Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

Sahte kahramanlar

A+A-

Yıl 1967 ve ortaokulda öğrenciyim. Benden 4 yaş büyük ve Ankara’da lisede okuyan amcaoğlum Yahya (İnşaat mühendisi) ve arkadaşı Mehmet Nuri Karaman Abim Kayseri’ye geliyorlar.

Yahya abim önceden olduğu gibi konuşması, kıyafeti ve tavrı hiç değişmeyen biri olmakla birlikte Mehmet Abimizi ilk gördüğümde elinde asa, başında fötr şapkası, son derecede şık ve güzel giyimli birisi.

Bunlar Necip Fazıl gençliği. Üstad Kayseri’ye geliyor. Biz benden 1 yaş küçük dayıoğlumla henüz çocuk denecek yaşta, bırakın fikri olgunluğu; ayakta durmayı, yürümeyi, konuşmayı henüz öğreniyoruz.

O zamana kadar Üstadı bilmediğimiz gibi; gençlik hareketleri, siyaset, dava, ideoloji, MTTB nedir hiç bilmiyoruz. O zaman solcu var, sağcı var. Şu hale bakınız ki; solu Ecevit, sağı Demirel temsil ediyor.

Abilerim Üstadı dinlemek üzere o zamanın en görkemli yeri olarak bilinen Taş Sinemasına gidiyoruz. Zar zor arkalarda bir yere sıkışıyoruz. Etrafımız hınca hınç dolu ve oldukça heyecanla bekliyoruz

Nihayet zayıf, çelimsiz, orta boylu bir adam sahneye çıkıyor, beraberinde 8-10 kişi, içlerinde Mehmet Abi de var. Bir uğultu kopuyor. Adam dimdik yürüyor. Üzeri çiçekli bezle örtülü masanın arkasındaki tahta sandalyeye oturuyor. Adam karton muhafazalı Yenice paketini cebinden çıkarıyor, içinden bir sigara alıyor. Aynı anda 8-10 çakmak birden çakıyor ve nihayet birininki ile sigara yanıyor.

Aman Allahım, uğultu öyle yüksek ki; kulaklarım, beynim, kalbim, ruhum titriyor. Ne korkuyorum, ne korkmuyorum, karar veremiyorum. Adam şöyle kafasını bir kaldırıyor, sanki tüm salon göz hapsinde.

Konferansın konusu “TARİHİMİZDEKİ SAHTE KAHRAMANLAR”. “İşte Büyük Doğu gençliği” diyerek sözlerine başlayan Adam tok ve dolgun sesiyle coştukça coşuyor, koca salon yerinden oynuyor, inip-kalkıyor. Adam konuşuyor, büyüyor, devleşiyor. Konuşmalarından pek bir şey anlamıyorum ama ortamın atmosferiyle heyecan seline kapılıp ben de coşuyorum. Hep bir ağızdan; SAKARYA TÜRKÜSÜ söyleniyor.

Konferansta anladığım birkaç cümle, bildiğim birkaç isim duyuyorum. Abdülhamid Han, Mithat Paşa vs. Kızıl Sultan diyenlere çatıyor, Siyonizm diyor, başka şeyler de diyor. Bir ara çok iyi anladığım şu cümleyi sarfediyor. “BEYLER, TARİHİMİZDEKİ SAHTE KAHRAMANLARI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ PULLARIN ÜZERİNDEKİ RESİMLERE BAKINIZ”.

Birden buz kesiyorum, aklım şaşıyor, yutkunuyorum, konu ile ilgili az da olsa bildiklerimle allak bullak oluyorum.

*****

Günümüzde de sahte kahramanlar yok değil, sanatta, sinemada, fikirde, zikirde, siyasette. Zaten hiç bitmedi ki. Daha dün “tu, kaka” denenler yüceltilebiliyor; emsalsiz denenler alçaltılabiliyor.

Şimdi seçim zamanı, siyaset adamı seçilecek. Adam seçimi başka şeye benzemez. “Siyasetçi seçimi eş seçimi gibidir”. Seçtiğimiz adam bizi yönetecek; malımızı, canımızı, aklımızı, neslimizi ve namusumuzu emanet alacak.

Sahte kahramanlar siyasette de var. Ey seçiciler, sahte kahramanlara bilmek zorundasınız. Bunlar önce model adam olarak sunulur. Bazen işadamı, şair, sanatçı, artist; bazen başkan, bazen asrın adamıdırlar.

Korkak olurlar. Parayla yazdırır, baskıyla bezdirirler. Toplum karşısına tek başına çıkamaz, kendilerine soru sordurmaz, soranları da ezerler, sıkışınca da sahneden kaçarlar.

Dava değil, hırs ve çıkarları ön plandadır. Adamlıkları parayla satın aldıkları ödüllere ve sırtına binerek aldattıkları yandaşlarına dayanır. Elleri başkalarının cebindedir, onların sırtından geçinirler.

*****

Siyasetin bu dönemi Konya ve ülkemiz için çok önemli. Böyle dönemlerde daha çok DAVA ADAMLARINA ihtiyaç var. Varsın solcu, liberal, demokrat olsun ama sahte kahraman olmasın. Benden söylemesi. Üstad:

“Bizim kalan aziz borç asırlık zamanlardan; Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan”, dememiş mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum