1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Analiz - Körfez'de Sıcak Savaş Uzak İhtimal
Analiz - Körfez'de Sıcak Savaş Uzak İhtimal

Analiz - Körfez'de Sıcak Savaş Uzak İhtimal

Körfez’de yaşanabilecek bir ABD-İran savaşının hem Tahran hem de Washington için olumsuz neticeleri olacağından, böyle bir savaş ihtimalinin düşük olduğunu söyleyebiliriz- Bölgede yaşanan gelişmelerin gölgesinde yapılan söz konusu açıklamalar, ABD ve İran

A+A-

İSTANBUL (AA) -SABİR ASKEROĞLU- ABD’nin artan baskısıyla karşı karşıya kalan İran, 8 Mayıs’ta nükleer anlaşmada öngörülen zenginleştirilmiş uranyum ve ağırlaştırılmış suyun yurt dışına satılmasıyla ilgili maddelerinin askıya alması ve 60 gün içinde tekrar uranyum zenginleştirmeye başlayacağını duyurmasının ardından Pentagon, İran’ın Körfez bölgesindeki Amerikan üslerine saldırı hazırlığı yaptığı istihbaratı aldığı gerekçesiyle bölgeye askerî yığınak yapmaya başladı. Gerginliğin giderek tırmandığı günlerde BAE’nin kıyısına yakın sularda dört petrol tankerine ve Suudi Arabistan’ın petrol boru hattına yönelik saldırılar, var olan gerginliği daha da tırmandırdı. Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) acil toplantı düzenlerken, ABD de Körfez’e ek askeri sevkiyat yapma kararı aldı. Giderek artan gerginliğin dozunu azaltmak için Japonya, Rusya, İsviçre, Irak, Katar ve Umman gibi ülkeler Tahran ile Washington arasında arabuluculuk yapmak için misyon üstlenebileceklerini açıkladılar. ABD ve İran silahlı çatışmaya girme niyetinde olmadıklarına dair resmî açıklamalarda bulunmuş, ABD Başkanı Trump ise İranlı yetkililerin hazır olmaları durumunda ön koşulsuz görüşebileceğini duyurmuştu. Haziran’ın ikinci haftasında Orta Doğu turuna çıkan Almanya dışişleri bakanının Tahran ziyaretinin ardından İran’a giden Japonya Başbakanı Şinzo Abe, İran Devrim Rehberi Ali Hamaney’le yaptığı görüşmede ABD-İran arasında yeni bir görüşme sürecinin başlatılması konusunda bir ilerleme sağlayamadı. Abe-Hamaney görüşmeleri sırasında Umman körfezinde Japonya’ya ait petrol tankerlerine saldırı gerçekleşti; ABD yaşanan saldırıyla ilgili İran’ı suçlayarak Körfez’deki tansiyonu yeniden tırmandırdı.

Dolayısıyla bu gelişmeler Körfez’de giderek artan gerginliğin bir çatışmaya dönüşmesi yönündeki endişeleri arttırmış bulunuyor. Fakat diğer taraftan hem İranlı hem de ABD’li yetkililerin yaşanan gerginlikle ilgili birbirlerini suçlamasına rağmen bunun bir savaşa dönüşmesini istemedikleri yönünde açıklamalarına da şahit oluyoruz. Bölgede yaşanan bu gelişmelerin gölgesinde yapılan söz konusu açıklamalar iki devlet yetkililerinin gerçek niyetleriyle ilgili tartışmalara yol açmış olsa da, her şeyden önce, her iki devlet için de sıcak bir çatışmadan uzak durulması için objektif nedenlerin var olduğunu dikkate almak gerekir.

İran’ın ABD’yle silahlı çatışmaya girmekten kaçınmasının birinci nedeni ABD arasındaki güç faktörüdür. ABD’nin yıllık askeri harcamaları 650 milyar dolardır. İran’ın ise 10 milyar dolar düzeyinde. ABD askeri sayı ve silah teknolojisi bakımından da İran karşısında mutlak üstünlüğe sahip. ABD’ye karşı mutlak savaşı yürütecek ekonomik güç bakımından da İran açık ara dezavantajlı durumda. On dokuz trilyon dolarlık bir ABD ekonomisi karşısında, yaptırımlar nedeniyle giderek zayıflayan 430 milyar dolarlık bir İran ekonomisi var. Ayrıca bölgesel faaliyetleri nedeniyle bölgede ve nükleer ve balistik füze programları nedeniyle dünyada giderek yalnızlaşan İran karşısında küresel çapta bir ittifak zincirine sahip bir ABD söz konusu. Muhtemel bir savaş durumunda bölgedeki ABD müttefiklerinin İran’a karşı Washington’dan yana politika izleyeceklerini de göz önüne aldığımızda, İran’ın ABD karşısında daha da dezavantajlı duruma düşeceği açıktır.

ABD’nin İran’la savaşmaktan kaçındığı birinci faktör ise, İran’ın geliştirdiği asimetrik yöntemler. İran’ın bölgede kontrol ettiği yüz binlerce kişiden oluşan vekil güçler (proxy) ve geliştirdiği balistik füzeler, ABD’yi endişelendiriyor. ABD’ye karşı düzenli orduyla başarı elde etmesinin düşük ihtimal olduğunun farkında olan İran, kontrol ettiği vekil gruplar ve balistik füzeler gibi dolaylı yöntemlerle ABD üslerini ve müttefiklerini hedef alabilir. İran’ın yürüteceği böyle bir asimetrik savaş, ABD’nin varlığına yönelik ciddi bir tehdit olmasa da bölgedeki varlığının ciddi risklerle karşı karşıya kalmasına ve ABD’nin prestij kaybetmesine neden olacaktır.

Hem Tahran’ın hem de Washington’un silahlı çatışmadan kaçınmalarının sebeplerinden bir diğeri de savaşın getireceği maliyetler. İran’ın ABD’yle savaşa girmesi durumunda kırılgan ekonomisi bir krize sürüklenecektir. ABD’nin savaş maliyeti İran’ı etkileyecek ölçüde riskler taşımasa da kendi ekonomisi için de büyük bir yük oluşturacağı açıktır. Trump ABD Başkanı olarak temel hedeflerinden birini ABD ekonomisini daha da güçlendirmek ve bu hedefine ulaşabilmek için de önündeki tüm engelleri kaldırmak şeklinde belirlemiştir. Dolayısıyla Trump ABD ekonomisine zarar verecek girişimlerden uzak durmaya çalışacaktır.

Trump, İran’la savaşa başlanması durumunda ülkesinde de savaşın olumsuz sonuçlarıyla karşı karşıya kalacaktır. Savaşın getireceği ekonomik maliyetin yanında, ABD üslerine yönelik saldırılar ve askeri kayıplar, Amerikan iç kamuoyunda büyük tepkilere yol açarak, Trump’ın ikinci kez seçilmesini zora sokabilir. Aynı şekilde Körfez’de çıkacak bir savaş ABD’nin aleyhine işleyecek başka bir süreci tetikleyeceği gibi “dış düşmana karşı” İran’daki siyasi aktörler ve toplumu yönetim etrafında birleştirerek, mevcut iktidarı daha da güçlendirecektir. İran halkının nezdinde ülkedeki sorunların sorumlusunun ABD olduğuna ve İran’ın bölgedeki politikalarının haklı sebepleri olduğuna dair görüşler daha da güçlenecektir.

ABD-İran savaşı Trump’ın dış politika stratejisini de olumsuz etkileyecektir. Trump’ın öncelikli dış politika hedeflerinden biri Çin’in güçlenmesini engellemek ve Çin ve Avrupa arasındaki ticari eşitsizliği dengelemektir. İran-ABD savaşı öncelikli olarak Çin’in işine yarar. ABD tüm dikkatini ve siyasi ve ekonomik kaynaklarını İran’a çevirerek Çin’le yürüttüğü “ticari savaşına” ya son verir ya da ertelemek durumunda kalır. Çin, İran-ABD savaşının uzaması ve ABD’nin Irak’ta olduğu gibi başarısız olması için dolaylı yollardan İran’ı destekleyebilir. Trump’ın bu yönde alacağı bir karar, ABD dış politikası açısından stratejik başarısızlıkla sonuçlanabilir.

İran ve ABD’nin kararlarını etkileyen bir diğer faktör, uluslararası toplumun tutumu. Taraflardan herhangi birinin silahlı çatışmaya yol açabilecek bir kararı Ortadoğu’yu yeni bir uluslararası güvenlik kriziyle karşı karşıya bırakacağı için uluslararası kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanacak ve ihtiyacı olan uluslararası toplum desteğini bulamayacaktır.

ABD’nin kararlarını etkileyen diğer bir faktör de ABD’nin İran’a yönelik politikalarının Trump yönetimi tarafından başarılı bulunmasıdır. Trump, herhangi bir ekonomik ve askeri-siyasi maliyete girmeden İran’a yönelik ciddi bir baskı uygulayabilmekte. İran’ı uluslararası ekonomik ve siyasi sistem dışına iterek Tahran’ı dış ve güvenlik politikalarında değişikliğe mecbur bırakma konusunda adım adım ilerlediğini düşünmektedir.

Sonuç olarak, Körfez’de yaşanabilecek bir ABD-İran savaşının hem Tahran hem de Washington için olumsuz neticeleri olacağından, böyle bir savaş ihtimalinin düşük olduğunu söyleyebiliriz. Her iki taraf da birbirinin bu zafiyetini bildiği ve geri adım atması durumunda karşı tarafı cesaretlendireceğini düşündüğü için bölgedeki gerginliğin yüksek bir seviyede seyretmesine sebep olmaktadır.

[Avrasya, Orta Asya, Ortadoğu, Rus dış politikası ve güvenlik politikaları alanında çalışan Sabir Askeroğlu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) dış politika koordinatörüdür]

HABERE YORUM KAT