Ahmet Çapanoğlu

Ahmet Çapanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

UNUTTUK

A+A-

Zaman nasıl da akıp geçiyor. Büyüyüp olgunlaştığımızı zannediyoruz. Ama hep geçmişe özlemle yaşıyoruz. Ders almamız gerekenlerden ders almayı, kendimiz ve yanımızdakilere hayatı yaşanır hale getirmeyi düşünmüyoruz. Öfke kusuyor kırıyoruz. Geçici öfkelerimizle kalıcı aptallıklar yapıyor, adını da "kusura bakma" koyuyoruz. 
Artık öyle büyük şeylerde gözüm yok benim. Küçük mutluluklar peşindeyim, çocukluğumun saflığında ki menfaatsiz gülüşler, derinden gelen kahkahalar ve menfaatsiz sevişlerden yanayım. Bir çimenin üzerinde yürümek, kırlarda yalınayak koşturmak, elbisem batacak kaygısı olmadan topraklarda yuvarlanmak. Yakan toplar, yedi kiremitler, çelik çomaklar, yağ satarım bal satarımlar, telden arabalar, uçurtmalar, körebeler, saklambaçlar, topaçlar, beş taşlar. Yoklukların verdiği kaynaşma ve oyunlar. 

Günümüz çocuklarına bunları sorsak hatırlar mı dersiniz. Sanmam. Ne onları oynayacak yerleri, nede onları oynayacak zamanları, nede onları öğretecek anne ve babalarının zamanları var. Çünkü onların, toplumdan uzaklaşmasını, robotlaşmasını sağlayan akıllı telefonları, atarileri ve bilgisayarları var. O çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarda ki sıcaklığın zerresi yok.

Şimdi çocuklar bunları bilmedikleri gibi, teknolojinin esaretinden kurtulamıyorlar. Taşı yerden kaparken elleri yırtılır, sağ satarım bal satarım oynarken uyuklar, köşe kapmaca oynarken ayağı takılır yere düşer ve ağlayarak eve kaçar.
Maskelerin olmadığı, safça gülüşler, duyguların ve elimizdekilerin paylaşımının olduğu çocukluğum. Bir oyunda küsüp bir başka oyunda barışarak, kinden ve nefretten uzak, bunların ne anlam taşıdığını bile bilmeden. Kin yok, nefret yok, hele hele ego hiç yok. Bir simidi paylaşırken, aynı bardaktan ayranı sırayla yudumlamanın mutluluğu vardı, unuttuk.

Şimdi ki çocuklarda bile ego tavan yapmış durumda. Oyunda bilmem kaçıncı leveldeyim, beni geçemezsin. Ben bu oyunun kralıyım diye sözde başarılarını yalnızlıklarını ve asosyallikleriyle yaşıyorlar. Oyunlar vahşet üzerine kurulu, öldürmeyi hedef alıyor, her öldürdükleri puan kazandırıyor. Daha bu yaştaki çocuklara öldürme hissinin sözde zevkini, mutluluğunu yaşatıyorlar. Global dünyada güçlüysen yaşarsın algısını, acıdan zevk almayı öğretiyorlar. Ve böyle oyunlarla kendilerini kaybedip yalnızlaşıyorlar, beraber oynamanın zevkini bilmiyorlar, oyundaki kandan korkmuyorlar ama insan içine karışmaktan korkuyorlar gibiler.

Ah unuttuğum çocukluğum!

Annemizin ekmeğimize sürüp kâh üzerine saçtığı toz şekerli, kâh acı biberli yoğurdun lezzeti, unutulmayacak anılarımızdı sanki. Düşünün, o lezzeti şimdi hangi yemekte alıyorsunuz. Hangi lüks restorantın mutfağında, hangi ünlü o lezzeti ortaya çıkartabilir. Farklı lezzetler ortaya çıkartırlar çıkartmasına da, benim çocukluğumu nasıl çıkartacaklar. Kim verebilecek o çocukluğu, olanla yetinmeyi.

Unutulmaması gereken ne varsa unuttuk, unutulması gereken ne varsa hepsiyle doldurduk kalbimizi, meşgul ettik zihnimizi. Kin, nefret, hırs ve üzüntü adına ne varsa hepsini özümsedik, insanlığımızı, sevgimizi ve mutluluğumuzu kaybetmek pahasına.

Büyümek adına ne eziyetlere katlandık. Büyümek, gelişmek adına hırsımızla yaşanmaz kıldık hayatımızı. Şimdi annem gelse, yine o günlerde ki gibi ekmeğime yoğurt sürse, yine mutlu olur muyum acaba? Bir arkadaşım gelse, “ haydi gel beş taş oynayalım” dese, ne yaparım, “hadi oradan deli” der kovalar mıyım, yoksa ahh be kardeşim haydi çocuklaşalım mı derim?

Tabiatın kanunu yaşlanmak ama neden çocukça masum duygularımızı, içimizde ki çocuğu öldürdük? İçimizde ki çocuğun mutluluğunu, edindiğimiz malla mülkle kim tekrar yakalayabiliyor ki. İçimizde ki çocuğun küskünlüğünün bir başka oyunda yok olmasını, kim şimdi akşamdan sabaha unutup tekrar yaşayabiliyor ki, arkadaşlığını dostluğunu, insanlığını.

Unutmayın, çocuk kalmak elimizde değil ama içimizdeki çocuğu yaşatmak, kavgaları önleyip kin gütmemek, mutluluğumuz adına içimizdeki çocuğa kulak verip hayatı gülümseyerek yaşamak elimizde.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT