1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. 8. Boğaziçi Zirvesi
8. Boğaziçi Zirvesi

8. Boğaziçi Zirvesi

AFAD Başkanı Güllüoğlu:-"(Afet) Bu iş sadece devletin işi değildir. Özel sektör artık bazı konularda devletten sermayesiyle, insan kaynağıyla, ekipmanıyla, teknik kapasitesiyle daha güçlü. Çok daha fazla rol üstlenebiliyorlar"- Birleşmiş Milletler Türkiye

A+A-

İSTANBUL (AA) - Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanı Mehmet Güllüoğlu, afetlerin, eskiden devlet kurumlarının vazifesini oluşturan bir alan olduğunu anımsatarak, "Bu iş sadece devletin işi değildir. Özel sektör artık bazı konularda devletten sermayesiyle, insan kaynağıyla, ekipmanıyla, teknik kapasitesiyle daha güçlü. Çok daha fazla rol üstlenebiliyorlar." dedi.

Güllüoğlu, Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Uluslararası İş Birliği Platformu’nun (UİP) düzenlediği ve bu yıl "Geleceğin Tasarımı: Küreselleşmenin Yeni Sınavı" temasıyla düzenlenen 8. Boğaziçi Zirvesi’nin, "Mülteciler: İnsani Zorlukları Aşmak" başlıklı oturumunda yaptığı konuşmada, insani yardım ve kalkınma yardımlarının ilişkisi konusunun ele alındığını hatırlattı.

8. Boğaziçi Zirvesi'nde devlet, özel sektör, insani yardım sektörü, Birleşmiş Milletler gibi farklı sektörlerden insanların bir araya geldiğini belirten Güllüoğlu, mülteciliğin kök sebepleri, afetler ve dünyada etkili olan çatışmalardan kaynaklı mültecilik ile Türkiye'nin bu konuda yaptığı faaliyetlere değindi.

AFAD Başkanı Güllüoğlu, şunları kaydetti:

"Biz Türkiye olarak, insani yardım ile kalkınma yardımları arasında kalın çizgiler olduğunda bunun veriminin düştüğünü düşünüyoruz. O yüzden mümkün olduğu kadar, insani yardım ve kalkınma yardımının beraber düşünülmesi gerekir. Faz faz değil, çok hızlı bir şekilde birbirini tamamlayan süreçler. Türkiye sadece Suriye ile alakalı değil, Somali veya başka ülkelerde yaptığı yardımlarda da gerek TİKA gerekse sivil toplum eliyle insani yardım ve kalkınma yardımını beraber düşünmektedir."

Güllüoğlu, daha fazla mültecinin, daha fazla savaşın olduğu, AFAD, BM ya da diğer insani yardım kuruluşlarının müdahale ettiği bir dünyayı kimsenin istemediğini söyledi.

Şu an dünyanın bir kısmı bir çağı yaşarken, bir başka kısmının bir başka çağı yaşadığını ifade eden Güllüoğlu, lojistik imkanların, bilgiye ulaşımın bu kadar geliştiği bir dönemde, dünyanın altın çağını yaşayan bir kısmının, ötekinden de haberdar olduğunu belirti.

Kaynakların paylaşımı, kaynakların yeniden dağıtımı, insan kelimesinin fizikinin ötesinde ruhunun, mantığının, aklının dolduracağı boşluklar olduğunu düşündüğünü dile getiren Güllüoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"AFAD, afetler için kurulmuş olan ama dünyadaki son 30-40 yıldaki değişimle beraber afete müdahalede sınırlı kalmayan, afetlere müdahaleden sonraki iyileştirme, rehabilitasyon zarar azaltma çalışmalarına da eğilen bir kurum. Suriye krizinin başladığı 2011'den bugüne kamplar, kamp dışı sınır, Suriye içi olmak olmak üzere farklı safhalarda göçmen krizine yönelik çalışmalarımız oldu. Özellikle göç ve göçmenlere yönelik faaliyetler anlamında tecrübe kazanmamıza da sebep oldu."

Özellikle son 3-4 yılda ise AFAD'a kendi yurt içindeki vazifeleri haricinde verilen uluslararası vazifelerin de olduğunu anlatan Güllüoğlu, ekibiyle birlikte İran-Irak sınırındaki depremde, barınma ünitesi kurmak için Myanmar'da alanda çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

"Geleceğin dünyasında insani yardım kahramanlarına mı ihtiyaç var? Yoksa bu konuya hiç ihtiyaç duymayacağımız, yerelde çözülen bir dünya mı olacak?" diyen Güllüoğlu, devlet, sivil toplum, özel sektör ve birey olarak farklı yaklaşımların olduğunu, bu yaklaşımların birbirinden kopuk yaklaşımlar olmadığını dile getirdi.

Afetlerin, eskiden devlet kurumlarının vazifesini oluşturan bir alan olduğunu ifade eden Güllüoğlu, şunları kaydetti:

"Bu iş sadece devletin işi değildir. O toplumda yaşayan herkesin sorunudur. Herkesin adım atması gereken bir konudur. Özel sektör artık bazı konularda devletten sermayesiyle, insan kaynağıyla, ekipmanıyla, teknik kapasitesiyle daha güçlü. Çok daha fazla rol üstlenebiliyorlar. Özel sektörün sadece afetlere müdahale ve rehabilitasyon kısmının değil, risk azaltma kısmının artırılması için hususi çalışmalara ihtiyaç oluğunu düşünüyorum. Afet sektörü diye bir özel sektör vardır. Dünyadaki çalışmalar şunu gösteriyor, 1 doları risk azaltmak için harcarsanız, muhtemel bir afette 4-7 dolar arasında parayı tasarruf edebiliyorsunuz. Ama benim en çok altını çizmem gereken konu ise kurtardığınız hayatlar."

- "Türkiye hükümeti bütün kaynaklarını tahsis etmiş durumda"

Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Irena Vojackova-Sollorano ise hükümetlerin artık her şeyle ilgilendiği dönemin geride kaldığını söyledi. Bütün toplumun, özellikle felaketler döneminde bir araya gelmesi ve üzerine düşeni yapmasını, "Kesinlikle olması gereken." diye nitelendiren Sollorano, şöyle konuştu:

"Bu gerçek de kendini defalarca kanıtladı. Türkiye'de de çok güzel işlev gösteren bir sisteme sahibiz. AFAD var bizlerle birlikte. AFAD felaketler zamanında kısa süre içinde olay yerine ulaşıyor ve hayatları kurtarmak için çalışmalar gerçekleştiriyor. Can ve mal kaybının önlenmesi için elinden geleni yapıyor. Bir felaket sonunda bütün toplumun yaralarının sarılması lazım ve toplumun yaraları ancak özel sektör ve sivil toplum da bir araya geldiğinde sarılabiliyor. Türkiye'de çok güzel örnekler var, bu durumun uygulandığı, hayata geçirildiği. Türkiye'de mülteci durumuyla karşı karşıyayız. 3,5 milyon mülteciyi barındırıyor Türkiye. Bu noktada Türkiye hükümeti bütün kaynaklarını tahsis etmiş durumda. Mevcut bütün kaynaklarla mültecilerin yaşamlarını devam ettirmelerini sağlıyor."

Sosyal bir entegrasyon gerçekleştirmek için istihdamın önemli olduğunu, bunda da özel sektöre önemli görevler düştüğünü dile getiren Sollorano, şöyle devam etti:

"Bizler özel sektörle iş birliği gerçekleştiriyoruz. Birleşmiş Milletler olarak, Türkiye'deki sistemin bir parçasıyız. Felaketlere müdahalenin, yaraların sarılması sürecinin bir parçası olduğumuz için çok mutluyuz. Özel sektörle güçlü bir iş birliği içindeyiz. Bu da zaten sonuçlarını veriyor. Mülteci krizine baktığımda orada birçok faaliyetin gerçekleştiğini görüyoruz, birçok belediye tarafından, Türkiye genelinde. Bu noktada istihdamın desteklenmesi konusunda iş birliği gerçekleştiriyoruz özel sektörle. Bu örnekler gerçekten de çok önemli ve etkililer. Çünkü Türkiye, dünya genelinde en fazla mülteci popülasyonu barındıran ülke. Hükümet, özel sektör ve sivil toplumun işbirliğiyle mülteciler burada yaşamlarını sürdürebiliyorlar."

- "Türkiye gerçek yüzünü gösterdi"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Magdy Martinez-Soliman ise dünyanın çözülmemiş insani krizin eşiğinde olduğuna işaret etti. Türkiye'nin Suriye krizinde gerçek yüzünü gösterdiğini dile getiren Soliman, dünyada 150 milyondan fazla insanın doğal felaketler ve çatışmalardan etkilenmiş durumda olduğunun altını çizdi.

Yaşanan felaketlerin ticarete ve ekonomiye olumsuz etkileri olduğuna değinen Soliman, bu felaketlerin ticareti zorlaştırdığını, bozulma ve çöküntülere neden olduğunu, işletmelerin yapısını değiştirdiğini vurguladı. Soliman, özel sektörün felaketlerde daha hızlı tepki verebilir hale gelmesi için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini vurguladı.

Bu yıl Türkiye'de KOBİ'lere yönelik sürdürülebilirlik eğitimi verildiğini de anlatan Soliman, bu eğitimlerde AFAD'ın da kendilerinin ortağı olarak çalıştığını dile getirdi.

- "Ürdün, Arap dünyasındaki mültecilerin evi"

Birleşik Arap Emirlikleri Sürdürülebilirlik Ağı Kurulu'ndan Raza Jafar da Ürdün'ün, Arap dünyasındaki mültecilerin evi olduğunu, ne zaman bir krize rastlansa Ürdün'ün kapılarını daima açtığını anlattı. Mültecilerin sadece Türkiye'ye gelmediğini, neredeyse 17 yıldır mülteci konumunda farklı yerlerde yaşamak zorunda olan insanlar bulunduğunu belirten Jafar, sözlerine şöyle devam etti:

"17 yıldır mülteci olan insanların 60 yaşında olduğunu biliyoruz. Üçte birinden fazlası okula gitmek zorunda. Bu çocukların yarısından fazlasına eğitim imkanı sunamıyoruz. Yani 17 boyunca eğitime erişimi olmayan, travmayı atlatmaya çalışan insanlardan bahsediyoruz. Bunlar toplum için iyi birer birey olamayacaklarsa kimi suçlayacağız? Biz bu gerçeklere bakmak durumundayız. Karşımıza çıkan bu gerçekleri gözardı edemeyiz. En çok gördüğüm husus, uzun süreli eğitim problemidir. Orta vadede iş yok, istihdam yok. Politikaların değişmesi gerektiğinden bahsettik. Sadece 2 bin kişi çalışma izni almış, geri kalanı ne yapacak? Çalışabilecek olan kişi sayısı 1,5 milyon. Tüm bu çabalara rağmen, bu kadar uzun zaman içinde sadece 30 bin kişiye iş bulmuşuz."

Pek çok alanda BM Sürdürülebilirlik Hedefleri'nin yürütüldüğünü anlatan Jafar, "Bu çalışmanın amacı aslında, günümüzde çalışma adı altında sürdürülen köleliği ortadan kaldırmak ve iş fırsatları yaratmak. Bu hedeflerden bir tanesi mülteci kamplarında gördüğümüz mesele, küçük çocukların birkaç yüz avro karşılığı alınıp satılması. 6-13 yaş arasındaki çocuklar alınıp satılıyorlar mülteci kamplarında. Elbette yasa koyucular, güvenlik kuvvetleri daha fazla çaba göstererek bunların önüne geçebilir. " dedi.

HABERE YORUM KAT