1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fikret Akınerdem

  3. Osmanlı nüfusu artmadığı için mi son savaşları kaybetti?
Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı nüfusu artmadığı için mi son savaşları kaybetti?

A+A-

Osmanlı İmparatorluğunun teknolojide geri kalması ve bu yüzden son savaşları kaybetmesi hep anlatılır. Ancak üzerinde fazlaca durulmayan önemli bir husus Osmanlının özellikle Rusya’ya karşı kaybetmesinde teknolojik geriliği kadar nüfusta da geri kalmasının önemli bir rolü olduğudur. Bu konuda Tarihçi Prof. Erhan Afyoncu’nun yaptığı dikkat çekici bir araştırmanın özetini ele alıyorum. 


Osmanlı, Beylikten imparatorluğa dönerken nüfusunun da önemli rolü vardı. Bu dönemde birçok Avrupa devletinden daha fazla nüfusa ve 10 milyon km2 lik alana sahipti. Ancak 17.yy’dan itibaren denge Osmanlı nın aleyhine dönecek, 17-18. yy’da nüfus fazla artmazken, Avrupa 100 milyondan 190 milyona çıkacaktı.

Avrupa nüfusunun 18. yüzyılın ortalarından itibaren daha fazla ve farklı ürünlerin ekilmesi, taşımacılığın gelişmesi, daha fazla toprakla tarım yapılması, salgın hastalıkların azalması, daha gelişmiş halk sağlığı tedbirleri sonucu ölüm oranları hızla azaldı. 1750-1850 tarihleri arasında Avrupa ülkeleri ortalama insan ömrü uzadı. Ömür Fransa’da 28’den 34’e, İngiltere 37’den 40’a, İsveç’te 37’den 43’e yükseldi.

 

Bu arada Afrika da sömürgecilik hareketleri ve oralardan göçlere bağlı olarak nüfusundaki artış sayesinde yavaş yavaş gelişmekte olan sanayi kollarına ucuz iş gücü temin edildi. Ayrıca savaşlarda asker temininde bazı zorluklar aşıldı ve Avrupa ordularının büyüklüğü arttı. 

 

17. YY sonlarında Çar Petro ile Avrupa sahnesine çıkan Rusya nüfusu hızla arttı ve Osmanlı karşısında üstünlük sağladı. Rusya’nın nüfusu 1500’lerde 6 milyon, iken 1600’lerde 13 milyon, 1700’ de 15 milyon, 1800’lerde 40 milyon, 1871’de ise 90 milyondu. 1700’lerde 32 bin asker çıkarırken, 1871’de 750 bin ordu gücü olmuştu. Osmanlı ordusu ise aynı dönemde yaklaşık 150 binden ancak 300 bine ulaşmıştı. 1877-78, yani 93 Harbine girerken askeri ve teknolojik üstünlüğü ile nüfus Ruslardan yana idi.

 

Birinci Dünya Savaşı başladığında Rusya 175 milyon nüfusa 12 milyonluk orduya sahipken Osmanlı 22 milyon nüfusa, sadece 2 milyon 750 bin askere sahipti. İmparatorluğun son iki asrında Osmanlı nüfusu hemen hemen aynı kalırken Rusya nüfusu 10 misli, ordusu Türk ordusunun beş misline yakın artmıştı. Artmayan nüfus bize milyonlarca kilometre karelik alan kaybına mal olmuştu.

Cumhurbaşkanımız yıllardan beri genç nüfusumuzu korumak ve daha güçlü bir Türkiye için ailelerin en az üç çocuk yapması gerektiğini söylüyor. Bir haliyle yani yaklaşık 2000 yıllık süreçten baktığımızda ülkemin geleceği için en önemli konusu genç nüfusun hayatî bir devlet meselesi olduğudur.

 

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında da nüfus planlaması yerine artış teşvik edilmişti. Zira Balkan, Trablusgarp, Birinci Dünya ve İstiklal Savaşı derken nüfusumuz oldukça azalmıştı. Bu yüzden Cumhuriyet kurulduktan sonra nüfus artışı teşvik edilmişti. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde nüfus artışını teşvikte gazetelerimizin önemli rolü olmuş,  çok çocuklu ailelerin fotoğrafları yayımlayıp Avrupa’da nüfus artışından örnekler verilmişti. Böylece artışı teşvik edici politikaların uygulanması ile nüfusumuz 1927’de 13.6 milyon iken 1940’da 17.8 milyona ulaşmıştı. Son yıllarda nüfusta azalan bir artış olduğu ortadadır.

 

Osmanlı da bırakın nüfus kontrolünü bir keçinin bile kaydı vardı. Osmanlıda vergi nüfusu sayımına “tahrir” denir, tahrir memurları bir emin ile bir kâtipten ibaretti. Tahrir emini bölgeden gerekli vesikaları toplayarak eski sayım defteriyle karşılaştırmalı yeni deftere kaydederdi. Bir keçinin bile sayım harici kalması devletin gelir kaybına sebep olacağından dikkat edilirdi. Aşiretler bile yaylaklara çıkarken ırmak geçitlerinde durdurulup, koyun ve keçileri sayılırdı. Tahrir, bölgenin durumuna göre yaklaşık iki yıl sürerdi. Tahrir yapılıp gerekli bilgiler topladıktan sonra defter merkeze getirilir, icmal hazırlanırdı. Daha sonra padişah tuğrasını taşıyan bir kopya ait olduğu beylerbeyliğe gönderilir, bir kopya da İstanbul’da Defterhane-i Âmire de saklanırdı. Bir keçinin dahi ihmal edilmediği işte Osmanlı gerçeği buydu.

Örnek alınacak bir araştırma. Umarım, 3 çocuk projesinin niyet ve anlamını hatırlatır. Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum