1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan

  3. Rahmet Akşamlari (3)
Mustafa Balkan

Mustafa Balkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Rahmet Akşamlari (3)

A+A-

İslâm dünyasının ve Müslümanların geleceği nasıl inşâ edilir sorusunu cevaplandırırken ahlâkı merkeze alan bir anlayış üzerinden, dizilerin oluşturduğu rol modeller üzerinde duran Prof. Dr. M. Erol Kılıç, Mevlâna Dergâhı Gül Bahçesi’ndeki konuşmasında şu dikkat-i nazara temas etti.

 

İSLÂM ROL MODELLERİNİ KAYBETTİ

Rol model şahsiyetler her şeyden evvel kimdirler? “Ben o kimselerin yürüyen ayakları, tutan elleri, gören gözleriyim”  dediği Hakk Teâlâ’nın, kendilerine bakıldığı zaman hak görülen kimseler yeryüzünde. Bu mânada fonksiyonları, işlevleri çok önemli o kimselerin. Bu kimselere bakıldı zaman, bu kimselerin yanında bulunduğu zaman bir insanın aklından kötü şeyler geçmez hiçbir zaman için. Fakat o insanlar kayboldu. Şu an herşey kavramsallaştırıldı. İslâm bugün rol modellerini kaybetti. Hatta daha ötesini söyleyeyim size; bugün İslâm’ın manevi yönü üzerine temerküz ettiğini söyleyen ve öyle olması gereken, tarihte de bu noktada çok önemli rol modeller üretmiş çok asil bir mektep olan tasavvuf mektebi dahi bugün bir kavramlaşmadan ibaret hale geldi.

 

“TASAVVUF İNSANI İNŞÂ ATÖLYESİDİR”

Tasavvuf her şeyden evvel bir insan inşâ atölyesidir. O atölyelerde insan inşâ edilir. O insan inşâ edilme âdeta unutuldu, ihmal edildi. Ama ortada sadece konuşulan, kavramsallaştırılan bir tasavvuf var.  Bunun felsefeden bir farkı olmuyor o zaman. Felsefe ile tasavvuf arasındaki en büyük fark, tasavvufun, felsefenin söylediği şeyleri tasavvufun yapıyor olmasıdır.

Bizim felsefeden maksadımız, Hz. Mevlâna’nın ve Hz. Muhiddin’in kastettiği hikmet. Yoksa rasyonel anlamda Rönesans sonrası ortaya çıkan felsefeye, orijinal anlamıyla felsefe zaten denmez. Felsefe, hikmet ehlinin hikmet elde etmek için el-Hakîm olan Hak Teâlâ’ya benzemek için yaptıkları bir çabadır. İnsanın yeryüzündeki bütün çabası aslında Allah’ın boyasına boyanın, “Allah’ın boyasından daha güzel bir boya yoktur” âyetinde olduğu gibi.

 

“FABRİKA AYARLARINA GERİ DÖNMELİYİZ”

“Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.” Allah’ın ahlâkı ne demek? Burada bunu “etik” olarak almamamız gerekiyor bunu.

Ahlâkın kökeni olan “hulk” bir ontolojik mânada bizi biz yapan içimizdeki ‘öz’dür.

Daha amiyâne tabiriyle söyleyeyim. Sizin fabrika ayarlarınızdır. Fabrika ayarlarına insanın dönmesi lâzım.

 

-Bu bir tesbit. Bunu nasıl hayata geçireceğiz? Bunu nasıl inşâ edeceğiz?

Geçmişteki rol model inşâ etmiş medeniyetimiz bunu nasıl çıkardı ise, onun mekanizmasını tesbit edip aynı mekanizmayla hareket edebilirsek bu rol modeller çıkabilir. 

Rol model nasıl çıkar?

Önce doğru bir anlayışın inşâ edilmesi gerekiyor. İslâm dinini siz, sadece ve sadece ceza hukuku olarak algılar ve bu şekilde öğreten medreseler, şeriat fakülteleri inşâ ederseniz bir yerlerde, orada okuyan bir çocuğun zihninin bulanmasının sorumlusu siz olacaksınızdır. Ve bundan dolayıdır da bugün İslâm dünyasında; ama Afrika’sında ama Afganistan’ında yetişen çocukların ellerine çok kolay bir şekilde silah alıp oraya buraya saldırmalarının arka plânında yatan düşünce analizini yapmamız gerekiyor.  Bu düşünce analizini yaptığımız zaman bu çocukların nereden neşet ettikleri bulunur zaten. Peki, doğru bir üretim nasıl olur? Tesbit ediyoruz ki üretimde bir hata var. Bu imalatta, bu mamulde bir hata var. O hata üretim sürecinde nereden kaynaklanıyor? Düşünce üretim mekanizmasını geriye sardığımız zaman burada, bu çocukların yanlış bir formattan etkilendiğini görmekteyiz.

 

MUTASAVVIFLARDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR

Bu format adı Vahabilik olabilir. Bu format ……. olabilir. Boş yerleri siz doldurun. Atılan bu yanlış formatlarla üretilen çocuklar da sonuçta böyle bir çocuk çıkıyor ortaya. Ve bumerang gibi sonra gelip sizi vurmaya başlıyor. Oysa ki o çocukların içlerinde çok değerli gençler vardırlar. O gençlerin her biri tamamen bu zihniyet kirlenmesiyle bu hale geldiler. Ama bunlar bir aşk medresesinde, Hz. Mevlâna’nın “Molla Hüdavendigar” olduğu bir medresede, bir Dâvûd-i Kayserî’nin İznik medreselerinde, havza-i ilmiye denilen ilim havzalarında ariflerin elinde yetişmiş olsalardı, bir tarafta şiir, bir tarafta irfan, bir tarafta mûsıkî meşk ederlerken diğer tarafta fıkıh ta okurlardı. Fıkıh dışlanmış değildi. Bizim bestekâr şeyhülislamımız var. Şair şeyhülislamımız var. Mûsıkîşinâs şeyhülislam var. Tekke şeyhlerini bir kenara koydum sırf hukukçuları sayıyorum. Bu kapsayıcı, yenilikçi İslâm anlayışı, bu vizyon öyle üretim yaptı.

Dolayısıyla İslâm dünyasının daha fazla soru sormakla vakit kaybetmemesi gerekiyor.

Tedavi bellidir. Bunu daha fazla aramakla da vakit kaybetmeye hiç gerek yok. Tedavi buradadır. Arkamda duruyor (Hz. Mevlâna’yı kastediyor). Bunun adının net bir şekilde söylenmesi gerekiyor. Ve o kişilerden özür dilenmesi gerekiyor. Hz. Mevlâna’dan, Yunus Emre’den, Hacı Bektaş-ı Velî’den, Hacı Ahmed Yesevî’den ilahir.. Bunun gibi büyük bilgelerin görüşlerinden istifadeyle oluşturulacak bir vizyon kendi üretimini yapacaktır.

 

İRFÂNÎ İSLÂM MODELİNE SARILMALIYIZ

Tarihi gerçeklik, tarihî tecrübeler ve geçirmiş olduğumuz Selçuklu ve Osmanlı uzun tecrübesi bu irfânî İslâm’ın ne yapabildiğini gösteren bir şey. Onun haricindeki modellere saygı duyuyorum. Ama ne ürettiklerine bir bakmamız gerekiyor. Yâni meselâ Vahabi İslâm’ı ne üretti? Büyük lâflarla konuşmamak lâzım. Ne ürettiğine bakmak lâzım. Ortaya çıkardığın model bugün eğer terörist bir Müslüman genç varsa, bir yerlerde kul hakkı yiyorsa, insanlara zulmediyorsa bu genci yetiştiren zihniyet kalıplarını, düşünce kalıplarını sorgulamamız gerekiyor. Bunu kimse yapmıyor. Kimse düşünce analizi yapmıyor.  Bu çocuklar yoktu tarihte, nereden çıktı bunlar? Bunun analizini yapmamız gerekiyor. İlim adamları siyasilerden farklı olarak bir meselenin analizini yapmamız gerekli. Sadece sloganlarla, bağırmakla sorunun çözülmediğini bilen kişilere ilim adamı denir. İlim adamı nedenini, niçinini ortaya çıkarmaya çalışır.

 

“O OTOBÜS BURADAN GEÇMEZ”

-Bu mevzular sabır isteyen yâni zaman olarak, ekonomik olarak maliyeti en yüksek ama sonucu en müessir olan mevzular. Belki de problemi…

Coşkun Bey sabır, önce sisteminizi o kadar düzgün bir şekilde vazedersiniz ki onun oluşması için de beklersiniz. Ama sizin düzgün inşâ edeceğiniz bir doktrininiz yoksa beyhude beklersiniz. Yâni eskilerin tabiriyle sittin sene beklerseniz, bu bekleme bir beyhude bekleme olur. O otobüs buradan geçmez. Dolayısıyla sizin bekleme yapabilmeniz için her şeyden evvel düzgün, fırıncı tabiriyle ekmeği, mayayı, unu, hamuru hazır hale getireceksiniz ondan sonra odun fırınını hazırlayıp yakacaksınız ve bekleyeceksiniz.

 

İSLÂM DİNİ MENEVİ BİR MEKTEPTİR”

Ama siz ortada fırın yok, un yok, su yok, maya da yok… Niyette yok belki de ve beklerseniz, ne beklediğiniz de belli değil. Dolayısıyla, öncelikle her şeyden evvel düzgün bir doktrinin inşâ edilmesi gerekiyor. Bu doktrinin de bizim büyük bilgelerimizin vazettiği şekilde bir manevi mekteptir İslâm dini. Her şeyden evvel bir manevi bir ekoldür. İnsanı Allah’a götürmek üzere gelmiş bir mekteptir.  Zira, insân Allah’tan gelmiştir. Dolayısıyla insanın dahi nereden geldiğini size vermeyen ideolojiler, bunun içerisine İslâmî ideolojiler de dahil hiç biri çünkü senin kaynağını sana söylemiyor. Sadece birtakım yapılan şeylere bağırıyor, çağırıyor. Bunlar köksüz birtakım hareketler.

İşin siyasi jargonuna gelecek olursak. O bağırıp çağıran birtakım akımlar da; hani kâfir denilen İslâm düşmanlarının, bir takım şeytanî düzenlerin dünyada Müslümanlar üzerine örmekte oldukları plânları da çözecek, algılayacak, anlayacak bir vizyona sahip olmadıkları için kendileri, karşı oldukları o ideolojiler tarafından sırf hamasetle hareket ettiklerinden dolayı kullanılmaktadırlar. Yâni o ideolojiler, karşı oldukları ideolojiler tarafından kullanılmaktadırlar.

Neden?

İrfan yok, iz’an yok, derinlik yok.

Derinlik olmayınca başkaları tarafından kullanılıyor. Bugün aşırı hamasî hareket eden dinî akımların sadece hamasetle hareket eden hiç aklı başında ayakları yere basmadan hareket edenlerin hepsi, dünyadaki bazı ‘üst akıl’lar tarafından manipüle edilmektedirler. Ama içlerine ajan sokularak veya hiç ajan sokmaya dahi gerek kalmadan çok affedersin “bu salaklar zaten bizim istediğimizi yapıyorlar. İçine adam dahi soksak birde ona maaş vermemiz lâzım. Ona gerek yok” demek suretiyle çok rahat çalışmaktadır.

 

İSLÂM DÜNYASININ HAL-İ PÜRMELALİ ÇOK FECİ!

Onun için yukarıdan bakmak, ve vizyonu en tepeden görmek lâzım. Görebilmek içinde yükselmek lâzım. Yükselebilmek için de ona urûc denir. O urûcda ilerleyebilmesi için yâni her alanda yükselebilmek için de belirli derinliklere sahip olmak, belirli irfânî, hikemî eserleri okuyup onun şarihlerinin açıklamalarını izlemek gerekmekte. Ondan dolayı bugün yirmi yaşındaki Müslüman gençlerin çok derinlikli eserler yazmaya teşvik edilmesi gerekir. Şâir dahi kalmadı. İslâm dünyasının ve bizim hal-i pürmelalimiz çok feci bir durumda.

 

“ALLAH’IM! MÜSLÜMANLARIN KALBİNİ BİRLEŞTİR”

Her Cuma namazında imam efendi hutbeye çıkıyor ve “Allah’ım! Müslümanların kalbini birleştir” diye dua ediyor. Hepimiz amin diyoruz.

Tabiki ve elbette amin diyeceğiz.

“Allah’ım! Müslümanların kalplerini birleştir”.

Ama bu kalpler, nasıl birleşir?

Neden ayrıldılar?

Kalpler birdiler de neden ayrıldı?

Hangi ideolojiler ayırdı?

Hangi mezhepleri kim bu hale getirdi?

Bu irfansız Sünniler ile irfansız Şiiler Ramazan ayında dahi maalesef birbirlerini boğazlıyorlar.

Boğazladıkları bir kız çocuğu, boğazladıkları bir kadın, hangi mezhepten olursa olsun her şeyden evvel bir âdemoğludur. Her şeyden evvel Allah’ın yarattığı bir varlıktır o.

Ayağının onun üzerine basarak zafer işaretiyle fotoğraf çektiriyorlar.

Belki karamsar bir tablo çizdim gibi gözüküyor!

Eğer hastalığın teşhisini doğru yapabilirsek. İşin uzmanı hekimler, tabipler hastalığın teşhisini doğru yapabilirseler eğer tedavisi zor olmaz.   

mahmuterol.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum