok kuruluşumuzun devam eden sanat ve kültür sohbetleri kültür severleri memnun ediyor.

13 Şubat günü Koyunoğlu Müzesi’nde Konyamızın değerli hocası, sanat tarihçisi emekli öğretim üyesi Dr. Hasan Özönder hocamız ülkemizin sevilen sayılan çalışkan insanı tıp adamı Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver’i tatlı ve gönüle işleyen bir dille anlattı. Salonu dolduran nezih bir dinleyici kitlesine hitap eden Hasan Özönder hocamız kürsüye çıktığında başlayan ikindi ezanını huşu ile dinledikten sonra, o sözüne şöyle başladı:

“İstanbul’da her iskelenin vapuru tam saatinde kalkış yaparmış, ancak Beylerbeyi iskelesinin vapuru mutlaka birkaç dakika gecikmeli kalkarmış. Sebebi ise bu semtte oturanların münevver kültürlü insanlardan oluştuğu için vapur iskeleye yanaşınca birbirlerine iltifat ederek ‘siz önden buyurun yok lütfen siz buyurun’ derken vapur 5-10 dakika geç kalkarmış. Bizde mübarek ezana saygıdan dolayı ezanın okunup bitmesini bekledik onun için kusura bakmayın dedi ve sözü Süheyl hocaya getirdi.

Akademik hayatı süresince, Türk tıp tarihinin seçkin bir temsilcisi olarak yurtiçi ve yurtdışındaki sayısız kongre ve toplantıya katılarak bildiriler sunan ve bu alanda sayısız neşriyata imza atan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’e, Dr. Hasan Özönder; “Konya Tıp Fakültesi’nin açılmasında YÖK tarafından görevlendirilen bilirkişi heyetinde de Süheyl Bey var idi ve ‘Bir an evvel açılması lâzım’ diye imza atan bir değerli teşvikçidir,

17 Şubat 1898’de İstanbul’da doğan ve 14 Şubat 1986’da İstanbul’da vefat eden hekim, akademisyen, tıp tarihçisi, kültür adamı ve seçkin bir sanatkâr kimliğe sahipti” diyerek Süheyl Ünver’in şahsiyeti ve fikrî dünyasının çok yönlü bir portresini hâtıralarıyla sunmaya çalıştı. Dr. Özönder, O’nun dopdolu geçen hayatında yorulmak bilmeyen çalışma gücü, çeşitli konulardaki görüş ve düşüncelerine kadar özel hayatına dair bazı anılarından derlediği kesimleri de sundu. Vefatının 30.yılında Süheyl Ünver’in tekrar hatırlanmasına ve genç kuşakların onu örnek almasına vesile olmasını diledi. Ve hocası ile olan hatıralarına geçti:

“Hocamı İstanbul’a ziyarete gitmiştim. Ziyaret anında bana öğle yemeğini beraber yememizi önerdi, ben de severek kabul ettim. Çünkü bir ordinaryüs profesörün neler yediğini merak ediyordum. Odacısına bir işaret yaptı bir şeyler fısıldadı, tamam dedi. O da gitti biraz sonra yan odaya yemek için geçtik, yemekte üçer tane susamlı çörek kendisi için üç tane benim için de üç tane vardı. Yanında da o yıllarda meşhur olan elvan gazozu vardı. Bunları yedik…

Bir keresinde Mevlana törenleri için Konya’ya gelmişti. Hemen kendisinin yanına gittim ‘hocam izin verirseniz öğle yemeğini birlikte yiyelim’ dedim. Fevzi Halıcı’nın konuğuyum ondan izin al’ dedi. Fevzi Halıcı da izin verdi ayrıldık hocam bana‘Hasan Bey ev sahibi misafire tabi olur geleneğimizde. Yemeği ben ısmarlarsam olur’ dedi. Çaresiz kabul ettim, nedenini sordum.‘Şimdi sen ısmarlasan bana ya kebap ya da etliekmek ısmarlayacaksın, bunları yemek benim için intihardır. Ben bir doktorum’ dedi. ‘Çok yesen de ölürsün az yesen de ölürsün. Sen bunun ortasını bul ki sağlıklı uzun yaşayasın’ dedi. Hükümet Meydanı civarında bir pastaneye gittik. Yukarda bahsettiğim gibi muhallebi istedi yok dediler. Buzdolabında gördüğü sütlaçtan istedi, üç beş tane susamlı çörek ile sütlü mamul olan şeylerle karnını doyurdu geldik.

Hasan hocam, arşivci, not tutucu ve on parmağında on marifeti olduğunu söylediği ve daha ziyadesi ile çok mütevazi kişiliğe sahip dediği merhum hocasını şöyle anlatmaya devam etti:

Hoca bir talebesinin elinde rulo şeklinde bir büyük kağıt görür. İçerisine dikkat edince sülüs bir hat yazısı olduğunu fark edip talebeye sorar ‘yavrum aç bakayım şu yazıyı’. Açar talebe bakar harika yazılmış sülüs besmele. ‘Yavrum bu hangi sanaatkarın eseri’. ‘Filan kişinin hocam’. ‘Bununla bir tanışalım’‘Tamam hocam söyleyelim gelsin tanışın’. ‘Yok yavrum sanatkarlar emrivaki eder gibi ayağa çağrılmaz, biz onun ayağına gidelim tanışalım ’Böyle diyecek kadar da mütevaziydi hocamız...

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde görev yaparken nakışhâne açtığını ve buraya her yaştan insanın gelip öğrenci olduğuna şahit olduğunu ifade eden Hasan Ağabey,“gençleri anladım da bu yaşlı, eli titreyen, gözü görmeyen insanlar niye geliyorlar?” diye hocaya sordum. “Evlâdım, sanat, ölümü unutturur diye cevap verdi” dedi.

Hasan abi hocasını anlatmaya devam ediyordu:

“Bir konuşmamızda ‘hocam yaşınız sekseni geçmiş hala çok çalışıyorsunuz biraz istirahat etseniz’ dedim. ‘Olmaz Hasan ben Azrail’den korkumdan çalışıyorum’ dedi. ‘Nasıl olur hocam?’ deyince de başladı anlatmaya: Bir gün evde yalnızdım, hanım ve çocuklar yoktu, kapı çalındı, ben açtım. Karşımda bir güzel insan duruyordu… Ben bu zatı çok iyi tanıyordum ama ismini bir türlü hatırlayamadım. Selam verdi “misafir kabul eder misin” dedi, “hay hay” dedim… İçeri girdi oturdu, yemek, çay kahve ikram ettim, sohbet ettik… Ama hala adamın ismi aklıma gelmiyordu… Müsaade istedi, kapıdan çıkarken utancımdan “af edersiniz soyadınız neydi?” dedim. “Benim soyadım yok çünkü ben Azrail’im” dedi. “Canınızı almaya gelmiştim ama baktım çok çalışıyorsunuz vaz geçtim” dedi. “Efendim özür dilerim bir dahaki geleceğinizde bana bir işaret buyurur musunuz” dedim. “Olmaz Rabbim bu toleransı nice padişahlar krallar ve hükümdarlar gibi kimseler için bile tanımadı ve müsaade etmedi, onun kanununda böyle bir şey yok” deyince “Peki, siz lütfedip bir işaret veremez misiniz” diye rica ettim. “Sana şu toleransı tanıyayım. Çok çalış, çalıştıkça canını almam, ben arada sırada gelir, seni kapıdan pencereden izlerim ne zaman uyuşuk ve boş dururken görürsem o zaman canını alırım” dedi. Ben de ondan korkumdan çok çalışıyorum…

Bu kıssayı nefessiz dinleyen ben daha 18 yaşlarında bir talebeyim korkudan nutkum tutuldu rüyadan uyanır gibi hayretle sordum, “efendim bu söyledikleriniz gerçek mi? deyince benim o şaşkınlığıma bakıp “yok latifeydi Hasan” dedi Süheyl Ünver Hoca, biz de rahatladık.

Hasan Ağabey daha çok şeyler anlattı ancak biz sayfamızı aştık hepsini yazamadık.
Daha “Bir hoca olarak bizler için gençlerimizi, öğrencilerimizi, dostlarımızı sanata yönlendirmek çok mühim bir görevdir. Değilse, maalesef bu gidişle gençlik de Sahib-i Ata’nın sebil muslukları gibi kuruyabilir, sona erebilir. Bunlara sahip çıkmamız bize düşen görevlerdendir” dedi Hasan Ağabey... Asıl israf, ömrünü beyhude, boş yere, faydasız yere geçirmektir. 
Gökyüzünden düşenin parçası bulunur; ama gönülden düşenin parçası bile bulunmaz dediğini söyledi.

Değerli Hasan Hocam diline gönlüne sağlık… Allah razı olsun senden de Süheyl hocadan da…

Program sonunda Dr. Hasan Özönder’e günün anısına Konya Vali Yardımcısı Fahri Oluk tarafından Büyükşehir Kültür Yayınları, Kültür Sanat ve Fikir Adamları Derneği Başkanı Seyit Küçükbezirci tarafından da Şükran Belgesi takdim edildi.

Koyunoğlu Müzesi’nin yaşayan Konya hafızası ikindi sohbetlerinin önemi büyük. Bu gibi etkinlikler insanların hafızasına büyük bir hazine bırakıyor. Su akarken testinizi doldurmanız tavsiyemdir.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT