1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. "İslamofobi: Bir İnsan Hakları İhlali Ve Irkçılığın Çağdaş Görünümü" Semineri
"İslamofobi: Bir İnsan Hakları İhlali Ve Irkçılığın Çağdaş Görünümü" Semineri

"İslamofobi: Bir İnsan Hakları İhlali Ve Irkçılığın Çağdaş Görünümü" Semineri

BM Irkçılıkla Mücadele Eski Özel Raportörü Doudou Diene:- "İslamofobi 2 taraflı bir ayna aslında. Bir tarafta olumsuz boyutları gösteriyor, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük gibi ama öte yandan İslam dünyasına da bir ayna tutuyor. İslam dünyasının burada İslamo

A+A-

İSTANBUL (AA) - BM Irkçılıkla Mücadele Eski Özel Raportörü Doudou Diene, "İslamofobi 2 taraflı bir ayna aslında. Bir tarafta olumsuz boyutları gösteriyor, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük gibi ama öte yandan İslam dünyasına da bir ayna tutuyor. İslam dünyasının burada İslamofobiden gelen İslam imajını düşünmesi gerekiyor. Bizim mağdurluktan, kurbanlıktan, bir dönüşüm aktörü haline gelmemiz gerek." dedi.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu (BDİHK) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti iş birliğiyle düzenlenen "İslamofobi: Bir İnsan Hakları İhlali ve Irkçılığın Çağdaş Görünümü" konulu uluslararası seminer, Beyoğlu'ndaki bir otelde başladı.

Diene, seminerde, politikadan ayrı olarak fikir üretmek için burada bulunduklarını ifade ederek, İslamofobi konusuyla mücadele etmek için bir paradigma değişikliğine gitmeleri gerektiğini söyledi.

İslamofobi konusunda inanca bağlı olan ve haklarla ilgili olan iki ayrı kısmın olduğunu vurgulayan Diene, "Bir mutasyon dönemindeyiz. Büyük bir paradigma değişikliği devrini yaşıyoruz. Öncelikle insanlığın kimlikleri mutasyonu... Eski milli kimlikler 17. ve 18. yüzyıllardaki hallerinden uzak olarak derin bir dönüşüm içerisindeler. Bu değişim sürecinin merkezinde kimliğin temel taşı olarak ırk, kültür ve dinler var. Bu üç temel taş dünyanın her yerinde büyük bir dönüşüm gerçekleştiriyor, özellikle de Avrupa'da. Avrupa kavramını da aslında yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor çünkü orası da artık çok kültürlü bir yer haline dönüştü." diye konuştu.

Diene, burada politikadan ayrı olarak fikir üretmek için bulunduklarını ifade ederek, İslamofobi konusuyla mücadele etmek için bir paradigma değişikliğine gitmeleri gerektiğini söyledi.

İslamofobi dendiğinde akılda ilk tutulması gerekenin bunun yeni bir şey olmadığı ifadelerini kullanan Diene, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İslamofobi İslam'ın ilk gününden beri olan bir şey. Fakat günümüz İslamofobi'sini yeniden incelememiz gereken 3 nokta var. İslamofobi'yi yeniden gözden geçirme konusunda belirtmek istediğim derin bir dönüşüm çerçevesinde İslam toplumunu ele almamız. Ayrımcılık var fakat bu görüşü tersine çevirip İslamofobi'yi günümüz toplumunun dönüşümü çerçevesinde görmeliyiz. Bu önemli bir şey çünkü bütün işlevi değiştiriyor. İslamofobi 2 taraflı bir ayna aslında. Bir tarafta olumsuz boyutları gösteriyor, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük gibi ama öte yandan İslam dünyasına da bir ayna tutuyor. İslam dünyasının burada İslamofobi'den gelen İslam imajını düşünmesi gerekiyor. Bizim mağdurluktan, kurbanlıktan, bir dönüşüm aktörü haline gelmemiz gerek. İslamofobi'den konuştuğumuz zaman öncelikle bütüncül ve evrensel bir bakış açısıyla bakmalıyız. Günümüz dünyasında bir din olarak İslam ve Müslüman topluluklar benim tabirimle dönüşüm güçleri. Bir dönüşüm gücü olmak demek öncelikle İslamofobi ile mücadeleyle yüzleşmek demek. Bununla ilgili ilk adım ise teolojiden etik çerçeveye geçmekle olacak."

- "Müslümanlar normatif bağlamda koruma altında olmadıklarını hissediyor"

BM Din ve İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü Ahmed Shaheed de seminerin düzenlenmesinden çok memnun olduğunu ifade ederek, İslamofobi'nin son zamanlarda yükselişte olduğunu söyledi.

İnsan haklarıyla ilgili de bilgiler veren Shaheed, "Fark ediyorum ki Müslümanların dünyanın dört bir yanında koruma altına alınmasını engelleyen 3 boşluk var. Öncelikli olarak işin bir normatif boyutu var. Bütün Müslümanlar olmasa bile büyük çoğunluğu normatif bağlamda koruma altında olmadığını hissediyorlar. Aynı zamanda burada bir uygulama eksikliği de söz konusu. Acaba dışarıda bir norm var mı ve bu norm Müslümanlar dışında diğerlerine uygulanıyor da Müslümanlara mı uygulanmıyor? Bu uygulamayla ilgili boşluğu nasıl doldurabiliriz? Üçüncü olarak da normun bulunduğunu görüyoruz ama hayata geçiremiyoruz. Bu uygulamayla ilgili olan boyut çok önemli." dedi.

Shaheed, İslamofobi konusunun çok yönlü olduğunu anlatarak, sözlerine şöyle devam etti:

"İslamofobi konusunun bir de tarihi boyutu var. Bir endüstri var dışarıda tamamen insanlara saldırmak üzerine tasarlanmış ve insanların da karşılığında buna bir tepki vereceğini biliyorlar. Bunun bilincinde olmamız gerekiyor. Şundan da emin olmamız gerekiyor ki belli bir zorlukla karşı karşıya olduğumuzda yanlık reaksiyon göstermememiz gerekiyor. 10 maddelik oluşan eylem planında çok önemli konular yer alıyor. Örneğin, yalnızca farklılıkların değil bir yandan da insanların farklı olmasının değerli olduğunu kabul etmek gerekiyor, çoğulculuk. Bir diğer önemli konu katılımı yaygınlaştırmak, tüm toplulukları kamusal alana erişim sağlama konusunda desteklemeliyiz, eşit birer birey olarak. Bir yandan da eğitimlerin de verilmesi gerekiyor ki nefret suçları engellenebilsin yani takip, izleme ve cezalandırma. Her türlü suç için geçerli bu durum. Bunların takip edilmesi çok önemli. Dinler arası diyalog, eşitlik ve özgürlük de çok önemli."

- "İslamofobi ve Müslüman karşıtlığı ırkçılığın yeni ve modern bir türü"

İslamofobi Uzmanı Dr. Ergin Ergül ise günümüzde toplum düzenini korumayı amaçlayan kanunlarca suç sayılan fiillerle, kamu makamları tarafından bireylere karşı insan hakları ihlali teşkil eden fiiller arasında bir ayrım yapılmakta olduğunu belirterek, aynı ayrımı İbn Haldun'un da yaptığını ve belki de tarihte ilk defa insanların hakları ve hukukun nass kavramını kullandığını ifade etti.

İslamofobi sorununun suç fiillerine, insan hakları ihlallerine ve soykırım ile etnik temizlik gibi uluslararası suçlara yol açabileceğini belirten Ergül, İslamofobi'yi ceza hukuku bağlamında yerine oturtabilmek için öncelikle nefret suçları olarak adlandırılan suç kategorisine değinmek gerektiğini vurguladı.

Ergül, özellikle son dönemde nefret içerikli söylem ve eylemlerin ulusal hukuklarda suç türü olarak düzenlendiğini dile getirerek, "Kılık kıyafeti, dini, inancı, cinsiyeti, dış görünüşü, ten rengi veya fiziki engel gibi sebeplerden dolayı ötekine karşı duyulan ön yargı nefret suçunun temel motifidir. İslamofobi ve Müslüman karşıtlığı ırkçılığın yeni ve modern bir türü olduğundan ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı nefret söylem ve suçları adı altında uygulanan yaptırımların İslamofobi içinde uygulanabileceği akla gelmektedir. İslamofobik söylem ve fiiller nefret söylem ve suçlarıyla birçok bakımdan örtüşmektedir." açıklamasında bulundu.

İslamofobik fiillerin ayrımcılık suçları şeklinde ortaya çıkabileceğine değinen Ergül, şöyle devam etti:

"Bu alanda uygulamadaki başlıca problemler sorunun yaygınlığına rağmen bu yargı kararlarının sayısının azlığı ve birkaç ülkeyle sınırlı olmasıdır. Bu kararların verildiği ülkelerde bile adli ve idari uygulamanın İslamofobik söylem ve eylemler noktasında nefret söylem ve suçları gibi henüz istikrarlı bir uygulamaya dönüşememiş olmasıdır. Çünkü kamuoyunun bakışı ve idari uygulamada genel olarak İslamofobik söylem ve fiiller karşısında nefret söylem ve fiillere karşı gösterilen hassasiyet gözlemlenmemektedir. Bu boşluğun giderilmesi idari ve yargısal makamlara bırakılamaz. Mutlaka gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekir. Zira ceza hukukunun temel ilkelerinden birisi suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Bu nedenle ülkelerin ulusal mevzuatlarını İslamofobiyle mücadele perspektifinden değerlendirerek gözlemledikleri boşlukları yasal düzenlemelerle gidermeleri İslamofobiyle mücadele açısından son derece önem taşımaktadır."





HABERE YORUM KAT