1. YAZARLAR

  2. Ali Dutal

  3. TOPLUMSAL BİLİNÇ VE ORTADOĞU
Ali Dutal

Ali Dutal

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPLUMSAL BİLİNÇ VE ORTADOĞU

A+A-

            Gün olmaya ki coğrafyamız yeni olaylarla karşı karşıya kalmasın. Çok büyük oyunlar oynanmaktadır. Oynanan oyunların arkasındaki akıl, Yahudi ve Haçlı aklıdır.

Bu durumu ifade etme amacım, her olayın neden ve sonuçlarını Yahudi ve Haçlılara havale ederek sorumluluktan kaçmak değil; tam tersi kendi sorumluluklarımızı yalın bir şekilde ortaya koymaktır. Bu yazıyı kaleme almamın asıl gayesi de budur.

Çünkü, uzmanlar Ortadoğu’da yaşanan olayların neden ve sonuçlarına ilişkin görüşlerini yazılı ve görsel medyada açıklamaktadırlar. Yaşananların açabileceği büyük felaketleri ifade etmelerine rağmen toplumumuzun kahir ekseriyetinin çokta umurunda olmadığını gözlemliyorum.

Düşünün, Türkiye gibi büyük bir tarihi geçmişe sahip ve gelece dönük büyük planları olması gereken bir ülkenin insanları bu misyonu taşımadığı gibi bilinçten de uzak.

Abarttığımı düşünüyorsanız, çevrenizdeki insanlara son zamanlarda Suudi Arabistan eksenli gelişmelere ilişkin düşüncelerini sorunuz. Bırakınız düşünmeyi haberleri bile yoktur.

Suudi Arabistan eksenli yaşanan olaylar Türk Devletini ve Müslüman Türk insanını yakından ilgilendirmelidir. Devletimizin bölge üzerinde etkinliğinin artması için toplumsal desteğe; toplumsal destek içinde toplumsal bilince ihtiyaç vardır.

Suudi Arabistan’da yönetimi ele geçiren Veliaht Prens Selman’ın arkasında ABD ve İsrail’in olduğu ayan beyan ortadadır. Aynı güçler İran’la da işbirliği içinde olup İran’ın Şii yayılmacılığına da destek vermektedir. Düşündürücü olan, ABD ve İsrail Şii İran ile Vahhabi Suudilerin tarihsel düşmanlığını kullanarak kan gölüne döndürdükleri Ortadoğu’yu daha büyük felaketlere sürüklemeye çalışacaklardır.

Böyle bir savaşın Türkiye’yi etkilemeyeceğini düşünmek cehaletin ötesinde saflık olur. Türkiye Devleti, Ortadoğu ve ülkemizin geleceği için Katar ile olan işbirliğinde olduğu gibi yönlendirici hatta kapsayıcı olmalıdır.    

Türkiye Cumhuriyeti sadece Ortadoğu’da değil; tüm İslam coğrafyasında ilişkilerini güçlü tutmalı, bu alandan kendisini soyutlamamalıdır. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Laik bir ülke olsa da ilişkilerinin ana temelinde Ehli Sünnet olmalıdır. Ehli Sünneti mezhepçilik gibi algılamak çok yanlıştır. İslam’ın ana eksenini Ehli Sünnet oluşturur.

Bugün, özellikle Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde yaşanan mezhebi çatışmaların iki tarafında Şii İran ve Vahhabi Suudi Arabistan yer almaktadır. Onun için Türkiye’nin Ehli Sünnet temelli politikalarla hareket etmesi bölge üzerindeki etkinliğini artıracağı gibi bölge barışına da büyük katkı yapacaktır.

Biliyorum, ülkemizin bazı kesimleri İslam’a olan mesafelerinden bazı kesimleri de İran ve Suudi Arabistan eksenli faaliyetlerin etkisinde kaldığından Türkiye’nin Ehli Sünnet temelli politikalarının karşısında yer alacaktır. Bunları çokta dikkate almaya değmez; esas olan toplumun kahir ekseriyetinin Ortadoğu’da yaşananların arka planı hakkında bilinçlendirilmesidir.

Ortadoğu’da yaşananları Türkiye dış politikasının sonucu oluşmuş olaylar gibi görmek çok yanlış olmakla birlikte Türkiye Devleti ve milleti kendisini bu olayların dışında tutamaz. Devletimizi idare edenlerin tutmadığını bilmekle birlikte toplumsal bilincin yeterli derecede oluşmadığını düşünüyorum.

-Allah(cc) korusun, Mübarek Mekke ve Medine Şehirlerinin Yahudi ve Haçlı işgaline uğramayacağını kim garanti edebilir?

-İnanın, felaket tellallığı yapmak istemiyorum; ancak, olmaz, olamaz demeyin; neler oluyor neler!

-Mübarek Kudüs Şehri ve Mescid-i Aksa Yahudi işgali altında değil mi?

Geçen ay Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı İmam Abdurrahman Sudeysi, “Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar” açıklamasında bulunarak Kral Selman bin Abdülaziz ile Donald Tramp’a başarıları için dua ediyordu. Azıcık düşünün, ABD Başkanına dua eden bir imama ve bunun arkasındakilere ne kadar güvenilebilir?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Salman’ın “Ilımlı İslam’a geri döneceğiz” açıklaması da kendiliğinden yapılan bir açıklama olmayıp Ortadoğu’da planlanan değişimlerin ilk habercisidir.

Bu organizasyonun hedefinde Arap toplumunun sekülerleştirilmesi olduğu gibi Arap milliyetçiliği de körüklenerek esas hedefin Türkiye’nin bölge ve İslam dünyası üzerindeki etkinliğinin azaltılması olduğu toplumumuz tarafından iyi bilinmelidir. 

İç çekişmeleri bir kenara bırakarak gerçeğin penceresinden bakabilirsek bunu görmek çok zor olmayabilir.

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT