1. YAZARLAR

  2. Nazmi Sırıt

  3. Ordu millet el ele (Bir özür borcumuz var...)
Nazmi Sırıt

Nazmi Sırıt

Yazarın Tüm Yazıları >

Ordu millet el ele (Bir özür borcumuz var...)

A+A-

1984 yılında Eruh baskınıyla başlayan devlete karşı aleni başkaldırma ve isyan hareketleri aradan otuz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen gücünden bir şey kaybetmeksizin geride acı ve gözyaşı bırakarak eylemlerine devam etmektedirler.

      Otuz binden fazla askerimizin, polisimizin, geçici köy korucumuzun, öğretmenimizin, mühendisimizin, bölge insanımızın hunharca şehit edildiği olayların can kayıplarımız dışında mali faturası da büyük olmuştur. Ülkemizin eğitiminden, sağlığından, istihdamından kısılarak terörle mücadele gibi dipsiz bir kuyuya atılan meblağ 600 milyar dolarları aşmıştır.

      Her olay ve her şehit cenazemiz sonrasında, ülkeyi yönetenler o bildik sözlerle ve sloganlarla toplumumuzda ki infiali söndürmeye, acıları dindirmeye çalışsalar da kanayan yaramıza neşter olamamışlardır.

      Bilinen gerçek şudur ki ortada büyükçe bir yangın olmasına rağmen yangını söndürecek ekipler, ya teknik ve taktik olarak kifayetsiz ve moralsiz ya da yeterli alet ve edavattan yoksundurlar.

      Yetkililer büyük resme bakmak yerine idare-i maslahatçılık yaparak, kime hizmet ettiği belli olmayan yeni anayasa ve açılım safsatasıyla, ne şiş yansın ne kebap mantığıyla mücadele ediyor gibi gözükerek, aslında hiç bir şey yapmamaktadırlar.

      Oysa işin doğrusu, sivrisinekleri sağda solda arayıp, tek tek yok etmek yerine terör bataklığını toptan yok etmek ve kurutmak, terörle mücadelenin temel şartı olarak kabul edilmelidir.

       Burada her kafadan ayrı bir ses çıkması yerine konunun uzmanlarına yetki devri şarttır. Ve terörle mücadele edecek kurumlarımızın başta Türk silahlı kuvvetlerimiz ve polis teşkilatımız olduğunun altı kalın çizgilerle çizilmeli ve belirtilmeli, işlerine müdahale edilmemeli ve her ne surette olursa olsun, birilerine şirin gözükmek adı altında ne terörle mücadele yasalarıyla, ne de polis vazife ve salahiyet kanunuyla oynanmamalı, konuya profesyonelce yaklaşılmalıdır.

       Hayatlarında birbirlerine fiske atmamış, taş atmamış gençlerimizi, eline ağır makineli silahlar vererek, üstelik iki aylık eğitimle ‘’GİDİN AKAN KANI DURDURUN.’’ diyerek teröre yem etmek gafletinden kurtarmalı, tez elden profesyonel orduya geçilerek gerilla savaş metotlarıyla teröristlere anladıkları dilden cevap anında verilmelidir.

      Gelelim asıl çözmemiz gereken en önemli meseleye. Maalesef terörle mücadeleyi yapacak ekibin yani Türk silahlı kuvvetlerimizin moral gücü sıfırdır, kolu kanadı kırılmış, psikolojik olarak da bu durumdan son derece rahatsızdırlar.

       Türk silahlı kuvvetlerimiz geçmişte belirli çevrelerin boy hedefi haline getirilerek, başta eski Genel Kurmay Başkanı’mız İlker Başbuğ ve üst rütbeli generaller, subaylar ve astsubaylar olmak üzere, Ergenekon, Balyoz, Yakamoz, Ay ışığı davalarıyla itibarsızlaştırılmak istenmiş, hayatını ülkenin bölünmez bütünlüğü ve sınırlarımızın güvenliği için, gerektiğinde canlarını seve seve feda edebilecek şekilde yetiştirilmiş kahramanlarımız,  maalesef okyanus ötesinden Kanada’dan din değiştirmiş, meczup bir gazeteci bozuntusunun, deli saçması iddiaları ile ve yine gizli tanık diye adlandırılan, ne idiğü belirsiz, hain PKK lider kadrosu atıklarının beyanlarıyla, planlı bir şekilde apar topar tutsak edilerek, zindanlara gönderilmiştir. Kahramanlarımızın bir kısmı kansere, bir kısmı ince hastalığa yenik düşerek, bir kısmı da kahrından hayatlarına son vererek, kendilerine reva görülenlere adeta isyan etmişlerdir.

      Silivri’deki iddialar o kadar acımasız, o kadar onur kırıcı hal almıştır ki, devlet ricaline suikast girişimlerinden tutun da, kargaşa yaratarak cami bombalamaya kadar varan bir dizi deli saçması, düzmece iddialarla, peygamber ocağımız büyük töhmet altına sokulmuş, haysiyet ve şeref cellatları, hedefi on ikiden vurarak, gözbebeğimiz gibi sakındığımız ordumuzu itibarsızlaştırma projeleriyle adeta onurlarını ve gururlarını yok edecek biçimde ayaklar altına almışlardır.

      Şimdi de hiçbir şey olmamışçasına biz bu orduya diyoruz ki, “Yürüyün arkadaşlar, bu işi kökünden bitirin, ülkeyi ve bizi bu beladan kurtarın…”

      Sorarım size,

      Eyy Leş kargaları! Cüllülük kuşları!  Sahte kabadayılar! Satılmış kalemşörler! Yerin dibine batırdığımız, bu ordu terörle mücadele edin diye gözlerinin içine baktığınız Türk silahlı kuvvetlerinden, bir müddet önce yok etmeye çalıştığınız bizim ordumuzdan başkası değildir.

      Biraz utanma duygunuz, biraz vefanız, biraz da vicdanınız kaldıysa gidin o paşalardan, askerlerden ve ailelerinden, Hasdal’da, Silivri’de tutsak ettiğiniz, hayatından çaldığınız yıllar için özür dileyin.

      Burada teklifim, sap ile samanı birbirine karıştırmadan suça bulaşmayan, Türk silahlı kuvvetlerimiz mensuplarının kırılan onurunu ve gururunu, kaybolan mücadele gücünü ve moral değerlerini tamir etmek, onarmak adına;

      Geçmişte tüm yaşananlardan dolayı başta Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ paşamız ve kuvvet komutanlarımız olmak üzere kahraman askerlerimizden devlet töreniyle ‘’İADE-İ İTİBAR’’ edilerek, milletçe kendilerinden özür dileyerek helalleşmek gereğidir.

       Hiç vakit geçirmeden hemen şimdi gününü tespit ederek, iktidarıyla, muhalefetiyle, kadın, erkek, çoluk, çocuk güçlü bir şekilde hep birlikte ‘’Yalnız Değilsiniz ’’ diyerek, o sesi verelim.

‘’TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR,

ORDU MİLLET EL ELE…’’

 

     

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

7 Yorum