Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

TARİKATLAR

A+A-

Tarikatla ilgili kitapları okuduğumuzda, sadece tasavvuf ve tarikat hakkında bilgi ediniyoruz. Aslında tarikat, İslam’ın gerçek yaşamda uygulanması eğitimidir, uygulama yönü ağır basar. İslam’da ilim sahibi olmak çok değerlidir. Ama asıl değerli olan ilmiyle amil olmaktır. Yani faydayı- zararı (Hayrı-şerri, günahı-sevabı) bilmek değerlidir. Ama sürekli hayra koşmak, şer işlerden sakınmak ve sakındırmak daha değerlidir. Bilindiği gibi, hükümleri yaşamın içine iyice yerleşsin diye Allah, Kuran’ı da 23 yılda indirmiştir. Tarikatları Osmanlı döneminde olduğu gibi cumhuriyet döneminde de denetim altına alıp, yozlaşmasına, istismar edilmesine izin vermeyebilirdik. Ama maalesef biz temelli yasaklamayı seçtik, illegal duruma düştüler ve denetimsiz kaldılar.

Şimdi görüyoruz ki yasaklamak çare değilmiş. Çünkü yasa dışı ve yasak olduğu için bu kez de gizli olarak varlığını sürdürüyor. Bu gizlilik tarikatların başıboş, denetimsiz kalmasına, bazılarının amacından sapmasına, bazı düzmece tarikatların ortaya çıkmasına, bu yolla insanlarımızın aldatılmasına, din istismarına yol açıyor. Osmanlı’da seçilmiş bir âlimler heyeti tarikat şeyhlerini ilk önce bir sınava çağırırdı. Onlar liyakatli bulursa izin verilir, faaliyetleri de sürekli denetlenirdi. Yerel yöneticiler de her hangi bir zararlı faaliyeti olup olmadığını izler, onlar da denetlerdi. Sonuçta tekkelerde, dergâhlarda faaliyet gösteren tarikatların öğrettiği, İslami bir güzelliğin bozulmadan devam etmesi sağlanmış, sahte tarikatlara ve Din istismarına da meydan verilmemiş oluyordu. 

Tarikatlar, bazılarının her fırsatta gerçeğini de sahtesiyle bir tutarak eleştirip durduğu tarikat şeyhleri tarafından, kâmil mürşitler tarafından yönetiliyor. Son günlerde bazıları tarikatları FETÖ ile birlikte anmaya başladı ki, gerçek tarikatlar için bu benzetme çok yanlıştır. Bunların bazıları da dini anlayamamış, din karşıtı kimseler tarafından ortaya getirilen, kötü niyetli ve kasıtlı eleştirilerdir. Tarikat ve tasavvuf Türk-İslam kültürünün geleneksel hale gelmiş, önemli bir parçasıdır. Başlangıcı Peygamber efendimize (S.A.V.) ve Hz. Ali efendimize (R.A.) kadar gider. Tarikatlar, Hacı Bektaş Velilerin, Yunusların, Mevlanaların, Ahmet Yesevîlerin, Şeyh Edebalilerin yoludur. Tarikatlar, Anadolu ve Rumeli’nin fethine, İslamlaşmasına çok önemli katkıları olan daha milyonlarca Din büyüğü ve Alperenin piştiği, bilge konumuna eriştiği okuldur. Osmanlı döneminde neredeyse herkesin, hatta padişahların bile bağlı olduğu bir tarikat vardı.

 Tarikatlar alçak gönüllü olmayı, samimi olmayı, gösteriş ve riyadan uzak olmayı öğretiyor. “İçin Hakla, dışın halkla” ilkesi Hak tarikatlarda hep vardır. Dış görünüşüyle herkesten bir farkı olmayan, işinde-gücünde insanların, içi Hakla olduğunda dürüst, samimi, yardımsever, hoş görülü insanlar olacağı açıktır. Bunların çoğunlukta olduğu bir toplum hiç şüphe yok ki, ideal bir toplum olacaktır. Her Müslüman için zorunlu olan farz ibadetlerin açık, zorunlu olmayan nafile ibadetlerin -riya olmasın diye- gizli yapılması esastır. Tarikatlarda farz ibadetlere ek olarak belli başlı nafile ibadetler ve bilhassa zikir vardır. Bu nafile ibadetler ve zikirler gizli yapıldığı için, bilmeyenlerce yanlış yorumlayabiliyor. Din karşıtı olanlar bilse bile karalıyor. Yakın tarihimizde “Tarikat bağlantılı” diyerek, birçok vatandaşımızın kamu kurumlarından dışlanması bunun açık bir örneğidir.

 Tarikatlar ilahi aşkı, Allah sevgisini öğretiyor. Allah sevgisi bütün sevgileri kapsayan bir sevgidir, sevginin kaynağıdır. Koca Yunus’un “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” sözü bunu çok güzel özetliyor. Her durumda  şükredici, kanaatkâr, mütevekkil, sabırlı olmayı öğretiyor ki, bunlar iki cihan mutluluğunun da anahtarlarıdır. Gurur, kibir, haset, kendini beğenmişlik, riya ve gösterişten uzak olmayı öğretiyor, bunlar da Allah’ın emridir. Tarikatlar siyasetle uğraşmazlar ama tarih boyunca birçok akıllı yönetici, bilge kişilere de işlerini danışmıştır.   

 Liyakatli mürşitlerin her biri aynı zamanda birer Allah dostu ve bilge kişidir. “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” sözü kerameti yok sayan, yanlış bir sözdür. Keramet vardır fakat şeyhler her istediğinde değil, Allah istediğinde zuhur eder. Ayrıca gerçek şeyhler, kerametlerle sırrının açığa çıkmasını hiç istemezler. Onlar için takva önemlidir. Onlar için asıl keramet bencil, edepsiz, kaba, beynamaz ve yontulmamış zorbaların dahi o kapıda ince ruhlu, edepli, saygılı, hoş görülü, özverili ve her bakımdan erdemli kişiler haline gelmesidir. Müritlerde dahi çeşitli kerametler görülebilir. Fakat hepsi de riyaya düşme korkusuyla gizlemeye çalışırlar. İslam fıkhının “Keşif ve kerametle amel edilmez” hükmünü de hepsi bilirler ve buna uyarlar. Allah’a emanet olunuz.   

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum