1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. Ölü toprağı
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölü toprağı

A+A-

Bütün işlerini, ileride doğabilecek anlaşmazlıklara meydan bırakmayacak şekilde düzenleyenler, zaman ve enerjinin kıymetini bilenlerdir. Çünkü şirketlerin, kooperatiflerin, ortaklıkların, başkalarıyla birlikte yürütülen bütün işlerin kısa sürede anlaşmazlıkla bozulması, çoğu kez bu sebeptendir.

Anlaşma ve uzlaşmayı bilmemekten dolayı ortada kalan işler, çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden kapanan tesisler, geri kalmışlığın görüntüsüdür. Yaygın olarak görülen kavgalar, küslükler, kan davası ve düşmanlıklar da geri kalmış, cahil kişilerin, yörelerin ve toplulukların karakteridir.

Şartname veya anlaşmalardaki belirsizlikler, aldatıcı kurnazlıklar, ileride anlaşmazlığa sebep olabilecek boşluklar, güven sebebiyle yapılan ihmaller kimseye bir yarar sağlamadığı gibi hep zarar getirmiştir. 

Yasalar, yönetmelikler ve kamuya hitap eden talimatlardaki boşluklar,  belirsizlikler de huzursuzluğa, karmaşaya ve atalete yol açar. 

Tekdir etmek kolay, takdir etmek zordur. Ama yeni bir heyecanla, cesaret, ümit ve moralle yeniden atağa kalkmak, ancak takdir ve taltifle mümkün olur. İnsan yalnızca tekdir değil, takdir edecek şeyleri de görmeye çalışmalıdır.

Sürekli yanlış arayan, devamlı ağman ve eksik bulup eleştiren moral bozar,  işten soğutur. Yılgınlık ve miskinliğe itilenin üzerlerine “Ölü toprağı serpilmiş gibi” olur. Sırf yıkıcı eleştiriyle işi tekrar canlandırmak da mümkün olmaz.

Bir yere adeta “Ölü toprağı serpilmiş gibi” bir durgunluk hakim olmuşsa, belli sebepleri vardır. Ya o durumu önlemekle görevli kişiler hiç yoktur, ya da hali hazırdakiler liyakatsizdir.   

Yahut da sorumlu, sorumluluğu oranında yetki ve donanıma sahip değildir.  Oysa sorumluluğu ölçüsünde yetkisi de olması gerekirdi. Ya da bir yetkilinin yetkisiyle orantılı olarak sorumluluğu da olmalıdır. Bu denge çok önemlidir.

Hangi yetki ve sorumluluğun kimde olduğu net olarak belli olmadığı durumlarda da böyle problemler ortaya çıkar. Bu durumda ortaya çıkan yanlış, eksik ve zararların sorumlusu bulunmaz,  sorunlar sahipsiz ve çözümsüz kalır.

Bazı yanlışlar işin doğasından kaynaklanır. Hiç yanlış yapmamak ve her işi en mükemmel şekilde yapmak, ancak Allah’a mahsustur. Gerçek bir ihmal ve art niyet taşımayan, önemsiz eksik ve yanlışlar da cezalandırılırsa,  “İş yapma, yanlışlık da olmasın” mantığı çalışanlara sinsice egemen olur. Örneğin kömür ocaklarını temelli kapattığımız zaman üretim durur, iş kazası da olmaz. Ama doğrusu ocakların eksik ve yanlışlarını giderip, onları tekrar üretime açmaktır. Atalarımız, “Paça ıslanmadan balık tutulmaz” demişler.

Bazı kamu görevlileri arasında “Sallabaşı al maaşı” türünden sloganlar ortaya çıkması da bundandır. Temelinde az eleştiri almak için az yanlış yapmak, bunun için de az iş yapmak mantığı vardır. Çünkü iş yapılmayan yerde yanlışlıklar da olmaz veya az işin yanlışı da az olur. Bazı müfettişlerimizin tenkitte aşırıya kaçması da böyle sonuçlar doğuruyor. Geri kalmış ülkeler biraz da bu yüzden geri kalmıştır. Aynı durum özel sektör işletmelerinde, hatta bazen kendi işini yapanlarda bile söz konusudur. Çalışanların durgunluk ve çekingenliği yöneticileri bunaltınca bazen onlara “Yanlış yapmaktan korkmayın, yeter ki iş yapın” deme gereğini duyarlar. Sık sık ekonomik kriz yaşayan ülkelerin iş adamları, ihtiyatlı davranmakta aşırıya kaçarlar. Özellikle kriz dönemlerindeki tahsilat problemleri yüzünden satışları azaltırlar. Böylece atalete düşerler. Bu durum tüketimi de olumsuz etkiler ve ülke ekonomisini durağanlığa sürükler.

Ülkede kriz çığırtkanlığı yapanların ön görüleri yıllardır tutmadığı halde o iddiayı ısrarla sürdürmüşlerdir. Sırf bunun yarattığı tedirginlik bile ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. Bu da ülkenin üzerine sıkça serpilen, başka bir ölü toprağıdır. Allah’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT