Ağa Kızının Hikayesi

Erol Sunat

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde çekişmesi, didişmesi, dövüşmesi, kavgası, gürültüsü çok olan bir şehir varmış. Laflar uzar, sündürülür, mutlaka ters bir tarafa döndürülür, sonrada kördüğüm hale getirilir, kimse işin içinden çıkamazmış.

Bu şehirde oldukça zengin Ağalar ve Beyler varmış. Kimi sülaleden zenginmiş, kimi ticaretten. Şehrin oldukça meşhur bir Bedesteni, kervanların sürekli mal taşıdığı büyük dükkanları varmış. Yok, yokmuş.

Şehirde var olan zengin ve fakir arasında ki uçurumu ise anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırmış.

Şehrin kenarında kalan fakir mahallelerin insanları gençleri, ağaların beylerin yanında çalışır, kadın ve kızları ise, ağa ve beylerin konaklarında hizmet ederlermiş.  

Ancak, aldıkları para karınlarını doyurmaya anca yetermiş. Şehir, bayağı bir zengin olunca, yaşamakta bayağı zor ve masraflıymış.

Şehrin tanınmış ağalarından birinin merhametli, iyi huylu, yardımsever bir kızı varmış. Bu kızcağız babasının ve anasının aksine, eli açık, cömert ve gönlü zenginmiş. Her fırsatta fakir mahallelere gider, yaşlı insanlara yardım eder, çorbalarını pişirir, çocuklar o mahalleye geldiğinde, bir sevgi yumağı oluştururlar, onun getirdiği hediyeleri alır, yolunu gözlerlermiş.

Ağa ise, kızıyor görünür, ancak kızını kimse görmeden bilmeden desteklemeye devam edermiş.

Kızın anası, almış kızını karşısına, bak kızım demiş, ben Bey kızıyım. Senin yaptıkların güzel hoş amma, o kadar yanımızda çalışan insan var. Görevlendir birini, duydum ki, o insanlara çorba yaparmışsın, içemeyene içirirmişsin. Akşama kadar o mahallelerde vakit geçirirmişsin. Ağa kızına yakışır mı? Bizimde bu şehirde bir yerimiz, bir itibarımız var.

Ah o baban yok mu, o baban? Sana yüz veren o, bırak ne varsa yapsın, yaptıkları kötü bir şey mi diyen o. Kızımı sonuna kadar destekliyorum diye sana kol kanat geren yine o.

Ağa kızının bu vaziyeti şehirde bazı kesimlerin takdirini kazanırken bazı kesimlerde, ne işi var o mahallelerde, bunun anası, yoksa Bey kızı değil mi, kime çekmiş bu diye konuşmaya başlamışlar.

Kız hiç kimseye aldırmadan, o mahalle senin, bu mahalle benim dolaşmaya devam etmiş.

Bir gün yine bir fakir hanesine girmiş. Bakmış ki, bir delikanlı, yaşlı karı-kocaya kaşık kaşık çorba içirir.

Hiç sesini çıkarmadan seyretmiş olan biteni.

O sırada mahallenin çocuklarından bazıları çıkıp gelmişler, hoş geldin ağabey demişler.  Delikanlı dizlerinin üzerine çökmüş çocuklara sarılmış.

Ağa kızı, erkek çocuklarından birine kim bu demiş, daha önce hiç görmedim.

Çocuk, ablam demiş, bu ağabey, sen buralara gelmezden önce bütün bu mahalleleri gezer, aynen senin yaptığın gibi herkese yardım ederdi. Duyduk asker olmuş, savaşa gitmiş.  Kaç sene oldu, savaştan gelmediydi. O yokken de sen geldin. Bir ağabeyimiz vardı zaten, birde ablamız oldu.

Ağa kızı, daha da meraklanmış. O ne sorayım diye düşünürken, Delikanlı. Hanımım demiş, ben buradan çok uzaklardayken, bu insanlara o kadar çok yardımcı olmuşsunuz ki, Allah sizden razı olsun. Ben bu mahallelerin birinde doğdum. Anam -babam çok hastaydı. Onları kurtaramadım. Ondan sonra da, kendimi bu insanlara adadım. Kervancılık yaptım, Bedestende çalıştım. Uzak diyarlarda savaştım. Sultanımızın ordusunda çarpıştım. Her ne kazandıysam, bu insanlarla bölüşüp paylaşırım.

Bu çocukların ağabey diye bana sarılması yetip artıyor. Belli ki sizde de aynı duygular var dedikten sonra, müsaade isteyip çıkmış gitmiş.

Ağa kızı dışarı çıktığında, küçük kız çocuklarından biri, ablam demiş, ağabeyimizi gördün. Onunla evlenseniz ya…Ne güzel olurdu, bir yanımızda ağabeyimiz, bir yanımızda ablamız!

Ağa kızının yanındaki yardımcılarından biri, Allah korusun demiş, Allah yazdıysa bozsun, benim hanımım Beylere, Paşalara layık, ne yapsın böyle birini.

Aradan günler geçmiş, Delikanlı bir yandan, Ağa kızı bir yandan fakir-fukaraya hem yardım ediyor, hem de haftada birkaç gün hiç beklemedikleri anlarda karşılaşıyorlarmış.

Tesadüf diyen olmuş, tevafuk diyen olmuş, Delikanlı Ağa kızına aşık diyen olmuş, Ağa kızı Delikanlıya sevdalandı, onunla görüşmek için o mahallelere gidiyor diyen olmuş. Olmuşta olmuş. Yakıştıranlar, laf yarıştıranlar, davul bile dengi dengine diyenler vurmuşlar lafın gözüne…

Milletin ağzı torba değil ya büzesin denmiş…

Ağa kızının anası, seni demiş ya taliplerinden biriyle evlendireceğiz yada halanın yanına göndereceğiz.

Ağa kızı burası nasıl bir şehir demiş. Fakir fukaraya yardımcı olmak suç mu? Bunlar ne biçim insanlar? Hem kimseye yardım etmezler, hem yardım etmek dillerinden düşmez, yardım edene de türlü türlü kulp takarlar. O delikanlıya gelince, Hanımım der, yüzüme dahi bakmaz, saygılı, herkesin sevdiği el üstünde tuttuğu, yardım etmediği insan kalmayan biri. Dünya malında gözü yok, ona da bana da iftira ediyorlar.  Yazıktır, günahtır!

Ağa kızının babası, sen demiş yerden göğe kadar haklısın. O delikanlı bu dedikodular üzerine çekmiş gitmiş zaten. Sultanın muhafızlarından biriymiş. Şu dedikodular ve laflar bitinceye kadar, seni ablamın yanına göndereyim olmaz mı? Kız hiç düşünmeden tamam babam demiş, anam da aynını düşünür.

Ertesi gün Ağa, Payitahta  doğru hareket eden kervana teslim etmiş kızını. Kervancı Başı, merak etme Ağam demiş, senin kızın, benim kızım, Payitahta vardığımda, kendi elimle ablana teslim ederin kızını.

Ve kervan çıkmış yola. Dedikodular durur mu? Delikanlı muhafızmış demişler, bakmış ki, Ağa kızını vermiyor, Mecnun misali unuturum diye savaşa gitmiş. Kız da Ağanın ablasının yanına Payitahta…

Üç- beş gün sonra, daha esaslı dedikodular ve lafları çıkmış, şehir, hem Ağa kızını, hem de muhafız delikanlıyı unutmuş, yada öyle görünmüş.

Kervan, konakladığı bir handan bir başka hana doğru yola devam ederken, ormanlık bir bölgeden geçiyormuş. Kervancı Başı adamlarına aman ha demiş, dikkatli olun, bu bölgede haramiler, şakiler çok olur, zaten bu bölgeyi geçersek, ondan sonrası selamet inşallah. Lafını tam bitirmiş ki, kalabalık bir harami topluluğu kervana hücum etmiş. Kısa sürede herkesi esir almışlar. Harami başı, kervanda bulunan kadınlara sizi demiş esir pazarında satacağım. Çok altın kazanacağım çok.

Haramiler, dağları tepeleri aşmışlar, bir başka diyarda, esir pazarlarıyla meşhur bir şehre gelmişler.

Esirler satılmaya başlamış. Sıra Ağa kızına gelmiş. Ağa kızı metanetini korumaya çalışıyormuş amma nereye kadar. Kız pazara çıkınca, her taraftan benden şu kadar altın, benden bu kadar altın diye artırmalar başlamış. Gözlerinden başka yüzü görünmeyen bir adam, benden demiş bin altın. Bütün sesler kesilmiş. Tamam demişler kız güzel amma, bin altında etmez. Esir tüccarı, o paraya demiş, bu kızın yanında ki yardımcılarını da, Kervancı başını da verdim gitti.

Kervancı başı Ağa kızını ve yanındaki yardımcıları kızları da almış, yüzü sarılı adamı takip etmişler sessizce. Bir süre yürüdükten sonra, bir eve gelmişler. Adam kapıyı açmış, içeri girdiklerinde. Adam, burada biraz dinlenin demiş. Dışarı çıkarsanız, sizi yeniden yakalar, pazarda bir daha satarlar. Hepinizi buradan çıkaracağım deyip çıkmış gitmiş.

Ağa kızı bu kim ki demiş, Hızır gibi imdadımıza yetişti. Allah razı olsun diye de dualar etmiş. Akşama doğru Adam yanında bir başka adamla birlikte gelmiş. Ağa kızına, bu yanımda getirdiğim adam Hoca demiş, seninler benim nikahımı kıyacak, bir aile olmadan bu şehirden çıkışımız yok. Buradan bir çıkalım, sonrası kolay, herkes kendi yoluna. Hoca nikahlarını kıymış. Kervancı başı kızın babası, diğer kızlar adamın bacısı, Ağa kızı da karısı olmuş, esir pazarlarıyla ünlü şehirden ve o diyardan bir sabah ayrılmışlar. Bir ay kadar sonra, Payitahta vasıl olmuşlar. Kervancı Başı ve adam, Ağa kızını ve yardımcılarını kızın halasına teslim etmişler. Kızın halası, maceralarını gözyaşlarıyla dinlemiş. Adama aç yüzünü bakalım delikanlı demiş, madem ki kızımızın yalandan da olsa kocasıymışsın, seni tanımak isterim. Delikanlı yüzünü açınca, Ağa kızı sen demiş, o sun, şehirde fakir fukaraya benim gibi yardım eden Muhafızsın. Halasına bir çırpıda durumu izah etmiş. Delikanlı, hanımlarım demiş, mecburduk, böyle bir nikah yaptık, en büyük şahidim bu kızlar ve Kervancı Başı. Bu yalandan hikaye isterim ki, burada bitsin. Ağa kızı, dur demiş. Onca badire atlatıldıktan sonra, ben senden razıyım. Bırak bu nikah kıyıldığı gibi kalsın. Halası, vallahi demiş benim içimden de aynı şeyler geçiyordu. Babanla anan, kızımız bir kurtulsun ne istiyorlarsa onu yapacağız diyorlardı. Tamam oldu bu iş demiş. Kervancı başı o zaman demiş ben daha güzel bir şey diyeyim. Bu yiğidin o diyarda özel bir görevi varmış, kader bizi de orada buluşturdu. Hikayeyi Sultanımıza anlattım. Sultanımız bu delikanlıyı Ağa kızının şehrine Vali Paşa olarak görevlendirdi. Şimdi karı-koca olsunlar, fakir fukaranın ve şehrin elinden tutsunlar artık.

Şehir şehire, Ağa kızı Ağa kızına, Delikanlı delikanlıya, diyar diyara, yollar yollara, , kervan kervana, hanlar hanlara, hala halaya benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.