Nazmi Sırıt

Nazmi Sırıt

Vefa…

Vefa…

    Hikâyemizin başkahramanları; SU, RÜZGÂR ve VEFA isimli üç kafadar! Üç samimi arkadaş! Yedikleri içtikleri birbirlerinden ayrı düşmeyen, bu üçlü trio her zaman olduğu gibi yine bir araya gelmişler.

   Canları sıkılmış, ne yapalım ne edelim diye düşünürlerken, birden akıllarına SAKLAMBAÇ oyunu oynamak fikri gelivermiş.

    Peki, bu oyun nasıl oynanacak, gayet basit! Sırasıyla biri kaybolacak, saklanacak diğer ikisi ise onu saklandığı yerde arayıp bulacaklar!

   Kurallarda anlaşmışlar hiç vakit geçirmeden hemen oyuna koyulmuşlar. İlk olarak iddialı bir şekilde SU kaybolmuş;

  • Hadi beni saklandığım yerde bir bulunda göreyim, demiş.

  Çok fazla zaman geçmeden, hemencecik RÜZGÂR ve VEFA onu elleriyle koymuş gibi bir anda buluvermişler.

      SU bu duruma çok şaşırmış, afallamış ve merakla sormuş;

  • Yahu, bu kadar çabuk nasıl buluverdiniz beni bir anda?, demiş.

   RÜZGÂR ve VEFA ikisi birden şu cevabı vermişler;

  • Senin adın SU değil mi? O halde senin gideceğin saklanabileceğin yer belli! Sen yalçın dağların eteklerinde, kar olursun, güneş açar SU olursun… Sonrada süzüle süzüle derelere ırmaklara karışırsın. Bir başka yerde olamazsın! Bu yüzden seni bulmak hiç de zor olmadı! demişler.

    İkinci olarak kaybolma sırası RÜZGÂR’a gelmiş. O da öylesine iddialı laflar etmiş ki;

  • Siz beni daha tanımıyorsunuz! Ben öyle bir eserim ki, hem de küfür küfür, bulana aşk olsun! demiş. Dediğini de yapmış bir anda esmiş ve sonra kaybolmuş.

    Bu kez de SU ve VEFA hiç vakit geçirmeden onu çarçabuk enseleyip yakalayıvermişler.

    Bu duruma RÜZGÂR o kadar çok şaşırıp, içerlemiş ki neredeyse saçını başını yolacak hale gelmiş;

  • Hayret ya, nasıl da beni birden buluverdiniz?, demiş.

SU ve VEFA;

  • Senin gidebileceğin adreste belliydi. Çünkü sen RÜZGÂR’sın ve yüksek yüksek tepelerde, hava boşluklarında olursun! Ancak oralarda tozarsın, savrulursun, esersin nitekim öyle de oldu bu yüzden elimizle koymuş gibi seni çabucak buluverdik! demişler.

    Üçüncü ve son olarak kaybolma sırası VEFA’ya gelmiş. Kaybolmuş kaybolmasına da o gün bu gündür bulana aşk olsun! Ne bilen var ne gören var… İzinden emaresinden eser yok sanki…

    Evet, VEFA böyle bir şey... Bir kez kaybetmeye gör! Gitti mi bir daha geri gelmiyor…

    Bazıları onu İstanbul da VEFA semti olarak biliyor…

    Bazıları ise kış günlerinde içimizi ısıtan, meşhur VEFA bozacısına benzetiyor…

Aslında VEFA; her insan da olması gereken, olmazsa olmaz vasfıdır!

                       VEFA; dostluktur!

                                VEFA; unutmamaktır!

                                        VEFA; unutulmamaktır!

                                                VEFA; kader birliğidir!

                                                      VEFA; asla vazgeçmemektir!

 Bu yazıyı günlük yaşamımızda ve özellikle bu seçim döneminde;

‘‘Güvendiği dağlara kar yağanlara’’

‘‘Dereyi geçerken, at değiştirenlere’’

‘‘Dost kazığı yiyenlere’’

‘‘Hayal kırıklığına uğrayanlara’’

‘‘Umduğunu bulamayanlara’’

   Ve bütün bunlara rağmen kan tükürdüm, kızılcık şerbeti içtim diyebilen, vefalı dostlara ithaf ediyorum…’’

      Ne mutlu VEFA’sını kaybetmeyenlere…            

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum
Nazmi Sırıt Arşivi
SON YAZILAR