Abdullah Yıldırım

Abdullah Yıldırım

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihin nal sesi

A+A-

2500 yıllık bilinen tarihiniz olursa ve bu tarihten bihaber bir şekilde yaşar, tüm dünyayı yaşadığınız şehirden ibaret sayarsanız, son dönem olaylarını bir türlü anlayamazsınız. Kıbrıs’ın yeni cumhurbaşkanı seçildi. Gerçekten makbul bir adam değil, Türkçe'yi katleden bozuk şivesi ile yavru değil, kardeşiz dedi.

Halbuki, Osmanlı Devleti’nde, Kıbrıs nokta kadar değeri olan, 400 yıl önce fethedilmiş bir ada ve bu adanın da tek yerelleri Kıbrıs eşekleriydi. Ağırlıklı olarak Konya, Karaman’dan giden vatandaşlarımız...  Şimdi kendilerini, eşit görüyorlar. Yılda 200 bin kişiye 3 milyar dolar para gönderiliyor, bizim paramızla saltanat süren maalesef tarihinden hiç haberi olmayan, bozuk Türkçe konuşan Türkler.

Koca Uygur Devleti 1946’da Çinlilerin işgali ile gitti, ondan bile haberimiz yok, çünkü etrafta sesi çok çok çıkan o kadar azgın azınlıklarla dolu ki, ülke gerçek gündemine bir türlü dönemiyor. Seçim dönemi etraf karışık, bir sürü aday ortalıkta dolaşıyor, seviye sıfır.  Cumhurbaşkanı sık sık başkanlık istiyor; çünkü biliyor kendi seçtikleri kişilerin oluşturduğu 550 vekilin bu işlerde bir etkisi yok. Ne tarihten anladıkları var, ne coğrafyadan, en azından masrafların azalacağını tahmin ediyor.

Bir Ermeni olayını, anlatacak kişi yok... Serbest ekonomi toplumu iyice dejenere etti, para kazanma hırsından insanlar ne yapacaklarını şaşırdılar, görgüsüzlük had safhada, bilim hayatı, yerlerde sürünüyor, bugün toplumun ne yasamaya, ne yargıya, ne de yürütmeye hiç güveni yok.

Koca bir devletin mirasçısıyız o devletten gelen sorunları, çözmek zorundayız ama bilen yok, toplumsal hafızada ciddi erozyon var.

Biz Anadolu’ya geldiğimiz zaman, Anadolu’da yerli ahali olarak yaşayan, Rumlar, Ermeniler, biraz da Süryani vardı. Başka kayda değer bir toplum yoktu, küçük gruplar vardı ama, sayıları, genel yekün içinde çok yer almazdı. Bunlardan Rumlar mübadele ile gitti, kalanlar soyadların değiştirip Müslüman oldular. Ermeniler ise ihanet etmenin, bedeli olarak, yine kendi vilayetimiz olan Suriye’ye gönderildiler...

Yolda giderken, bazı Kürt aşiretlerinin tacizine uğradılar. Geçenlerde, Mardin Belediye başkanı Ermenilerden özür diledi, dilemesi normal, çünkü en fazla onların aşireti taciz etti.   Giden Ermeniler gitti, kalanlar ise, isimlerini ve soyadlarını değiştirerek, yaşamaya devam ettiler...

Tarihin içinde, bu olaylar oluyor, Ermenilerin katlettiği Türk sayısı çok fazla ama bunları bilen yok, çünkü toplumsal hafıza bunları unuttu. Fahrettin Paşa’nın, anılarını bir kişi okusa, Medine müdafaasında, yerli Arapların, Türklere neler yaptığını bilse, İngilizlerle işbirliğini  görse, şimdi itibar ettiğimiz bu Suud hanedanın ne olduğunu anlar ama, bunu kime anlatacaksınız.

Bizim bazı hocalarımız, Türklerin Müslümanlığını beğenmez, bazı zenginlerimiz de, gider Medine’ye yerleşir, sanki bizim yaşadığımız topraklar İslam Coğrafyası değil…

Ortodoks papazları da, Gregoryen Ermenileri de, önce Rum sonra Hıristiyan, Ermeniler de öyle, ama bizde Türk'üm dememek için bin dereden su getirmek lazım...

Balkanlardan gelenler de, bir tuhaf... Türk oldukları için balkanlardan kovuldular ama sorduğunuz zaman ya kökeni Arnavut’tur, ya Boşnak’tır. Balkanlardan gelen yüzbinlerce Roman da ayrı bir konudur.

Bizim Türk tarihi, ihanetlerle doludur... İstihbarat teşkilatını kuran Kafkas kökenli Kuşçubaşı Eşref bile, milli mücadelenin en zor zamanında Yunanlılara sığınmıştır.  İstihbaratımızı kimlere kurdurduğumuza inanamıyoruz. Bu devirlerin kokusu da elli yol sonra çıkar. Tarihin nal sesini duymuyorsak, yapacak bir şey yok, çünkü sokaklarda partilerin şarkıların sesi geliyor, karamsarlığa kapılıyoruz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT