1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. Mülkiyet Duygusu
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

Mülkiyet Duygusu

A+A-

          Mülkiyet duygusu iç telkinlerle bizi, sürekli sahip olmaya teşvik eden duygumuzdur. Bu duygu da insanlığın ilerleme motorlarındandır. Rekabet ve mülkiyet duyguları Allah’ın manevi yapımız içinde yarattığı büyük güçlerdendir. Parmak izi gibidir. İstense de yok edilemez. Ancak eğitilir, ıslah edilir veya geçici olarak baskılanabilir.

 

         Komünizmin kısa sürede iflas etmesindeki asıl sebep, bu gerçeği görememiş olmasıdır.  Çünkü komünizmle yönetilen ülkelerde çalışanların hepsi kamu görevlisidir. Bütün işler ve iş yerleri devletindir. Tek işveren devlettir. Kamu çalışanları arasında işini “Kendi işi gibi” yapanların oranı yüzde onsa, bu oran özel sektörde, yani gerçekten kendi işini yapanlar arasında daima yüzde yüzdür. Çünkü insanlar kendi işini yaparken, doğal bir itici güç olan MÜLKİYET DUYGUSU en güçlü haliyle, hep devrededir.     

 

         Geri kalmış ülkelerde tek işveren devlet olmasa bile devletin işverenlik payı yüksektir. Bu konuda devletin payı arttıkça ilerleme yavaşlar. Olabildiğince çok ve çeşitli işin serbest  piyasada, özel sektör tarafından yapılması ve bu konunun devletçe düzenlenip yönetilmesinde insanlık önemli bir mesafe almıştır. İleri ülkeler özel sektörü, devlet kadrolarındaki gizli komünistlerin yıpratmasına, ezmesine fırsat vermeden destekleyerek, sürekli büyütmektedir.

 

         Devlet piyasayı ve özel sektörü iyi yönetemediği zaman halk, “ Bu işleri devlet yapsın”, demeye başlar. Çoğu kez halka, kapasitesiz yöneticiler tarafından bu, özellikle dedirtilir. Çünkü işler devlet tarafından yapıldığında yönetmek daha kolaydır. O durumda liyakatsiz veya devletçi üst yöneticiler de kolay fark edilmez. Bunlar devleti zarara sokarlar ama sorumluluk hep ortada kalır. Bazen çok isabetli yasa ve yönetmelikler uygulama aşamasında katledilir. Bazen de çok liyakatli görevliler, torpilli ve liyakatsiz üst yöneticiler tarafından heba edilir. Sonuçta kötü gidişin faturası hep devlete ödetilir. Herkes sürekli eleştirir ama açık açık “Kral çıplak” diyen olmaz. Oysa özel sektörde bunların hiçbiri yoktur.  

 

         Esasen, “Devlet ticaretten elini çekmeli”, sözü bile eksiktir. İdeal olan, devletin sadece planlama, yönetim ve denetim işlerini yapması ama doğru düzgün yapmasıdır.       

 

         Komünist ülkelerde yaşam standardı konusunda eşitlik esastır. Eşit işe eşit ücret esastır.  Doğal olarak eşit ücretin sunduğu yaşam standardı da eşittir. Bu durumda her hangi bir çalışan çok çalışsa da, az çalışsa da maaşı değişmez. Verimli-verimsiz, özverili, çalışkan veya tembel olması, başarılı veya başarısız olması maaşını ve yaşam standardını değiştirmez. Bizde de kamu görevlilerinin ücretini başarısı değil, tahsil ve kıdemi belirlemiyor mu?

 

          Bu durumda insanların daha kaliteli bir yaşam için ek bir çaba harcaması anlamsızdır.  İnsanların daha çok ve daha verimli çalışarak, daha çok kazanıp, daha fazla mal-mülk sahibi olma arzusu da (MÜLKİYET DUYGUSU) pasif hale getirilmiş, ilerleme durmuş olur.

 

          Çünkü insanların işine daha çok kafa yorması, daha özverili çalışması, rutin çalışmanın ötesinde bir performans sergilemesi için bir sebep kalmamıştır. Herkes bunları ya maddi çıkarı, ya da manevi çıkarı için (Allah rızası için) yapar. Komünizm, dini dışlayan bir sistem olduğu için, o rejimde manevi çıkar için çok çalışmak da kapı dışarı edilmiştir.  

Bütün bu gerçeklere rağmen bizde hala en büyük işveren devlettir. Devletin inşaat, sanayi ve ticaretle uğraştığı ülkelerin geri kalmış ülkeler olduğu ortada. İleri olanlarınsa yüzyıllardır işlerini özel sektöre yaptırdığı, ona güvendiği, onu koruduğu, desteklediği ve onu iyi yönetme konusunda sürekli KENDİNİ geliştirdiği de ortada. Değirmenin suyu nereden gelecek belli, dünyanın gittiği istikamet de belli. Buna rağmen makroekonomiye yön veren makamlarda bile devletçi ekonomiyi savunanlar niçin var, anlamak mümkün değil. Bunu yazarken, somut olarak hiç kimseyi kastetmediğimi, hatta bunların kimler olduğunu bile bilmediğimi belirtmeliyim. Ama orta yerde bunun böyle olduğunu gösteren pek çok örnek olduğunu üzülerek hepimiz görüyoruz. Allah’a emanet olunuz.        

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT