28 ŞUBAT’TA KONYA’DA NELER OLDU? (2)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

28 Şubat’ın bilinmeyen yönleri ve kodları olduğu gibi bu konuda iyi araştırma yapan gazetecilerden birisi de Aslan Değirmenci’dir.

Kaleme aldığı 28 Şubat’ın İstihbarat Ağı’nda, en çok fişleme yapılan illerin başında Konya’nın geldiğini belgeleriyle birlikte ortaya koyuyor. O yıllarda Konya’da nerede bir sosyal ve kültürel faaliyet ile etkinlik yapılmışsa her gün sivil BÇG marifetiyle rapor ediliyor, etkinlik ile faaliyetlere katılanlar tek tek fişleniyordu. Meselâ 21/12/97 tarihli bir raporda, “Sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasasını protesto etmek için 21 Aralık 1997 günü Konya Hacı Veyiszade Camii’nde yaklaşık 1000 kişinin toplu dua yaptığı, cami çıkışında duaya katılanlara 8 şeklinde yapılmış simit ve süt dağıtıldığı” ifadeleri yer alıyor.

Sabah namazından sonra gerçekleştirilen bu toplantıları haber yapmak için benim de katılmışlığım vardı. İçerde dua ediliyor ve cami çıkışında cemaate süt ve kandil simidi ikram ediliyordu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İzleme Grubu Raporundan:

“Konya’da Fethullah Gülen kontrolündeki Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfına bağlı olan Vakıf Hastanesi ile devletin bir kurumu olan BAĞKUR Gn. Md’lüğünün bir anlaşma yaptığı, söz konusu hastanenin BAĞKUR üyelerine 2 yıl hizmet verdiği, BAĞKUR görüntüsü altında Vakıf Hastanesine yapılan ödemelerin Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetlerine aktarıldığı öğrenilmiştir.”

 

***

Memleketi Ilgın’da 1955’de belediye başkanlığı yapan, Demirel Hükûmetlerinde iki defa Sağlık ve Sosyal Bakanlığı, iki kez Milli Savunma Bakanlığı yapan Konya eski mebuslarından Dr. Vefa Tanır, Demirel Cumhurbaşkanı olduktan sonra “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı” olmuştu. Hemşehrimiz Tanır, kendisiyle “28 Şubat’ın perde arkası” başlığı altında yapılan röportajda, “28 Şubat”, aslında 17 Ocak 1997’de başladı. Her şey birdenbire mahvoldu.. Kısacası, “28 Şubat’ çok kötü falan” derken, asıl harekât bu 27 Ocak MGK toplantısıydı. O Demirel’in ‘harap-bitap’ dediğim gün. Asıl dananın kuyruğu orada kopmuş… diyor. Tanır, Çevik Bir’le ilgili olarak da şunları dile getiriyor:

“Her kuruluşta, farklı insanlar var. “28 Şubat”ta itimat kaybedilmişti. Çevik Bir’le tanklar meselesini görüştüm. Sırf onun işi… Yani Genelkurmay Başkanlığı’nın bundan haberi yok. Birisi bir düşüncesizlik yaptı. Diğeri de olgunluk yaptı. “Benim haberim yoktu” diye beyânat vermedi. Kim gittiyse o suale cevap vermedi Genelkurmay Başkanı.
Bir’in ayrı bir baş olma isteği vardı. Hiçbir zaman Genelkurmay İkinci Başkanı olmayı kabul edememişti.”
(Yeni Asya, 28 Şubat 2014-Cuma)

 

***

28 Şubat sürecinde en çok fişleme Selçuk Üniversitesi’nin bütün fakültelerinde ve Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nde de yapılıyordu. Doktorlardan tutun akademisyenlere, memurlardan çaycısına varıncaya kadar adetâ fişlenmedik insan kalmamıştı. Dönemin rektörü de Prof. Dr. Abdurrahman Kutlu idi.

Akademisyenler üzerinde müthiş bir jurnal ağı kurulmuştu. Fişlemelere bakıldığında hangi akademisyenin fikir ve ideolojik olarak hangi görüşe (Ülkücü, İrticacı, Milli Görüşçü, Radikal İslamcı, Nizam-ı Alemci, Nurcu, Hakyolcu, Süleymancı, Nakşibendi, Hizbullahçı, eşi türbanlı diye) mensup olduğu ismin karşısında yazıyordu. Sakıncalılar Listesinde ise; “Doç. Dr. H. Ç. (Radikal Hayra Hizmet Vakfı)”, “Yrd. Doç. Dr. N. S. (Radikal Nurcu)”, “Prof. Dr. M. S. Ş (Milli Görüş-Radikal)” ve “Yrd. Doç. Dr. K. K. (Milli Görüş)” şeklinde fişleme yapıldığı görülüyor. Subaşı için düşülen nottaki yazı şöyle: “Daha önce görevli olduğu KONYA Karapınar İmam Hatip lisesinde İrticai olayları teşvik etmekten işlem yapılmış takipli şahıs.”

Bu rapor ve listelere göre sağ cenahta yer alan akademisyenlerin fişlendikleri yetmiyormuş gibi aynı zamanda takip altında oldukları da anlaşılıyor. Benim de 12 Eylül darbesinden sonra bir eğitimci tarafından belli bir müddet yakın takip altında tutulduğum gibi.

 

***

Selçuk Üniversitesi Kampüsü kapısından içeri alınmayan, başörtüleri zorla açılmak istenen kız öğrencilerin, İmam-Hatip okullarından atılan kız öğrencilerin ârş-ı âlâyı titreten feryâd ve figanlarını sanki duyar gibiyim. O bacılarımızın gözyaşlarını o gün mendilimle silemedim. Fakat sonra yaptığımız haberler ve yazılarımla onlara büyük destek verdim. Duygularına ve gözyaşlarına merhem olmaya çalıştım.

28 Şubat Postmodern Darbesi en çok eğitime zarar verdi. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim, 28 Şubat’a ve onun “bin yıl sürecek” despotizmine karşı toplumsal kesimlerin inançla sürdürdüğü mücadele, aslında bir “Türk Baharı” idi. Türkiye Baharı o yıllarda oligarşik bürokrasinin tasfiye sürecini başlatmıştı. TSK, YÖK, HSYK, Yargıtay, Danıştay, Odalar bu süreçte siyaset üzerinde oluşturdukları baskı gücünü kaybettiler.

 

YARIN: 28 Şubat’ın kodları…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.