1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan

  3. RAMAZAN-I ŞERİF'İ İDRAK ETMEK
Mustafa Balkan

Mustafa Balkan

Yazarın Tüm Yazıları >

RAMAZAN-I ŞERİF'İ İDRAK ETMEK

A+A-

Kanal 42 televizyonunda Mehmet Ali Kayacı'nın hazırlayıp sunduğu ve Yücel Kemandi Bey'in de katıldığı "Farkında mısınız?" adlı programda; eski Ramazan-ı Şerifler’den tutun günümüz ve gelecek nesillere aktaracağımız Ramazanlara dair ne varsa; gelenek ile modernizm arasında sıkışan İslâm ile Müslümanların problemlerini ele aldık.

Evimizin kapısını Recep ve Şaban aylarında çalan, Berat Gecesi son ihtarını yapan On Bir Ayın Sultanını ne yazık ki, lâyık-ı veçhile karşılayamadık. Ramazan'ın ikinci günü patlatılan bombalar ve şehitlerimizle bu seneki mübarek Ramazanımıza kara getirenler, iftar sevincimizi kursağımızda bıraktı.

Bindiğimiz Ramazan gemisinde nefisleri teskin eden oruçla birlikte açtığımız yelkenlerimizi İslâm deryasında fora ederken, o Sultan'la gezindiğimiz yerlerde önümüze çıkarılan Batı tipi modern hayatın kıskacından nasıl kurtulmamız gerektiği üzerine kafa yorduk. 1,5 saat süren bir zaman diliminde çözümün; bilgisayar misali virüslerin hücum etmesiyle birlikte ağırlaşan ve yavaş çalışmaya başlayan kalbimizi bu virüslerden (günahlardan) temizlemek/temizlenmek adına Müslümanlar olarak kendimizi tekrar formatlayarak fabrika ayarlarına dönmemiz gerektiğini söyledim.

Başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem azabından kurtuluş olan Ramazanı, bundan sonraki on bir ayda hayatımıza “Ramazan Müslümanı” olmamak adına nasıl tatbik edeceğimizi, önce kendi nefsimizde nasıl farkettireceğimizi ve Allah katında tek hak din olan İslâm’ın güzelliklerini nasıl yaşamamız gerektiğini de irdeledik.

Ramazan-ı Şerif hakikaten On Bir Ayın Sultanı!

Bu güzel sultanın kıymetini keşke bir anlayabilsek ve idrak edebilsek.

O zaman ne mutlu bize!

O zaman ne mutlu size!

Ne mutlu İslâm ümmetine!..

Haram aylarından geçtik şu mübarek Ramazan ayında bile hilâl-haç kavgasının biteceği yok!

Ehli Salibe karşı Irak’ta, Suriye’de, Miyammar’da, Doğu Türkistan’da Filistin’de ve açılan diğer bütün dini, sosyal, kültürel cephelerde mücadelemiz devam ediyor.

Ama sanırım en büyük mücadele ise; küçük cihaddan büyük cihada dönebilmekte.

İşte bütün mesele de bu ya.

Yâni hür olabilmek, kendimizi bilmek…

Bunu başardığımızda, yâni ferd ferd BİR’den BİR’e uyandığımızda o büyük cihadın galipleri bizler olacağız.

Galiba kurtuluşumuzun şifreleri burada.

Mâlî müşavirler ile muhasebecilerin yılın son ayı yaklaştığında defterleri kontrol etme telaşına düştükleri gibi Ramazan-ı Şerif de, bir yerde kendimizi muhasebeye çekme ayı.

Acaba diyorum; bu Ramazan-ı Şerif’te orucu hakkıyla idrak edebildik mi?..

Ramazan ayı oruçla birlikte sadece yemeden içmeden kesilme ayı değil ki…

Nureddin Topçu diyor ki: “Biz bu topraklarda ezan seslerinden idrak ve duygu toplamış aşk ve irade ateşi almış Fatih’in çocuklarını arıyoruz.” diyor.

Oruçla birlikte Ramazan’ı anlama, kavrama, akıl erdirme kabiliyetiyle birlikte olgunlaşıp kemâle erebildik mi?

Her şeyden evvel bunu tefekkür etmek lâzım.

Eski Karatay’da hamile olduğunu idrak eden bir hanımın ilk yaptığı şey, boy abdestini tazeleyerek Mevlânâ Hazretleri’nin türbesini ziyaret etmekti.

İdrak-i dakike misâl galiba bu olsa gerek.

serafeddin-cami.jpg

AZİZİM DİYOR Kİ…

Ramazan-ı Şerif’i yarıladık. Bugünden itibaren Sultanımızı uğurlamak için “Yâ Şehr-i Ramazan Elvedâ” diyeceğiz.

Ramazan Bayramına ulaştığımızda ise; keşke gitmeseydi ve bize vedâ etmeseydi diye belki de yalvaracağız!..

Dokuz günlük tatil boyunca elini öpecek ve bayramlaşacak eş, dost ve akrabalarımızı kapılarını çaldığımız hâne-i saadetlerinde bulamayınca…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT