Erdal Küçükşehir

Erdal Küçükşehir

Yazarın Tüm Yazıları >

NASIL BÜYÜDÜK?

A+A-

2015 yılı büyüme rakamları Mart ayı sonunda resmi olarak açıklandı. Türkiye 2015 yılında % 4 büyüme performansı göstermiş. Gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunun düşük emtia fiyatlarına bağlı olarak küçülme gösterdiği bir yılda (Rusya % -4, Brezilya % -3) bu rakam piyasaları şüphesiz sevindirdi. 2003-2015 dönemine ait bütün ülkelerin büyüme rakamlarına bakalım:

Dünya ekonomisi bu periyot da toplam % 3,8 büyüme göstermiş. ABD ortalama %2,2 büyürken, Japonya %1,8, Euro bölgesi %0,8, Almanya %1,2 büyümüş. Oysa bu 12 yılda gelişmekte olan ülkeler %6,3 büyürken, Asya Pasifik %8,4, Sahra altı Afrika %5,5 ile global büyümenin lokomotifi olmuşlar. Türkiye bu 12 yıl boyunca ortalama % 4,8 büyüme göstererek hem dünya ortalamasının hem de gelişmiş ülkelerin çok üzerinde bir gelişme kaydetmiş.

Hiç şüphe yok ki yaşanan iki genel seçim ve jeopolitik problemlerimize rağmen bu büyüme rakamı sevindiricidir. Gerek büyüme rakamı gerekse cari açığın düşmeye devam etmesi Türk Ekonomisi adına bardağın dolu tarafı olarak görülmelidir. Büyüme rakamının detaylarına inecek olursak 2014 yılında % 2,1 küçülme gösterdiği için Türkiye’nin büyüme rakamını olumsuz yönde etkileyen tarım 2015 yılında % 7,6 artmayı başarmış. Hizmet Sektörü % 4,8 büyürken endüstride %3,3 oranında büyüdüğümüz ortaya çıkıyor. Alt kalemlerde ise yıllık bazda finans ve sigorta faaliyetleri %10 büyürken inşaat %1,7 büyümüş. İnşaat sektörü 2013 yılında gösterdiği performanstan bayağı uzakta gözükmekte.

Bu rakamların içerisinde emin olun çok ilginç detaylar var. Türkiye toplam gelirini % 4 artırırken hane halkının tüketimi % 4,5, kamunun tüketimi ise % 6,7 artmış. Bu tüketim harcamalarının  çeyreğini gıdaya harcarken, %20 sini ise ulaştırma ve haberleşmede tüketmiş. Tüketim harcamalarımız ortalama büyüme rakamının üzerine çıkmış iken yatırım harcamalarımız altında kalmış. 2015 genelinde %3,6 artış gösteren yatırım harcamalarının neredeyse tamamı kamu yatırımlarından kaynaklanmakta.

2015 yılında biz bireylerin gıda ve giyim gibi harcamaları artış göstermezken, ulaştırma haberleşme ve konut masraflarının artmasını nasıl izah edeceğiz. Evet her şeye ve her olumsuzluğa rağmen Türkiye büyümüş ama yine tüketerek yine harcayarak büyümüş. 2012 yılından bu yana istediğimiz büyüme ivmesini yakalayamadık. Geçmişe baktığımız zaman global kriz sonrası 2010-2011 yıllarında %10’ları yakalamış bir ülkeyiz. 2010 yılında %10’un üzerinde büyüme gösteren sanayi ve imalat sektörü, 2012 yılından bu yana ivme kaybediyor.

Oysa yıllık %7 büyüyen Hindistan ve Çin’e baktığınızda imalat sektörünün her iki ülkede de büyümenin ana ekseninde olduğu görülüyor. Neredeyse son 3 yıldır Keynes’in beklenti veya psikoloji faktörü olarak izah ettiği gibi moralimizi yüksek tutarak araba, ev ve cep telefonu almaya devam ediyoruz. Bu tarz tüketerek kaç yıl daha büyürüz bilmek imkansız. Dünyada izlenen para ve maliye politikaları da kredi büyümelerini bu güne kadar destekleyerek bu tarz büyüme rakamlarına sebep oldu.

Sürekli iddia ettiğim gibi üretimin katkısı yani arz tarafındaki katkı, tüketimin katkısından yani talep tarafının katkısından büyük değil ise sadece kırılganlıkları artırıyorsunuz demektir. Negatif faizlerin popüler olduğu bir dünya da yatırımlar değil tüketimler artıyorsa bu sorundur ve ciddiye alınmalıdır.

Evet bardağın dolu tarafı global durgunluğa, jeopolitik sorunlara, son çeyrekte artan terör olaylarına ve yaşanan seçimlere rağmen büyümeyi ve cari açığımızı düşürmeyi başardık. Bardağın boş tarafında ise %4 büyümeye rağmen artan işsizlik, düşen milli gelir, tıkanan ihracat kanalları ve en önemlisi her yıl düşen imalatın payı. Yatırım oranlarımızın büyümeye katkı paylarını %10’lara çıkarmak zorundayız. Özel yatırım ve dış talep ağırlıklı olarak büyümeli, üretkenliğimizi sorgulamalıyız. Tüketmekten ziyade tasarruf oranlarımıza odaklanmalıyız. Gerçekçi büyüme Hindistan ve Çin örneklerinde olduğu gibi imalat sanayi ile sağlanabilir. Türkiye 2002-2007 döneminde ortalama %7 oranında istikrarlı bir büyüme göstermeyi başarmıştır. Türkiye, geç kalmadan, ekonomik kırılganlıkları artırmadan, gerçekçi ve sürdürülebilir büyüme  için bir yol haritası oluşturmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT