1. YAZARLAR

  2. Namık Ceyhan

  3. Sulak Alanlar Can Damarımızdır
Namık Ceyhan

Namık Ceyhan

Yazarın Tüm Yazıları >

Sulak Alanlar Can Damarımızdır

A+A-

Sulak alanlar;  doğal veya yapay, devamlı veya geçici, sürekli veya mevsimsel, suları durgun veya akıntılı, tatlı,  acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan su altında kalan yerler olarak tanımlanmaktadır.

"Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", 1971 yılı Şubat ayında İran’ın Ramsar kentinde imzalanmıştır. Bu sözleşme, taraf olan ülkelerin her birini, sulak alanları korumakla ve bunların akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Sözleşmenin imzalandığı 2 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek üzere 1997 yılından bu yana “DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ” olarak kutlanmaktadır.

Türkiye, Ramsar Sözleşmesi’ne 17 Mayıs 1994’ten itibaren resmen taraf olmuş bugüne kadar kendi ulusal sınırları içerisinde 179.898 hektar sulak alanın korunmasını taahhüt altına almıştır. Türkiye’de Ramsar Sözleşmesi kapsamında, 14 adet Ramsar alanı mevcuttur. 1994 yılında Kayseri’de Sultansazlığı ilk ilan edilen Ramsar Alanıdır. Son olarak da 2013 yılı itibariyle Bitlis’deki Nemrut Kalderası 14.cü Ramsar Alanı olarak belirlenmiştir.

Mülga Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Konya kapalı havzasında bulunan Meke Maarı (Karapınar’daki Meke Krater Gölü) 2005 yılında, Kızören Obruğu ise 2006 yılında Ramsar Alanı olarak ilan edilmiş ve uluslararası koruma altına alınmıştır. 

Yani ülkemizdeki 14 Ramsar Alanından 2 si bölgemizde bulunmaktadır. Gerçekte ülkemizde 76 uluslararası A sınıfı nitelikte sulak alan bulunmaktadır. Bunlardan belli başlılarından olan Tuz Gölü, Beyşehir Gölü, Akşehir Gölü ve Ereğli Sazlıkları bu bölgededir. Ve bölge halkının korumasına emanet edilmiştir. Bu bölgede yaşayanların sorumluluğu fazladır.

Uluslararası Sulak Alanlar Konferansı Ramsar, Dünya Sulak Alanlar Günü’nün bu yılki temasını “Sulak Alanlar ve Tarım” olarak belirlemiştir. Ramsar Sekretaryası’nın açıkladığı verilere göre “Dünyadaki tatlı suyun yüzde 70’i tarım amaçlı faaliyetler için kullanılıyor. Veriler, 2050 yılına kadar tarımın ihtiyacı olan su miktarının yüzde 19 oranında artacağını gösteriyor. Artan nüfus, sulak alanlar gibi tatlı su rezervlerinin çevresinde yoğunlaşıyor. Bu alanlarda gerçekleşen sürdürülebilir olmayan üretim faaliyetleri su varlığını tehdit ediyor. Dünyanın birçok yerindeki su varlıkları doğal ve sosyal yaşam için sürdürülebilir seviyenin altında seyrediyor. Sulak alanların varlıklarını devam ettirebilmesi için bu seviyenin belli bir miktarın altına inmemesi gerekiyor.”

Yani sulak alanların korunması ve yaşatılması gerekiyor. “Dünya üzerindeki toprakların yüzde 11’inde tarımsal üretim yapılıyor. Suların%70 den fazlası tarımsal faaliyetlerde kullanılıyor. Ekim alanı aynı kalırken bu alanlarda geleneksel tarım yerini sürdürülebilir olmayan ekstansif tarımsal faaliyetlere bırakıyor. Su tüketimi yoğun, kimyasal girdisi yüksek, yörenin ekosistem özelliklerini dikkate almayan İlkel yöntemlerle ve geleneksel yöntemlerle yapılan, modern tarım yöntemlerinin uygulanmadığı ekstansif tarım metodunda Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar yetersiz olduğundan verim düşüktür. Tarımsal üretim büyük oranda doğal koşullara, iklim koşullarına bağımlıdır.” Nitekim son yıllardaki yağış azlığı ve beraberindeki kuraklık tehdidi tarım çalışanlarını kara kara düşünmeye sevk etmektedir.

Sulak Alanlar bizim can damarımızdır. Çünkü; sulak alanlar, bulundukları yerin iklimini yumuşatır, yer altı ve yer üstü su rezervlerinin varlıklarını sağlıklı bir biçimde devam ettirmesine katkıda bulunur, sel ve taşkın gibi afetlere karşı çevresini korur. Bu özellikleri ile tarım faaliyetleri için doğal bir altyapı sağlar, canlılara yaşam ortamı sağlarlar. Çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptirler. Tortu ve zehirli maddeleri tutarak kirleticilerin fazlasının sudan arıtılmasını sağlarlar, bir anlamda doğal bir arıtma tesisi görevi görürler.  Bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlayan balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi ve rekreasyonel faaliyetlere olanak sağlarlar. Göçmen kuşları için konaklama alanlarıdırlar. 
Dünyadaki hayvancılık, tarım ve balıkçılığın büyük bölümü sulak alanlar çevresinde yapılıyor. Sulak alanlar dünya tarım alanlarının yalnızca % 16'sını oluştururken, buna karşın dünya gıda üretiminin yaklaşık % 40'ı sulak alanlardan geliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, İç Anadolu Bölgesi'nde 52 milyon 414 bin 137 dekar tarım alanı bulunmaktadır. Tarım alanı büyüklüğünde ilk 5 ilden Şanlıurfa hariç, Konya, Sivas, Ankara ve Yozgat bu bölgede yer almakta ve ülke tarım alanı büyüklüğünün   % 28.43 lük oranıyla İç Anadolu ilk sırada yer almaktadır.

İllerde birinci sırayı yüzde 7,7 pay, 13 milyon dekarla Konya almakta, Konya'nın tarım alanı, Lübnan, Kosova, Jamaika, Katar ve Bahamalar'ın yüzölçümlerinden daha büyük olduğu görülmektedir. Bu demektir ki Türkiye’nin tarım üssü Konya’dır. Bölgenin sulak alanları ise Konya tarımının sigortasıdır. Sulak alanları yok olursa bölge tarımı da büyük zarar görür.

Dünyanın çevresel geleceğini tehdit eden gıda güvenliği ve su güvenliğinin sigortası olan Sulak Alanların koruması konusunda Orman ve Su İşleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili resmi ve özel kurum ve kuruluşun yanı sıra pek çok Sivil toplum örgütü de alarm verircesine konuya dikkat çekmekte ve suyun tasarruflu kullanılmasına işaret etmektedir. Ancak maalesef sulak alanlarımız kirletilmeye ve sulak alanlarımız yok olmaya –kurumaya-devam etmektedir.
 

Sulak Alanlarımızın korunması tarımın teminatıdır dolayısıyla geleceğimizin teminatıdır. Sürdürülebilir Tarım için Akılcı ve Sürdürülebilir Su Yönetimine ihtiyaç vardır. Bölgedeki belli başlı sulak alanları için Yönetim Planlarının ve projelerinin hazırlandığı, bazılarının onaylandığını biliyoruz ama maalesef uygulamaya yansımadığını da görüyoruz. İnşallah yeni oluşturulan Havza Yönetim heyetleri bu konuyu ciddi ciddi ele alırlar.

Suyumuzu ve sulak alanlarımızı kullanırken dikkatli olalım sonra hasret almayalım. Kalın sağlıcakla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT