1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan

  3. RAHMET AKŞAMLARI (2)
Mustafa Balkan

Mustafa Balkan

Yazarın Tüm Yazıları >

RAHMET AKŞAMLARI (2)

A+A-

Düşünce ve fikir dünyamızın kalıplarını oluşturmada yazdığı telif eserleriyle öncülük edem ilim adamlarımızdan olan Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç’la olan sohbete, Konya’dan Rahmet Akşamları programında, önemine binaen kaldığımız yerden devam ediyoruz.

İstifade etmeniz temennisiyle…

“İSLÂM KELİMESİ KİRLETİLDİ”

Mahmut Erol Kılıç: Eğer Batı, bugün belirli noktalara gelmişse kendi kaynakları üzerinde bazı atılımları, açılımları yaparak ve bunları sorgulayarak gelişmiştir. Aynı şekilde bizim İslâm dünyası da, yüz yılın başına gelinceye kadar hatta bazı bilimsel gelişmelerin de kaynağı olmuşsa İslâm dünyasında bugün birçok terör örgütü mensubu gençler; “Kur’an bize yeter” veyahut da “Kur’an ve Sünnet” gibi ne idüğü belirsiz kavramlarla hareket etmektedirler. Tıpkı tarihte haricilerin, Kur’an yapraklarını mızrakların ucuna takarak hareket etmeleri gibi. Dolayısıyla bugün her Kur’an diyene de hemen ‘a ne güzel’ demememiz gerekiyor. Kur’an’dan ne anladığı çok önemli. Bu açıdan da İslâm kelimesi kirletildi. Kur’an hakeza… Sünnet hakeza… Sünnet deyince ne anlıyorsun? Yâni sünnet denildiğince ne anlıyorsun? Onu iyi tayin etmemiz gerekiyor.

TÜRKİYE’DE HİYERARŞİ PROBLEMİ VAR

Geleceğe yönelik bizim beşeri yorumlarımız şu anda gördüğümüz hadisatın, tıp diliyle semptomları denilen hastalığın, doktorların bu semptomları dinleyerek bunun üzerine bir hükme vardığı gibi bizde gelecekle ilgili bir vizyon geliştirebilmemiz açısından şu anda yola çıkmamız gerekiyor.

Tabiki mukadderat Hak Teâlâ’nın elindedir. Gidişat nasıl cereyan eder? Görünmez el nerede devreye girer? Bunların hepsini de ihtimal dâhilinde bırakarak onu düşünüyoruz. Böyle şeyler tarihte olmaz demiyoruz. Ama biz fizikî tarih açısından baktığımızda, şu anki gidişatta Müslümanların ehem mühim sıralaması dediğimiz eski tabiriyle neye öncelik verdiklerine bakarak bu hükme varacağım. Şu an öncelik verdiklerinin hiç biri maalesef gerçek mânada öncelik verilmeye lâyık şeyler değil. Bir hiyerarşi problemi var. Yâni evvel emirde en önemli mes’ele şudur denilecek konuyu en arkaya atmışlar, en Frenkçe tabiriyle palyatif denilen kenarda, cüz’i, tâli bir konuyu din içerisinde de, din dışı alanlarda da en dışsal konuları çok büyük bir noktaya taşımak suretiyle tamamen bir kavram kargaşası içerisindeler. Müslümanların önce yapması gerekli olan şey; tashih-i itikat dediğimiz eski meratib anlayışını, dini eldeki ontolojik ve epistemolojik anlayışı yeniden vaz etmeleri gerekiyor. O da bizim geleneğimizde olduğu gibidir.

“ALLAH’IN İLMİYLE AHLÂKLANMALIYIZ”

Nedir en baş ilim?

Onu bilmesi gerekiyor ve buna tabi olarak diğer ilimler kendini şekillendirmesi gerekiyor. Siz eğer varlık katmanlarının içerisinde en üst mertebeyi Hak Teâlâ’yı veriyorsanız, en büyük varlık O diyorsanız, hatta O’ndan başka varlık yok diyorsanız eğer O’nun ilmî ve O’nun ilmiyle ahlâklanma ilminin birinci sıraya oturtulması gerekir. Ve bunun nasıl oturtulacağının stratejilerinin geliştirilmesi gerekir. Bunun topluma yaygınlaştırılması gerekir. Bunun aile bazında, okul bazında, toplum içerisinde bu nefesin eğitim yoluyla yaygınlaştırılması gerekir. Fakat maalesef bu yapılmadığı zaman İslâm sadece en alt düzeylerde bir ideoloji haline getirildiğinde, bugün gözden kaçan bir şey var. Müslümanlar şu an ideolojik olarak bir aksiyon yapıyorlar mı yapmıyorlar mı onu esas alıyorlar. Ona bakıyorlar. Ama onun haricinde bireysel mânada baktığımız zaman toplumda hırsızlık, toplumda sahtekârlık, yalancılık, güvensizlik, sokaklarda emniyetin olmadığı, efendim aile içlerinde problemlerin yaşandığı bir yapı da beraberinde oluşmaya başlıyor.

Bunun sebebi o İslâm’ın ruhundan uzaklaşmış, siz İslâm’ı ideolojik olarak ne kadar slogan olarak İslâm, İslâm, İslâm diye bağırsanız da, bu ideolojinin ötesinde şümullü bir kapsayıcı alan olmadığı zaman insanın maneviyatını, insanın yapısını oluşturmadığı zaman, saf ideolojide kaldığı zaman,  o zaman siz, o İslâm’ı değil dünyaya, kendi toplumunuza dahi hakim olmasını beyhude beklersiniz.

MARJİNAL FİLMLERLE TOPLUMUN KALİTESİ DÜŞÜRÜLDÜ

-Hocam din bir kelâm ve söz dini değil, bir amelle bir hayat dini. Hayatın her alanını  kuşatıp şekillendiren yaşam tarzımız.  A'dan Z’ye güzelleştirmeye yönelik. Siz diyorsunuz ki, öce biz hayattaki silsilemizi yâni meratıbımızı gözden geçirmemiz lâzım. Başa da Allah’ın ve Resul’ün ortaya koyduğu efendim sahabe-i kiram neslinin ve o silsileden, o gelenekten beslenen işte Hz. Mevlâna gibi, Hasan-ı Basrî gibi,  Cüneydî Bağdadî gibi, İmâm-ı Gazalî gibi kendi coğrafyamızdaki Şeyh Edebâlî’den Hacı Bayram-ı Velî’ye, Hacı Bektaş-ı Velî’den Aziz Mahmud Hüdâî’ye varıncaya kadar bu geleneği hayata hakim kıldığı, öğreticiliğini yaptığı ve yaşadığı değerlerin yaygınlaşması lâzım diyorsunuz.

Bunu nasıl yapacağız?

-Efendim! Bu zatların çok özür diliyorum çok vülgarize edilmiş bir şekilde bazı filmlerinin yapılmasıyla bu iş olmaz. Bu zatların mukabili olarak Batı toplumundan sayabileceğimiz Akinolu Thomas gibi yüzlerce düşünürün ciddi manada düşünceleri üzerinde analizler yapılmıştır. Ve o düşüncelerden yola çıkarak bir toplum ve devlet inşa edilmiştir.

Biz bugün maalesef bu dediğimiz büyük bilgelerin sadece bazı menkıbe-i hayatlarını nasıl film yaparız noktasındayız. Film yapılmasın demiyorum. Tabiki kaliteli bir şekilde yapılsın. Maalesef o vizyon olmadığı içinde tarihte, geçmişte – şu an Allah’a şükür çok güzel diziler ve filmler yapılmaya son 5-6 yıldır Türkiye’de başlandı- ama bu arada televizyonlarda başka diziler anlamında, gerçekten bir rol model olarak toplumun önüne çok yanlış kimlikler; yâni kabadayı,  vurmak - kırmak bugün 14-15 yaşındaki bir delikanlı bu diziyi izlediğinde elde edeceği şey bıçak, kan, kırmak, dökmek gibi mefhumlar, kavramlar örülü…  Ya bu toplumda hiç mi bilge yok, hiç mi şair yoktur. Bu toplumda hiç mi âşık yoktur. Bu toplumun o kadar güzellikleri o kadar senaryolaştırılabilir ki, bu toplumun en dışlanmış, en aşağılarda yer alan kesimlerinin, marjinalinin de marjinali kesimlerin ahlâkî değerler olarak da belki de çok üste alınmayacak hayatlar filmleştiriliyor.  O hayatlara ben bir şey söylemiyorum. Herkesin yaşadığı hayat kendine mübarek olsun! Ama örnek alınacak hayatlar değiller o insanlar. O hayatların filmi yapılamaz. O açıdan o filmler yapılarak toplumun kalitesi düşürüldü. Ben bunun arkasında birtakım başka projeler de hissetmekteyim. Toplumun kalitesini aşağıya doğru çektiğiniz zaman da sokakta emniyetiniz de kalmaz,  insanların birbirine güveni kalmaz. Bundan 100-150 sene evvelini bırakınız, yani hepimiz şahidiz bundan 15-20 yıl evveline kadar daha evlerin kapılarında kilit yoktu, değil güvenlik sistemleri.

İnsanlar birbirlerinin evlerine rahatlıkla girerlerdi.

Haram helâl duygusu vardı.

Fakat bu duygular kaybolunca günahlar, haramzedelikler, haram yemeler ve başkasının hakkına tecavüz etmeler normalleştirildi. Artık kanıksanıyor, normalleşiyor.  Ve yeni büyümekte olan bir delikanlı da bu rol modelleri alarak ‘ben de böyle olmalıyım’ demeye başlıyor.

 

YARIN: ROL MODEL ŞAHSİYETLER, AHLÂK VE TASAVVUF.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT