1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Hocalı "İnsanlığa Karşı Suç" Veya "Savaş Suçu" Kategorisinde Değerlendirilebilir
Hocalı "İnsanlığa Karşı Suç" Veya "Savaş Suçu" Kategorisinde Değerlendirilebilir

Hocalı "İnsanlığa Karşı Suç" Veya "Savaş Suçu" Kategorisinde Değerlendirilebilir

Uzmanlar, Azerbaycan'da 26 yıl önce yaşanan Hocalı Katliamı'nda silahsız sivillerin Ermeni askerleri tarafından öldürülmesini "insanlığa karşı suç" veya "savaş suçu" kategorisinde değerlendiriyor- Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reçber:- "Hoca

A+A-

ANKARA (AA) - TUĞÇENUR YILMAZ - Uzmanlar, Azerbaycan'ın Hocalı kasabasında 26 Şubat 1992'de silahsız Azerbaycanlı sivillerin Ermeni askerleri tarafından öldürülmesini, uluslararası hukukun "insanlığa karşı suç" veya "savaş suçu" kategorisinde değerlendirilebileceğine dikkati çekiyor.

Uzmanlar, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesinin Hocalı kasabasında yapılan katliamın 26. yılında, olayın uluslararası hukuki boyutunu AA muhabirine değerlendirdi.

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Reçber, "Hocalı Katliamı'nın uluslararası kamu hukuku itibarıyla savaş suçu, insanlığa karşı suç ve hatta barışa karşı işlenmiş suç kategorisine sokulması mümkündür." dedi.

Katliamda yüzlerce Azerbaycanlı sivilin Ermeni askerleri tarafından öldürüldüğüne dikkati çeken Reçber, "Hocalı Katliamı'nda, silahsız sivillerin askeri güçler tarafından öldürülmesi ve yaralanması eyleminin 'insanlığa karşı suç' ve 'savaş suçu' olduğu oldukça açıktır." diye konuştu.

Uluslararası kurumların yapısal işleyişleri nedeniyle bu gibi katliamlarla ilgili herhangi bir karar üretemediğine dikkati çeken Reçber, BMGK'nin beş daimi üyesinin veto hakkı bulunması gibi nedenlerle bu tarz katliamlar veya diğer suçlara yönelik etkin kararların alınmasının güç olduğunu kaydetti.

Siyasi girişimlerle Avrupa Konseyi, BM gibi uluslararası örgütler bünyesinde konunun kanıtlarıyla anlatılması ve gündem oluşturulmaya çalışılması gerektiğini vurgulayan Reçber, şöyle konuştu:

"Konunun sadece Türkiye ve Azerbaycan’da gündemde tutulması yeterli olmayacaktır. Bu katliam 26 yıldır Türkiye’de ve Azerbaycan’da tekrar mahiyette anlatılmaktadır. Bu katliamın uluslararası toplum tarafından kabulü konusunda istenilen sonuç elde edilemediğine göre, o halde konunun uluslararası boyutunun devreye sokulması gerekli olmaktadır."

- Soykırım tartışması

Bir suçun soykırım kapsamında değerlendirilebilmesi için hedef kitleye veya gruba yönelik yok etme kastıyla hareket edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Reçber, Hocalı'da gerçekleştirilen katliamın soykırım şeklinde nitelendirilebilmesine ilişkin şunları kaydetti:

"Hocalı Katliamı'nda, Hocalı kasabasındaki sivillerin özel kasıtla öldürüldüğü, ciddi fiziki veya zihni zarara maruz bırakıldıkları, bu sivillerin yaşam şartlarının ortadan kaldırıldığı, kendilerine fiziki olarak yok etme amaçlı zarar verildiği ve çocukların zorla başka bir gruba transfer edildiği gibi eylemlerin gerçekleştirildiği ispatlanırsa, elbette bu katliam soykırım şeklinde kabul edilir."

Bu katliama benzer nitelikteki eylemlerin soykırım suçu kategorisinde değerlendirilmesinde özel kasıt şartı aranması ve bu şartın da ispatlanmasının güç olması nedeniyle bu eylemlerin insanlığa karşı suç veya savaş suçu şeklinde kabul edildiğini dile getiren Reçber, bu duruma Halepçe Katliamı'nı örneğini verdi.

Reçber, geçmişte Hocalı Katliamı benzeri olaylara emsal teşkil edecek içtihatlara Uluslararası Adalet Divanının Eski Yugoslavya iç savaşı ve Ruanda’daki olaylara ilişkin özel nitelikte kurulan yargı organlarının kararlarını örnek vererek "Ancak eski Yugoslavya iç savaşı esnasında soykırım suçunun işlendiğini mahkeme karara bağlarken sahip olduğu argümanlarla Hocalı Katliamı'ndaki kanıtlar aynı olmayabilmektedir. Bu nedenle her bir eylemi kendi özellikleri içerisinde değerlendirmek gerekir." ifadelerini kullandı.

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bahadır Bumin Özarslan da Hocalı’da gerçekleştirilen katliamı uluslararası hukuk kurallarının çiğnenmesine örnek olarak gösterdi.

Özarslan, "Hocalı olaylarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) bakıldığında 2. maddedeki yaşam hakkı, 3. maddedeki işkence yasağı, 5. maddedeki kişi güvenliği ve özgürlüğü, 8. maddedeki özel hayatın ve aile hayatının korunması ile AİHS’nin 1. Ek Protokolü’nün 1. maddesinde yer alan mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir." dedi.

Olaylarda ihlal edilen bir başka uluslararası hukuk kuralının da "toprak bütünlüğüne sadakat yükümlülüğü" olduğunun altını çizen Özarslan, "BM Antlaşması’nın 2. maddesinde belirtilen bu yükümlülük, Azerbaycan toprağı olan Karabağ bölgesinin askeri anlamda işgal edilmesiyle çiğnenmiştir. Nitekim BM Güvenlik Konseyinin 1993 yılında aldığı 822, 853, 874 ve 884 numaralı kararları da bu askeri işgali teyit etmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

- Uluslararası hukukun prestij kaybı

Bugüne kadar BM, diğer uluslararası örgütler ve toplumun Hocalı Katliamı ile ilgili somut, dikkate değer ve ciddi bir teşebbüste bulunmadığını vurgulayan Özarslan, "Sorunun çözümü için 1993 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde 11 üyeli 'Minsk Grubu' oluşturulmuştur. Halen çalışmalarını sürdüren bu oluşum bünyesinde, günümüze kadar pek çok toplantı yapılmış ve girişimde bulunulmuş ancak 25 yıldır sorunun çözümünde herhangi bir gelişme olmamıştır." hatırlatmasında bulundu.

Özarslan, uluslararası arenada Hocalı ve genel olarak Karabağ meselesinin yeterince dikkate alınmamasının uluslararası hukukun prestijinin zedelenmesine yol açtığına işaret ederek şunları kaydetti:

"Uluslararası hukukun, iç hukuktan ayrılan temel özellikleri sebebiyle devletlerin uzlaşmasına dayalı bir sistematiğinin olması, bu uzlaşmada devletlerin milli güç unsurlarının belirleyiciliği 'gücün kadar haklısın' şeklinde bir algıyı beslemektedir. 1945’ten sonra ortaya çıkan BM sistemi içinde zaman zaman ABD, İsrail, Fransa, Rusya, Çin gibi bazı devletlerin uygulamalarının uluslararası hukukun dışına çıkmasına rağmen herhangi bir yaptırıma uğramamaları, uluslararası toplum içinde yeterince huzursuzluk yaratmaktadır."

- Dünya kamuoyuna Hocalı'yı anlatmak

Özarslan, Hocalı'da ölenlerin ve kaybolanların yakınları ve insan hakları ihlal edilen mağdurların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurarak hak ihlallerinden dolayı tazminat talep edebileceğini ifade etti.

Özarslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gerek Azerbaycan gerekse Ermenistan, Avrupa Konseyi üyesidir ve AİHS’ye taraftırlar. Ermenistan’ın bölgedeki etkin kontrolü, davanın Ermenistan aleyhine açılabilmesine dayanak teşkil etmektedir. Nitekim Azerbaycan vatandaşlarının bir kısmının açtığı ve 'Çırakov Davası' olarak bilinen yargılama sonucunda Ermenistan, mülkiyet hakkının ve özel hayat ile aile hayatına saygı hakkının ihlali sebebiyle tazminata mahkum edilmiştir."

Hocalı olaylarına ilişkin hukuki başvuru yolları dışında, uluslararası kamuoyu oluşturma yönünde etkin bir propaganda yöntemi de izlenmesi gerektiğinin altını çizen Özarslan, "Bu konuda Türkiye, öncü bir rol üstlenmelidir. Uluslararası toplum nezdinde etkin ve sürekli bir kampanya düzenlenerek Ermenistan siyasi baskı altına sokulmalıdır." diye konuştu.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında Hocalı’da soykırım suçunun işlendiğinin rahatlıkla söylenebileceğini ifade eden Özarslan, buna BMGK’de kabul edilen "Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi"nin 2. maddesinde yer alan hak ihlallerini örnek gösterdi.

- Hocalı Katliamı

1992 yılının 26 Şubat'ında Ermeniler tarafından Hocalı kasabasında gerçekleştirilen katliamda, Azerbaycan kaynaklarına göre, 106'sı kadın, 63'ü çocuk ve 70'i yaşlı olmak üzere işkence neticesinde 613 kişi öldürüldü. Bin 275 kişinin esir alındığı Hocalı'da bu esirlerden 150'sinden şu ana kadar hiçbir haber alınamadı.

HABERE YORUM KAT