Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

NEZAKET ve AŞK

A+A-

 

(Gülü susuz beni aşksız bırakma)

Nezaket, başkalarına karşı ince ve saygılı ve dikkatli davranış biçimi olarak tarif edilmekte ve insanımızın giderek ihtiyaç duyduğu bir tavır olarak görülmektedir. Buna ihtiyaç duyan insan varlık renk, şekil bakımından farklı olduğu ve bunu kabullendiği durumda, manevi değerleri onaylama bakımından farklılıklar gösteren diğer insanlarla, nezaket gereği zaman ve mekânı sorunsuzca paylaşmalıdırlar.

Bir misalle, oruçlu olan bir insanın oruçlu olmayana, oruçlu olmayanın da oruçlu olana karşı nezaket göstermesi İslami olduğu kadar, insani bir görevdir de. Bu tür davranış biçimi “insanı çevreleyen tüm değerlerin hatırına” birbirine saygı duyulmasını belirlemede de etkin rol oynayacaktır.

Eski tabirle adabı muaşeret çerçevesinde dinimizin de emrettiği kurallardan biri de insana güzel davranmaktır. Konuşmalarımın başlangıcı, ortası ve sonunda sarfettiğimiz kelime ve cümlelerin ne kadarı insan ruhunu, gönlünü, kalbini okşayan sözler olduğunu bilmesi gerekmez mi?  

Önce kendimizden başlayalım, toplumun bir ferdi olarak günlük hayatımızın şöyle bir çetelesini tutalım. Birşekilde yüz yüze geldiğimiz, yolda, durakta, otobüste yani ortak bir mekânda karşılaştığınız kaç insana sempatik ikmal yapmışız, gülümsemiş veya selam vermişiz bir bakalım.

Görüntü itibariyle kalaklı-kulaklı insanlarla bir mekânda yüz yüzeyiz; adam bakıyor, sonra hop çekip gidiyor; ne selam, ne kelam, el de var elif’ siz lam.

Hele de bazılarının (haşa):

Büyük dağı ben yarattım, küçükleri size kaldı,

Yayla ovayı donattım, sizinkisi güze kaldı dercesine kibir ve gurur abideliği yok mu; delirtir insanı.

Yıllar önce yazar bir abimizle bir süreliğine bir ortamda bulundum. O zamanda şehirlerarası telefonlar PTT merkezlerine yazdırılarak bağlanırdı. Yıldırım da olsa bağlanma süresi santralcinin insafına bağlı idi. Nezaketin cümlelerinin ne işe yaradığını o zaman gördüm. Abinin santralciye ilk sözü çiçekler sunarım efendim olurdu ve telefon en kısa sürede bağlanırdı.

*****

Hayatta zarafet, nezaket, letafet olur da aşk olmaz mı, galiba insanlığı en büyük noksanı bu. Günümüz aşkının anlamında yozlaşmalar olsa da AŞK, hayatımıza anlam katan önemli değerler silsilesidir. Aşk ile hayat, gül ile suyun birbirine olan ihtiyacına benzer.  

*****

Günün birinde gül ile su karşılaşır, arkadaş olurlar. İlerleyen günlerde birbirlerini tanıdıkça arkadaşlık giderek dostluğa dönüşür. Gel zaman git zaman gül o kadar mutludur ki içi içine sığmaz,  etrafa güzel kokular saçar, sırf suyun hatırı için. Ancak suyun güle olan tavrı, gülün suya olan tavrı gibi değildir.

Günler, aylar birbirini kovalar, gül suyun ilgisini sabırla bekler, bekler. Gül her defasında suya “seni seviyorum” derken, suyun cevabı sadece “bende seni seviyorum” olur.

Gülün sevgisi o kadar ilerlemiş ki, bu sevgi aşka dönüşmüş, ancak su gülün aşkından pek haberdar değildir, sadece ben de seni seviyorum diyerek geçiştirir ve güle bir türlü beklenen karşılığı veremez.

Gün gelir, gülün aşkı kara sevdaya dönüşür ve hastalanır, bir zaman sonra pörsür, solar, koku saçmaz ve yatağa düşer. Belli ki gül ölecektir, gül son çare olarak güle döner ve “ben seni gerçekten seviyorum” der. Gülün haline üzülen su, hastalığın sebebini öğrenmek için hemen bir doktor çağırır. Doktor “hastanın durumu ümitsiz, elimden bir şey gelmez” der, “hastalığının sebebi nedir diye sorulunca da“ doktor suya şöyle bir bakar ve der ki, gülün bir hastalığı yok sadece susuz kalmış der. Son anda anlar ki su; sevgiliye sadece seni seviyorum demek yetmiyor.

Herhalde, “gülü susuz beni aşksız bırakma” şarkısı buradan doğsa gerek.

Rabbim kimseyi sevgisiz, muhabbetsiz, ilgisiz ve aşksız bırakmasın.

Allah’a emanet, hayra muhatab olunuz, efendim.  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum