Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihî Mâbedlerimiz (23)

A+A-

Güdük Minareli Hoca Hasan Câmii

Mabed ve minâresi tamamen tuğla ile yapılmıştır. Tuğlaları asırlardan beri kar, don, yağmur ve fırtınaya bir mermer mukavemetiyle dayanmıştır.

Minaresi çift şerefeli olan ve halk arasında “Güdük minareli mescid” olarak bilinen Hoca Hasan Câmii için tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, bizi; “Hoca Hasan Mescidi, Konya’nın belki de ayakta kalarak bize kadar gelebilen en eski Selçuk eserlerinden birisidir. İyi muhafaza etmemiz lâzımdır” şeklinde uyarıyor.

 

 

Konya’nın Meram İlçesi Abdülaziz Mahallesi’nde, Gedavet Parkı’na cepheli ve minaresiyle dikkati çeken bu Selçuklu mescidinin yapım tarihi belli değildir. 
1950 tarihli Yeni Konya gazetesinin Ramazan sayfasında bu mescid tanıtılırken, Askeri Ortaokula giden yol üzerinde bulunan” Hoca Hasan Camii’nin küçük bir cami olduğu ve tezyinatının bulunmadığı belirtilerek şu bilgilere yer veriliyor: “Caminin yegâne calibi dikkat yeri minaresidir. Şerefeden üst kısmı yıkılmış olmasına rağmen ziyaretçilerin hayretini çeken müstesna yapılışta bir minaresi vardır.

Zaten harap olan camiye bir vakitler asker yerleştirilmişti. O tarihten beridir harap olmıyan tarafı hemen hemen kalmamıştır. Halen namaz kılınan bu küçük caminin, hiç olmazsa minaresinin tamir ettirilmesini gönül istiyor.”

Bu bilgiden anlaşılıyor ki 50 öncesinde, Hoca Hasan Mescidi’nin askeri bir depo olarak mı, askerin kaldığı bir yer olarak mı kullanıldığı ortaya çıkıyor. O dönemler bu mescidin harap edildiği anlaşılıyor. İnce Minareli Camii ve Medrese gibi çift şerefeli olan bu güzel minarenin günümüzde tamir edildiğini söyleyebiliriz.

Cami’nin kitabesi günümüze gelememiştir. Ayrıca kaynaklarda da banisinin ismine ve yapım tarihine rastlanmamıştır. Yapı üslubundan XIII. yüzyılın ortasında yapıldığı sanılmaktadır. Cami tek ve sağır kubbelidir. Kıble tarafına üç sağ ve soluna da ikişerden dört penceresi açılır. Mihrabında çini bulunmayan cami kubbesinin üstünde çıkıntı halinde süsler vardır. Cami, kare planlı ve kubbeli bir yapıdır. İlk yapımında önünde bulunan son cemaat yeri zamanla değiştirilmiş ve ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânının üzerini tromplu bir kubbe örtmektedir. Tromplar zikzak tuğla örgüsü ile yapılmıştır. 
Mescit ve minare tamamen tuğla ile yapılmıştır. Minare planı ve inşâ tarzı itibarıyla Selçuklu sanatının en güzel örneklerinden biridir. Vaktiyle minarenin cadde üzerindeki kitabesi yok olmuştur. Tuğlaları asırlar boyunca mukavemetini korumuş olup bu, Selçuklu devri boz tuğlalarının, Konya taşlarının hepsinden daha dayanıklı olduğunu göstermektedir.  Minare kare kaide üzerine gövdesi de kare biçimli olup, yarım daire yivlerle kütlevî görünümü hafifletilmiştir. Minare üzerinde firuze ve lacivert sırlı tuğla ve çini kalıntıları görülmektedir.

Üzerinde önemle durulması gereken bir diğer husus ise, bu caminin minaresiyle ilgili. 1950 tarihli Yeni Konya Gazetesi’nde çıkan “Eski eserler hakkında” başlıklı bir yazıda, minareyle ilgili şu bilgiler yer alıyor: “Minaresinin şekliyle maruf Hoca Hasan Camiinde bahse unutulan ve tetkike lüzum görülmeyen noktalar; o minarenin İnce Minare gibi iki şerefeli olduğu ve bir örneğinin hangi memlekette bulunduğu, Hoca Hasan’ın nerde ve nasıl öldüğü hakkındaki malumatla beş metre murabbaındaki dört duvara bu kadar sanatkârane bir minare yapılmasının sebebi neden araştırılıp gösterilmek suretiyle ilgi uyandırılmıyor? İkinci şerefeye çıkılacak merdiven bakiyesinin hâlâ durduğunu gören de mi yok?

Hatuniye dediğiniz de aynen böyledir. Dört beş metrelik duvar için bu kadar cisim ve o zamanın toplarıyla yıkılamıyarak birer minare yapılmakdaki maksat düşünülürse bunların şehir vaziyetine göre birer gözcü kulübeleri oldukları, binalarının da bu işle ilgili elemanların koğuşları olacağı taayyün etmez mi?

Türkiye hakkında yazı yazan müşteşriklerin hepsi eserlerini lisan bilen gayri müslim vatandaşların verdikleri yanlış malûmata istinaden yazmış olduklarını inkâr edebilirmiyiz?

Konya’da bir Mevlâna bulunduğunu herkes bilir. Fakat onun eski yeni halini doğru olarak bilen, anlatan kaç kişi var? Kime sorsan başka türlü anlatır.”

Bu bilgiden yola çıkarak askerlerin, “acaba o tarihlerde bu mescidin minaresini “gözcü kulubeleri”, mescidi de “koğuş” olarak mı kullandılar yoksa..” demekten kendimizi alamıyoruz. Mescidin içinde yer alan cam çerçeveli “Geçmişte Konya” adlı eserin 51. sayfasında da,  S.E. Balum’un çektiği mescidin eski bir fotoğrafın altında da şunlar yazılı:“Çeşme kapısı civarında inşa edilmiştir. 13 yüzyılın son çeyreğine tarihlenmektedir. Giriş bölümündeki mezar Hoca Hasan’a aittir. Minare özenle süslenmiştir; orijinalde çifte şerefelidir.”

Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı da, “Âbideleri ve Kitabeleriyle Konya Tarihi” adlı eserin 400. sayfasında; “Hoca Hasan Mescidi, Konya’nın belki de ayakta kalarak bize kadar gelebilen en eski Selçuk eserlerinden birisidir. İyi muhafaza etmemiz lâzımdır” şeklinde mescidin önemle korunmesı gerektiğine işaret ediyor.

Konyalı, aynı adlı eserinde Hoca Hasan Mescidi’yle ilgili şu bilgilere yer veriyor: “Mabed ve minâresi tamamen tuğla ile yapılmıştır. Tuğlaları asırlardan beri kar, don, yağmur ve fırtınaya bir mermer mukavemetiyle dayanmıştır. Selçuk devrinin boz renkli tuğlalarının; Konya taşlarının hepsinden daha ziyade dayanıklı olduğunu bir çok örneklerinden öğreniyoruz. Mâbed, Sırçalı, Başarabey, Zenburî, Beyhekim mescidleri tipindedir. Minâresi son cemaat yerinin solundadır. Minârenin sağında iki kubbeli bir revam vardı. Bu kubbeler Sırçalı, Başarabey, Zenburî, Beyhekim mescidlerinin revakları gibi yıkılmıştır. Minâre gerek plânı ve gerekse inşa tarzı itibariyle Selçuk sanatının en muvaffak eserlerinden biri olarak alınabilir. 

Minarenin cadde üzerindeki yüzünde bir kitabe vardı. Bu kitabe vaktiyle düşmüş.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT