Av. Bülent Aksoy

Av. Bülent Aksoy

Yazarın Tüm Yazıları >

YUSUF HOCA

A+A-

Muhtemelen aklında kendi çevresinden birini geçiriyordu. Çok kızmış olmalıydı ki,  kızını sözleri ile perişan etmişti. Akşam babasının da haberi olmuş ve uzun bir tartışma yaşamışlardı. Elazığ çok uzak, oralara giderse kızımı bir daha göremem, nerden çıktı bu çocuk, bizim etrafımızda birçok aile kızımızı istemek için beklerken bu da ne oluyordu?...

Yusuf Yıldız, acele karar vermezdi. Biraz bekleyelim acele etmeyelim demişti, eşine. Ama annesi yerinde duramıyordu üzüntüsünden.

Derken Yusuf Yıldız küçük bir operasyon geçirdi. Israr üzerine ben de müstakbel kayınpederimi ziyarete gitmek hususunda cesaretimi topladım ve kendimi ikna ettim.

Elim ayağım birbirine karışıyordu, yüzüm öyle bir kızarıyordu ki, ne yapacağımı bilemiyordum. Geçmiş olsun dedim ve elini öptüm. Hal hatır sorduktan sonra baktım ki; babacan, ağır, heybetli, zarif, hoş sohbet bir adam… Müsaade istedik ve o beş dakikalık sohbet sonrası rahatladım. “Ne güzel bir adam, keşke kayınpederim olsa!” dedim.

Devamında Av. Bekir Karataş ile ortak bir büro açtık. Müstakbel eşim henüz memurluktan istifa etmemişti. Ama büroyu beraber açmıştık. Yusuf Yıldız da büronun açılışına gelmişti ve kendi kızının bürosunun açılışı gibi oturmuş, herkesle sohbet etmiş, hayır duaları ile ayrılmıştı.

Sonra nişanlandık, evlendik, iki de kızımız oldu. Kayınpederim Yusuf Yıldız o ilk gördüğüm günden sonraki her gün daha da yüceldi ve daha da saygı gördü. Tanıyan herkes ona imrendi, sohbetini, mütevaziliğini, tavrını sevdi.

Öyle çalışkan öyle dürüsttü ki hiç hile yapmazdı ve hile yapılmasına tahammül edemezdi. Siyasi görüşü farklıydı. O sosyal demokrattı ben muhafazakardım. Bazen öyle tartışırdık ki; görenler tartışmanın boyutuna hayret ederdi. Doğrusu çoğu zaman sabırlı olan O’ydu.

Baskı yapardım her genel seçimlerde, “gel bizim partiye ver” diye, O beni kırmamak için “verecem”, diye söz verirdi, ama seçimden sonra ne ben O’na sorardım nereye verdiğini, ne O söylerdi “Evet” verdim, diye. İkimizde kendi partisinden vazgeçmeyeceğini bilirdik.

Derken eşimin köyüne küçük bir ev yaptık, O’nlara da Konya’da bir ev alındı. Yazın biz gidiyorduk, kışın onlar geliyordu. İki yıldır daha çok görüşüyorduk. Kayınbiraderimin işleri düzeldi, torunlar arttı, baldızın da düzeni iyi gibiydi, derken!

Geçen hafta perşembe günü eşim çok kötü bir ses tonu ile “Babam kriz geçirmiş acil hastaneye git” dedi. Yolda başta Kamu Hastaneleri Genel Sekteri ve hemşehrim Opr. Dr. Gökhan Darılmaz olmak üzere, Hastane Yöneticisi Dr. Süleyman Bey’i, sağdıcım hastane müdürü Ömer Faruk Üste’yi aradım ve durumunun çok kritik olduğunu öğrendim. Ben de telaşlandım ve hastaneye varınca, bütün bir hastane ekibinin kalp masajı, elektro şok, ismini bilmediğim ilaçlarla 35 dakika müdahale ettiğini ve sonunda kalbin tekrar çalıştığını gördüm. Bir canın gitmemesi için verilen o müthiş mücadeleye şahit oldum ve sağlık sistemimiz ile gurur duydum. Yukarıda 3. basamak dedikleri yoğun bakım ünitesine götürdüler ve orda 2 gün mücadele etti. Baldızım görmemişti, onunla konuştu. Oradaki çalışanlarla şakalaşmıştı ve hep iyi haberler geliyordu. Biz gitmiyorduk yanına heyecanlanmasın diye. Tam ümitlenmiştik ki yeni bir kriz, ardından bir kriz daha derken Yusuf Yıldız 08.04.2014 günü saat 18.00 sularında bu fani hayat ile ilişiğini kesip hakkın rahmetine kavuştu.

71 yaşında veda etti hayata. Güzel, dürüst, çalışkan ve saygı dolu bir hayat sürdü. Vasiyeti gereği doğduğu köy olan Hüyük İlçesinin Suludere köyüne defnedildi. Vefatından birkaç hafta önce “Herhalde ben çok yaşamayacağım” demişti ama ben “bir sıkıntın yok neden böyle konuşuyorsun” demiş çok da önemsememiştim o sözünü. İçine doğmuştu demek ki.

Bu birkaç günlük defin ve taziye esnasında gördüm ki kimsenin haberi olmadan düzenli ve sürekli yardım etmişti etrafına ve o etrafı biz kimsesiz kaldık diye yıkılmıştı adeta.

Herkes “çok dürüsttü, kimsenin ekmeğinde malında gözü yoktu, çok çalışkandı, bu köye meyveciliği, çilek yetiştiriciliğini O öğretti, vurduğu aşı şaşmazdı, yardımseverdi…” diyerek hayatının ne kadar güzel geçtiğini anlatıyordu.

Sevgili Eşim, Sevgili Annem, Mustafa Abim ve Tezcan Ablam, kızlarım Zuhal ve Irmak, sevgili Barış, sevgili Selin, sevgili Yusuf Çınar, Ahmet Amca, Menekşe Hala, Naciye Hala ve tüm yakınları.

Bizler şerefli, gururlu, onurlu, haysiyetli, çalışkan, fevkalade dürüst, yardımsever, duygusal, saygılı ve sevgi dolu bir insanın yakını olduk.  Herkese nasip olmayacak kadar güzel, hilesiz, şüphesiz bir hayat sürdü namı diyar Yusuf Hoca.

Hiç kimseye borcu yoktu, hep verdi, kalsaydı vermeye devam edecekti. Hatıraları, çocuğu gibi baktığı ağaçları, nasihatları… Her yönü ile örnekti, insanı kırmamak için her şeyi yapar, çocukla çocuk olur, milliyete önem vermez, herkesle kucaklaşırdı.

Cenazesi hafta sonuna geldi, hava güzeldi, Hüyük Belediyesi mezar ve nakil işlerini gayet düzenli bir şekilde yaptı. Giderken bile kimseye bir yük yüklemedi.

Herkes oradaydı, Suludere Köyü uzun yıllardır böyle kalabalık bir cenaze görmemişti.

Hüyük Belediye Başkanımıza düzenli hizmetlerinden ötürü özellikle teşekkür ediyoruz. Yine 3 gün boyunca bütün tıbbi imkanları seferber eden Opr. Dr. Gökhan Darılmaz’a, Uzm. Dr. Süleyman Dönmez'e, Hastane Müdürü Ömer Faruk Üste’ye, Başhekim Yrd. Mehmet Mermer’e, ismini sayamadığım doktor, hemşire, laborant, görevli… bütün hastane çalışanlarına ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.

Yine cenaze ve taziyemize gelen, arayan bütün dostlara, burada unuttuğum herkese, hiç durmadan misafirlere hizmet eden Yusuf Hoca’nın yeğenlerine özellikle teşekkür ediyoruz.

Sevgili eşim, hayat arkadaşım, can yoldaşım… Ben yıllar önce annemi kaybettim. Aylarca ismi geçtiğinde o mekanı terkedip hıçkıra hıçkıra ağladığım. Allah (CC) sabır versin, zor bir acı. Lakin burası yalan, asıl yaşam bizi bekliyor, İnşallah Yusuf Hoca, orda da hazırlığı yapıp yeşillikler içinde bir bahçe ile seni kucaklayacak.

Allah (CC) rahmet eylesin, cennetinde kavuştursun bizleri, tüm yakınlarını…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum