1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. "Hıv Asrın Vebası Değil"
"Hıv Asrın Vebası Değil"

"Hıv Asrın Vebası Değil"

Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Harmancı:- "HIV enfeksiyonu, 1990’lı yıllardan itibaren ölümcül değil diyabet ve tansiyon gibi kronik bir sağlık durumu. HIV ile yaşayan bireyler mevcut tedaviyle standart yaşam sürelerini sağlıklı bir birey olar

A+A-

İSTANBUL (AA) - ZEHRA MELEK ÇAT - Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Canberk Harmancı, "HIV enfeksiyonu, 1990’lı yıllardan itibaren ölümcül değil diyabet ve tansiyon gibi kronik bir sağlık durumu. HIV ile yaşayan bireyler mevcut tedaviyle standart yaşam sürelerini sağlıklı bir birey olarak yaşamakta, tedaviyle virüsü bulaştırmamakta, evlenebilmekte, çocuk sahibi olmakta, iş gücü kaybı olmadan ve çalışma arkadaşlarına virüsü geçirme ihtimalleri olmadan çalışabilmekteler. En önemlisi tedavi alan bireyler hayatlarının hiçbir döneminde AIDS evresine gelmemektedir." dedi.

Harmancı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de ilk HIV pozitif vakasının görülmesinden bugüne, gazete, televizyon ve sinema ürünleriyle insanların HIV virüsüyle tanıştığını belirtti.

HIV ile yaşayan bireylere dair ön yargıların temelini bilmenin, bu ön yargıları kırmak için yapılması gereken ilk adım olduğunu dile getiren Harmancı, "Türkiye'de yaşayan bireylerin HIV enfeksiyonuna dair bilgi birikimleri ne yazık ki öğretim sistemi içerisindeki eğitimden değil medya ürünlerinden sağlanmaktadır. Mevcut ön yargılarımızın hepsi 1985 yılında ilk vakanın görülmesinden bugüne kadar geçen sürede gazete, televizyon haberleri, dizi, sinema ürünlerinde yer alan bilgilerden kaynaklanıyor. Bireyler medya üretimlerinde gördükleri şeyin doğru olduğunu kabul ediyor ve bu bilgiyi sorgulamıyor." diye konuştu.

Harmancı, medya üretimlerinin hem yeterli ve doğru bilgiye ulaşamamak hem de ürünün etkisini artırmak için bilinçli bir şekilde dramatize edilmesi nedeniyle gerçekleri yansıtmadığını ifade ederek, HIV pozitifle ilgili hala medya üretimlerinde "asrın vebası", "amansız hastalık", "en ölümcül hastalık" gibi terimlerin kullanıldığını anımsattı.

Harmancı, "HIV enfeksiyonu, 1990’lı yıllardan itibaren ölümcül değil diyabet ve tansiyon gibi kronik bir sağlık durumu. HIV ile yaşayan bireyler mevcut tedaviyle standart yaşam sürelerini sağlıklı bir birey olarak yaşamakta, tedaviyle virüsü bulaştırmamakta, evlenebilmekte, çocuk sahibi olmakta, iş gücü kaybı olmadan ve çalışma arkadaşlarına virüsü geçirme ihtimalleri olmadan çalışabilmekteler. En önemlisi tedavi alan bireyler hayatlarının hiçbir döneminde AIDS evresine gelmemektedir." ifadelerini kullandı.

- "Toplumsal algı her saniye tedirgin olmalarına neden oluyor"

HIV ile yaşayan bir bireyin enfeksiyona, kendi yaşamına ve topluma karşı bakışını tanı aldığı dönem ve enfeksiyonu kabullendikten sonraki dönem olarak başlıklandıran Harmancı, "Enfeksiyonun varlığını öğrenmek öncelikle bireyler üzerinde ciddi bir travma etkisi yaratmakta ve bireyler yas dönemine girmekteler. Bu travma ve yas dönemi içerisinde bulundukları toplumun sahip olduğu ön yargıları paylaşması ve enfeksiyona dair doğru bilgiye sahip olmamalarından kaynaklanmaktadır." dedi.

Harmancı, bireylerin başka hastalık tedavisi sırasında yapılan testlerle, ya işe giriş ve periyodik muayeneler sırasında iş yeri hekimleri tarafından illegal olarak yapılan testlerle, ya kan bağışı, evlilik öncesi, ameliyat öncesi yapılan rutin testlerle hiç beklemedikleri bir anda HIV ile yaşıyor olduklarını öğrendiğini anlattı.

HIV ile yaşayan bireylerin tanı aldıklarında çoğunlukla kısa süre içinde ciddi sağlık sorunları yaşamaya başlayacaklarını, yatalak hale gelerek kötü bir dış görünüme sahip olacaklarını ve yaşamlarını kaybedeceklerini, HIV yaşadıklarının her yere bildirileceğini, kendilerinden önce enfeksiyon tanısı alan herkesin öldüğünü ve hekimlerin onları teselli etmeye çalıştığını düşündüğünü ifade eden Harmancı, şunları kaydetti:

"Bireyler danışmanlık hizmetlerini alıp tedavilerine başladıktan sonra aslında değil yaşamlarını kaybetmek hiçbir sağlık sorunu yaşamadan standart yaşam sürelerini yaşayacaklarını, eski yaşamlarına, cinsel hayatlarına devam edebileceklerini, çalışabileceklerini, evlenebileceklerini, çocuk sahibi olabileceklerini öğrenmektedir. Fakat topluma karşı olan çekinceleri ve korkuları hayatları boyunca diri kalmaktadır. Ön yargılarla dolup taşan toplumsal algı her saniye tedirgin olmalarına, ifşa edilmeleri ve sıralı hak ihlallerini yaşamalarına dair yüksek kaygılar beslemelerine neden olacaktır. Toplumun HIV ile yaşayan bireylere bakışını aslında yeni tanı alan birinin düşünceleri açıklarken açıkladım. Bunlara ek olarak toplumsal algı enfeksiyona sahip bireylerin eşcinsel, seks işçisi, ahlaksız, günahkar ve lanetli olduğunu, kesinlikle aynı ortamda bulunmamak gerektiğini, aynı odada nefes almanın dahi enfeksiyonun bulaşmasına neden olacağı gibi akla, vicdana ve bilime aykırı düşüncelerden oluşmaktadır."

Toplumun da HIV konusunda önyargılarından kurtulması gerektiğini vurgulayan Harmancı, şöyle devam etti:

"Sade ve güncel bilgiyi toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak gerekiyor. Bu hem ön yargıları ortadan kaldırarak HIV ile yaşayan bireylerin ayrımcılık yaşamasını engelleyecektir hem de bireylerin kendilerini enfeksiyondan korumalarını sağlayacaktır. Ne yazık ki ülke genelinde hangi eğitim seviyesinde olursa olsun, hangi ekonomik düzeyde olursa olsun, hangi meslek grubuna ait olursa olsun (hekimler dahil) bireyler doğru HIV bilgisine sahip değiller. İşte bu enfeksiyon karşısındaki en güçsüz yanımız. Örgün eğitim içerisine cinsel sağlık dersinin eklenmesi bu dersin yetkin personel tarafından verilmesi oldukça önemli ancak sonuçları uzun vadede alınacak bir eylem. Acil eylem planlarımız içinde medyanın özellikle televizyon ve sosyal medyanın etki gücünü kullanarak spot etkili ve koruyucu bilgiyi kullanıma sokmak gerekir. Biz iddia ediyoruz ki mevcut ön yargılar nasıl medya aracılığıyla yayıldıysa aynı yolla hızlıca ortadan kaldırılabilir."

HABERE YORUM KAT