1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. "Emperyalist Güçler, İslam Ülkelerindeki Farklılıkları Kaşıyor"
"Emperyalist Güçler, İslam Ülkelerindeki Farklılıkları Kaşıyor"

"Emperyalist Güçler, İslam Ülkelerindeki Farklılıkları Kaşıyor"

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha:- "Emperyalist güçler, İslam ülkelerindeki farklılıkları kaşıyarak, bunu Müslüman hakları sömürme aracı olarak kullanıyor. Bir taraftan Müslüman toplumları ayırıp, birbirine düşürüp o

A+A-

İSTANBUL (AA) - İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha, emperyalist güçlerin, İslam ülkelerindeki farklılıkları kaşıyarak bunu, Müslüman halkları sömürme aracı olarak kullandıklarını belirterek, "Bir taraftan Müslüman toplumları ayırıp, birbirine düşürüp onları paramparça ederken, diğer taraftansa onların birbirini kırmalarını sağlamak için silah satıyorlar." dedi.

Çaha, üniversitenin Halkalı'daki yerleşkesinde düzenlenen "Müslüman Toplumların Fay Hatları: Mezhepçilik, Laiklik, Milliyetçilik ve Sömürgecilikle Mücadele" konulu "Uluslararası Müslüman Ümmet Konferansı"nda, farklılıkların zenginlik değil de parçalanma unsuru olarak kullanılmasının birçok soruna yol açtığını söyledi.

Farklı dini anlayışlara sahip olmanın, dinin doğasından kaynaklandığını ifade eden Çaha, "Dolayısıyla sorunları aşmak için Müslümanların birbirine saygılı olmaları çok önemli. Özellikle de kendi aralarındaki hoşgörüsüzlüğe bir son vermeleri gerekiyor. Şurası bir realitedir ki Ortadoğu'da ve İslam dünyasında otoriter devletler, farklı dini anlayışları kendileri için bir araç olarak kullanıyor. Emperyalist ülkeler ve egemen güçler de bunu bir şekilde kaşıyor. Dolayısıyla dini düşünceler ya da yaklaşımlar üzerindeki ayrışmalar, hem otoriter devletlere hem de emperyalist güçlere hizmet ediyor." diye konuştu.

- "Egemen güçler İslam ülkelerindeki karışıklıktan çok memnunlar"

"İslam dünyasında demokrasi çok önemli" diyen Çaha, şöyle devam etti:

"Dünyadaki bütün savaşlar ya otoriter rejimlerin kendi aralarındaki ya da otoriterlerin demokrasiyle savaşıdır. Onun için demokrasinin İslam dünyasında yaygınlaşması gerekiyor. Demokrasinin İslam ülkelerinde yaygınlaşması, hem bu ülkelerin kendi içindeki farklı dini anlayışların gelişmesine, yaşama şansı bulmasına hizmet edecek hem de Müslüman devletlerin birbiriyle daha barışçıl şekilde ilişki kurmasını sağlayacaktır. Hoşgörüsüzlük ve demokrasinin olmayışı beraberinde otoriter bir siyasal kültür üretiyor. Bu da dışarıdaki aktörlerin çıkarına hizmet ediyor. Egemen güçler, İslam ülkelerindeki karışıklıktan çok memnunlar."

Emperyalist güçlerin, İslam ülkelerindeki farklılıkları kaşıyarak, bunu, Müslüman hakları sömürme aracı olarak kullandıklarına dikkati çeken Çaha, "Müslüman toplumları ayırıp, birbirine düşürüp bir taraftan onları paramparça ediyor, diğer taraftansa onların birbirini kırmalarını sağlamak için silah satıyorlar. Müslümanlar, bunlara karşı gerekli savunmayı geliştiremiyorlar. Çünkü Müslümanların iradesi serbest değil. Bütün ülkelerde olmazsa bile birçok İslam ülkesindeki halk, otoriter rejimlerin altında yaşıyorlar. Halklar arasındaki farklılıklar otoriter rejimlerin işine geliyor. Otoriter rejimler, kendi halklarının üzerinde hegemonik bir güç kurmak suretiyle onları diledikleri şekilde yönetiyorlar. Bu otoriter yönetimler, kendi halkları üzerinde güçlüyken dışarıya karşı ise güçlü değildir. Dolayısıyla kendi halklarına karşı despot ama emperyalist güçlere gelince onlara karşı kul köle oluyorlar." ifadelerini kullandı.

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara ise Müslüman dünyanın karşı karşıya kaldığı önemli problemlerden birinin mezhepçilik olduğunu belirtti.

Mezhepçilik temelli sorunların ortadan kaldırılması için teorik olarak iki temel yaklaşımın geliştirildiğini, bunlardan birinin modernist diğerinin ise post-modernist yaklaşım olduğunu aktaran Büyükkara, şu değerlendirmede bulundu:

"Modernist yaklaşımı hem İslamcılar kullanıyor hem de milliyetçiler kullanıyor. İslamcıların bir bölümünün mezhepçiliği problemlerin kaynağı olarak görüyor. Bu anlayıştaki insanlar, 'Bu mezhepleri atlayalım, İslam'ın ilk kaynakları olan Kur'an ve sünnete dönelim' diyor. Aynı zamanda milliyetçilerin de yaklaşımıdır. Milliyetçiler, Ulus devletler kurulurken ona rakip olabilecek dini unsurları zayıflatmak için bunu kullandı. Yani 'Otantik, akıl ve vahiy eksenli İslam, fazla gelenekselleşmemiş, mezheplerden uzak bir anlayışı bir devlet felsefesi' olarak ortaya koydular. Bunu da laiklik ve sekülerizmle sundular. 'Mezhepler üstü İslam' denilince 'Mezhepler devreden çıkacak ve mezhepler savaşı ortadan kalkacak' bu ilk başta akla hoş geliyor. Ancak böyle bir şey yok. Böyle bir savunma ile eğer mezhepler savaşı ortadan kalksaydı, şimdiye kadar çoktan kalkmış olurdu. Çünkü bu yaklaşım mezhepleri küstürüyor ve onları devlete düşman ediyor."

- "İslam ümmetinin yumuşak karnı var"

İslam dünyasının kendisiyle alakalı sorunları olduğunu dile getiren Büyükkara, ümmetin fay hatlarının kolay kaşındığını kaydederek, "Yumuşak karnımız var. Ama bu çok önemli değil. Müslümanlar birbirleriyle uzun süre barış içinde yaşamışlar. Farklılıklarının kimler tarafından kaşındığına gelince, burada politika devreye giriyor. Siyaset, bu yumuşak karnı kullanıyor. Çünkü mezhep duygusu, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Bunun iyi tarafı olduğu gibi kötü tarafı da var. Bu politika bu gücü bildiği için kendi rakiplerine karşı, kendine yakın mezhebi önce zayıf bırakarak kendine bağlıyor, sonra rakibine (karşı tarafa) karşı kullanıyor. Bu durum hem içerideki siyasiler hem de dışarıdaki hegemonik güçler tarafından kullanılıyor." diye konuştu.

Egemen güçlerin Müslümanların ayrılıklarını çok iyi değerlendirip bunları kullanarak çıkar sağladıklarını anlatan Büyükkaya sözlerini şöyle tamamladı:

"Dışarıdan bu ayrılıkları körüklüyorlar. Onlar bizim üzerimize çok çalışıyorlar. Müslümanların mezhebi ayrılıklarını yüz yıldır çalışıyorlar. Müslümanların yumuşak karınlarını iyi biliyorlar. Bunun üzerine giderek, bunu kışkırtacak politik figürleri yaratıyorlar. Ondan sonra da kendi çıkarlarına göre kullanıyorlar. Bu sonunun çözümü ise Müslümanların, İslam kimliğini ön plana çıkarmalarından geçiyor. Bu mezhep kimliğinin tümden yıkılması demek değildir. Mezhep kimliği olacak fakat bu kimliğin üst kimliği İslam'dır. Bu kimlik asırlar boyu Müslümanları bir arada tutmuş ve tefrikayı önlemiştir. Dolayısıyla bunu, geliştirecek fikirleri geliştirmek lazım. Bunlardan bir tanesi politikacıların mezhep kimliğini istismar etmelerini engellemek için alimlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Müslümanlar arasında barışı sağlamanın çeşitli yolları var. Bunun üzerine de kafa yorup, dikkatlice düşünmelidir. Bu oturumlar buna yöneliktir."

Denver Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nader Hashemi de (Nadir Haşimi) İslam ülkelerindeki mezhep çatışmasının temelinin uzun bir tarihi geçmişe dayanmadığını kaydetti.

Hashemi, şu anda olup bitenlerin, 1979'daki İran Devrimi'nden sonra Tahran yönetiminin İran'ı Şii bir rejime dönüştürmesinden kaynaklandığını söyleyerek, şunları kaydetti:

"Müslüman ülkelerin egemen ülkeler tarafından işgal edilmesi Müslümanlar arasındaki ayrılıkların körüklenmesine yol açtı. Afganistan ve ardından Irak'ın işgali, Arap Baharı, Suudi Arabistan ve İran'ın karşı karşıya gelmesi ve kendilerine yakın mezhebi yapıları provoke etmeleri İslam alemindeki aykırılıkların farklı kullanılmasına yol açtı. Temel olarak mezhepçiliğin ön plana çıkartılmasında uzun bir geçmiş bulunmuyor. Ayrıca Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'de Beşşar Esed yönetiminin de bu düşüncelerle desteklenmesi Müslümanlar arasında ayrılıkların oluşmasını hızlandıran etkenler olarak açıklanabilir."

Konuşmaların ardından konferansa tebliği sunan öğretim üyelerine teşekkür plaketi ve hediye takdim edildi.

Farklı oturumlarla devam eden "Uluslararası Müslüman Ümmet Konferansı", yarın gerçekleşecek sunumlarla sona erecek.

HABERE YORUM KAT