Ahmet Çapanoğlu

Ahmet Çapanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Mezar Taşı

A+A-

Bugüne kadar hiç düşündünüz mü, belki hiç birimiz düşünmemişizdir. Hayatın ne tezatlarla dolu olduğunu, nelerle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. Hiç birimiz şu akıp giden zaman içerisinde yaşadığımız hayatın, yaşadığımız sevginin, yaşadığımız mutluluğun kıymetini bilmeden, aldığımız nefesin farkında olmadan yaşıyoruz ve bazen kendi elleriyle hayatlarına son veren insanlar, kurtuluşun ölüm olduğunu zannedip, hayatın güzelliklerinden sevgiden kaçarak, mücadele hırsları körelmiş, tek kurtuluşun o olduğunu zannediyorlar.

Bu insanları hastanelere götürsek, sevgiyle umutla bakan gözleri göstersek yine aynı kolaylıkla hayatlarına son verebilirler mi?

Yine aynı kolaylıkla her şeyin bittiğini zannederler mi? Yoksa her bitişin, her yarım kalan şeyin sonunda, yeni bir başlangıcın olduğunu anlayıp hayata yapılan bu garip vedayı yine benimserler mi? 

Hastaneye gittiğinizde hiç dikkat ettiniz mi, hasta yatağında yatıp çaresizlik içerisinde kıvranan insanları fark ettiniz mi? Veya hiç fark etmeye çalıştınız mı? O insanların gözlerindeki ışıltıyı hissettiniz mi? Nasıl umutla beklerler yataklarında. Biraz daha sağlık, biraz daha sevgi, biraz daha mutluluk, biraz  daha nefes diye, gördükleri her beyaz önlüklü insana yüreklerini açarlar. 

Ama biz insanlar yüzlerce nefesi, bir o kadar günü boşuna sevgiden kaçarak yaşıyoruz.  Öyle bir kaçış ki sahte sözlerle, kandırmacalarla, yalanlarla beraber.  O insanlar ki sevdikleriyle geçirecekleri sağlıklı, mutluluk dolu bir gün için neler vermezler. 

İşte o insanlara sormak lazım; mutluluk nedir, sevmek nedir diye. 

Bunları neden anlatıyorum biliyor musunuz?

Bir gün bir mezar taşında bir yazı okudum.  İlk defa böyle bir şeye rastladım. 23 yaşında kanserden ölmüş fidan gibi bir gencin mezar taşı.  Aynen şöyle yazıyordu

“Tek üzüldüğü şey ayrıldığı sevgiydi. ”

Biz insanlar farkına varmadan harcadığımız o günlerin, bazı insanlar için ne kadar önemli olduğunun farkına varmıyoruz.  Belki yaşarken kaybettiğimiz değerleri önemsemeyip sonunu düşünmediğimizden veya gördüğümüz yaşadığımız olaylardan ders almadığımızdan, sevginin, hayata bağlılığın ne demek olduğunu kavrayamıyoruz. Her şeyi bir kalemde silip atmayı, hatta hayata bile son vermeyi en kolay çözüm yolu olarak kabul ediyoruz. En zayıf yanımız olan iradesizliği seçiyoruz. Bir küçük olayda ki mutluluğu yakalayıp, hayatın ne olursa olsun yaşanmaya değer olduğunu anlamıyoruz. 

Evet, 23 yaşında hayatının baharında, daha doya doya yaşayamadığı sevgiden mahrum olmuş bir gencin ardından yazılanlar “Tek üzüldüğü şey ayrıldığı sevgiydi.” Sevgi, belki kız arkadaşının adıydı. Belki de sevgi, yaşayamadığı bir mutluluktu, bekli de dostları arkadaşlarıydı. Gençliğinin baharındaydı, kim bilir ne hayalleri vardı.

Ve bazen küçük problemleri büyütüp dağların arkasına kaçıyoruz.  Bazen elimizdeki mutlulukla yetinmeyip daha fazlasını istiyoruz. 

Penceremizin önündeki çiçeği görmüyoruz da, bahçedeki veya uzakta bir parktaki güllere hayretle bakıyor onları izliyoruz. Ne olurdu ki insanlar bir parça gözünün önünde ki sevgileri, gözünün önündeki mutlulukları, gözünün önündeki yaşamı ve sağlığı görse ve onların kıymetini kaybetmeden önce anlasa daha iyi olmaz mı?

Sevgi dolu, sağlıklı, mutlu olmak elimizde. Hayatın değerini bilmek için hep bu örneklerimi yaşamak lazım. Elimizdeki sağlığın kıymetini bilerek, yanımızda olan ailemize ve sevdiklerimize vermemiz gereken sevgiyi, zamanında vakit geçmeden vermek gerekmez mi. Bugün var olanlarımıza sevgiyi vermek, sağlığın kıymetini bilmek çok mu zor.

İnşallah sonunda üzüldüğümüz şey “ayrıldığımız sevgi” olmaz.

 

CANA ŞİFA olsun    

Dün rüya, yarın hayaldir,
Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür.
Onun için bugüne iyi bak,

Gülümse…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT