1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Sykes-Picot Anlaşması'nın 100. yılı
Sykes-Picot Anlaşması'nın 100. yılı

Sykes-Picot Anlaşması'nın 100. yılı

Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arı: - “Günümüzde bölgenin, yine orada yaşayan halkların iradelerine hiç önem vermeden daha küçük parçalara bölünmeyi amaçlayan yeni bir sürece sürüklendiğini görüyoruz. Bu, anlaşma güncelleniyor mu sorusunu hat

A+A-

ANKARA (AA) - Ortadoğu’nun gizlice paylaştırılmasını içeren Sykes-Picot Anlaşması'nın 100. yılında, anlaşmanın Ortadoğu’ya etkilerini değerlendiren uzmanlar, bölgenin, orada yaşayan halkların iradelerine yine hiç önem vermeden daha küçük parçalara bölünmesini amaçlayan bir sürece sürüklendiğini vurguladı.

Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sykes Picot’nun Birinci Dünya Savaşı henüz bitmemişken İngiltere ile Fransa arasında bölgenin paylaşmasını öngören bir anlaşma olduğunu hatırlattı. Arı, Irak’ın doğrudan ve dolaylı olarak İngiltere’nin, Suriye ve Lübnan’ın da aynı şekilde Fransa’nın denetimine bırakıldığı bu anlaşmanın öneminin, bir başka egemen devletin topraklarını, o bölgede yaşayan halkların çıkarlarına hiç önem vermeden kendi çıkarları çerçevesinde daha yönetilebilir bir Ortadoğu öngörmesi olduğunu vurguladı.

Arı, “Günümüzde bölgenin, yine orada yaşayan halkların iradelerine hiç önem vermeden daha küçük parçalara bölünmeyi amaçlayan yeni bir sürece sürüklendiğini görüyoruz. Bu, anlaşma güncelleniyor mu sorusunu hatırlamamıza yol açıyor.” diye konuştu.

O dönemde küçük devletçiklere bölünen Osmanlı toprağının bugün de küçük etnik kimlikler üzerinden yeni bir bölünmeye maruz kalma potansiyeli taşıdığına dikkati çeken Arı, şöyle devam etti:

“Burada özellikle PYD ile mücadele konusunda ABD’nin ikircikli tavrı ve Türkiye’ye yönelik bakış açıları bunu en iyi şekilde yansıtıyor. Suriye sorunundaki çözümsüzlük ve ara sıra ABD’nin ima ettiği “B planı Suriye’nin bölünmesi olabilir” açıklamaları, bu devletlerin ağzındaki baklayı çıkartması şeklinde yorumlanabilir. Çünkü bu kadar beklemek ve hiçbir şey yapmamanın arkasında iyi niyet aramıyorum. Bu kriz iyi bir irade sergilenmiş olsaydı önlenebilirdi ama sanki doğal seyrine bırakılarak tarafların yorulması ve bölünme için ortamın uygun hale gelmesi arzu ediliyor. Bu bağlamda da bölünme, kimlikler üzerinden tasarlanan Ortadoğu’yu daha mayınlı hale getirecek ve bölge ülkeleri arasındaki fitneyi artıracaktır. Bu, bölgede politika yapan her devletin içinde potansiyel bölünmeleri de hızlandıracak ya da en azından bunu tahrik edecek. Bu hem İran, hem Suudi Arabistan, hem Türkiye ve diğer bölge ülkeleri için geçerli. Bölgeyi kimlik üzerinden daha küçük devletçiklere bölme planı, uzun süreli istikrarsızlaştırma ve bunun üzerinden kendileri açısından yönetilebilir ama bölgenin kendi içinde sürekli istikrarsızlık yaşamasına da yol açacaktır.”

Bunun en bariz örneğinin Irak’ta yaşandığının altını çizen Arı, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin bu kadar rahatsız edici noktaya gelmiş olmasının arkasında İran’ın bölgedeki Şii unsurlarla girmiş olduğu ilişkinin yattığını ifade etti. “Irak egemen bir devlet olmuş olsaydı tüm komşularıyla eşit veya daha normal bir ilişki kurabilirdi.” diyen Arı, bölge ülkelerinin bu konularda birlikte hareket etmemesi halinde kendilerini uzun vadede çok zor bir geleceğini beklediğini vurguladı.

- "Skyes-Picot 300 yıllık bir projenin ürünü"

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) Başkanı ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Zekeriya Kurşun da Sykes-Picot Anlaşması'nın arkasındaki, İngiltere ve Fransa’nın nüfuz alanları oluşturma projesinin 300 yıl öncesine dayandığını söyledi.

Skyes-Picot Anlaşması'nın, çok daha eskiden başlayan bir süreçle ortaya çıktığını belirten Kurşun, anlaşmaya sonuçlarından hareketle taşıyamayacağından fazla anlam yüklendiğini görüşünü paylaşarak şöyle devam etti:

"Fransızların, Suriye ve Lübnan’a ilgisi ve özellikle bölgedeki Katolikleri himaye etme girişimleri biliniyor. İngilizler, 1600’lü yıllardan itibaren Basra Körfezi’nden başlayarak Şattül Arap’tan Musul’a ulaşma hedefleri 300 yıllık bir planlama. Bu nedenle anlaşmanın önemsiz olduğunu düşünmüyorum fakat çok fazla önem atfedildiği takdirde bölgede nüfuz alanları oluşturma stratejisi ve oyununun görülmemesine sebep olacağı kanaatindeyim."

Kurşun, anlaşmanın, Ortadoğu için bir kırılma noktası oluşturduğunu kaydederek "Bugün mevcut durumdan gerçekten rahatsız olup geriye dönmek isteyen bir Ortadoğu var mı?" gibi geleceğe yönelik soruların sorulması gerektiğini dile getirdi.

Skyes-Picot'nun, sınır çizme değil, nüfuz oluşturma çabasının sonucu ortaya çıktığını vurgulayan Kurşun, aynı nüfuz oluşturma çabalarının günümüzde de devam ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Çok büyük bir güç bölgeyi toparlayabilirse geri dönüş olabilir. Yoksa o günden bu yana küçülme devam ediyor. Anlaşma, 300 yıllık bir projenin gerçekleştirilmesiydi. Üzerinden 100 yıl geçti. 400 yıllık bir proje hala devam ediyor. Buna karşılık bölge halklarının, tabii ki Osmanlının en büyük varisi olan Türkiye’nin, yeni 300 yıllık planlamalar yapması gerekiyor. Biz şu anda yeni nüfuz alanları açmak için gayret etmeliyiz."

- "Bugün de aynı gayeyle Ortadoğu'dalar"

Anka Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Çelik de Skyes-Picot Anlaşması'nın, İngilizler ve Fransızlar arasında Ortadoğu'nun gizlice paylaşılması olduğunu hatırlattı. "O gün Ortadoğu'ya niçin geldilerse bugün de Ortadoğu'da aynı gayeyle bulunmaktadırlar. Bu kez yeni bir dizayna gidiyorlar.” diye konuşan Çelik, ABD, İsrail, Rusya, İngiltere ve İran'ın da buna dahil olacağını dile getirdi.

Burada sessiz kalan tek ülkenin İsrail olduğuna işaret eden Çelik, “Bu ülkeye de Ortadoğu'nun en verimli sulak bölgesi olan Golan Tepeleri'ni vereceklerdir. Amerika Birleşik Devletleri, bizim güney sınırımızda Musul'dan Lazkiye limanına kadar bir koridor hazırlıyor. Buradaki Kürtleri de oraya bekçi yapacaklardır." şeklinde konuştu.


Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT