Amerika’nın Ortadoğu’daki Kanlı Siyaseti

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

TARİHE YOLCULUK (308)

Irak, Libya, Mısır ve Suriye’ye  “Demokrasi” ve “Barış” getireceğiz diye müdahalede bulunan Amerika’nın PKK ve Deaş’tan tutun YPG, PYD ve FETÖ’süne varıncaya kadar pek çok örgüt kurduran holistik dış politika anlayışı; Ortadoğu ve İslam ülkelerine kan ve gözyaşıdan başka bir şey getirmedi.

 

ABD’nin dış politikasında değişikliğe giden yolda önemli katkıları olan kişilerden birisi de ABD’nin eski Senatör ve Dışişleri Bakanlarından Hillary Rodham Clinton’dur. Amerikan dışişleri bakanlığında 2005’de çok özel bir birim açılmıştı. Bu birimin kısa adı “QDDR” idi. Dörtlü Diplomasi ve Kalkınma Değerlendirmesi veya “Diplomasi ve Demokrasi Örgütü” olan bu birim Hillary Clinton öncülüğünde kuruldu. Dört bin çalışanıyla hayata geçirilen bu birimde çalışan sayısının 10-12 bine ulaştığı belirtiliyor.

Hillary Clinton bu kuruluşun görevi hakkında özel bir toplantısında şu açıklamayı yapıyor: “11 Eylül 2001’den sonra biz bir tespitte bulunduk. Artık Amerikan askerini göndererek sonuç almaktansa yerel güçler oluşturarak ve daha az maliyetle istenilen sonuçları alabiliriz, daha önemlisi artık Amerikan askerlerinin ölmesinden yana değiliz. Biz artık Holistik bir dış politika uygulayacağız.”

Holistik veya Holizm anlayışı şöyle: “Beden bir bütündür. Ortadoğu'da bir bütündür. Bedensel hastalıklar, ancak beden tarafından tedavi edilebilir. Dışardan yapacağınız müdahaleler bedensel hastalığın artmasına eksilmesine ve ya ölmesine yol açabilir.”

İslâm Dünyası’nı bir beden olarak kabul eden Holistik anlayışa göre; Diplomasi ve Demokrasi Örgütü, bu vücudun hastalıklı olduğu ve dışarıdan mutlaka müdahale edilmezse iyileştirilemeyeceği düşüncesinden hareketle Amerika’nın yeni Holistik Dş Politikasını uygulamak için uygulama sahası olarak Ortadoğu ve İslam ülkeleri seçilmişti. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devreye sokularak 20 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmek için bu bedene “Laisizm” ile ve STK’lar ve sosyal medya vasıtasıyla müdahalede bulunuldu. Hatırlarsanız, Arap Baharı’nda Mısır’ı ziyaret eden eski Başbakan ve şimdiki Cumhurbaşkanımız, Mısır’daki konuşmasında, Mısırlılara “Laisizm”i önermişti. Türkiye’ye de adına ister Sekülerizm, ister Moderizm, isterseniz Dünyevileşme deyin bu haplar bizim bedenimize, dışarıdan müdahale edilerek yutturulmuştu.

Irak, Libya, Mısır’dan sonra Suriye’ye  “Demokrasi” ve “Barış” getireceğiz diye müdahalede bulunarak işgal eden, PKK ve Deaş’tan tutun YPG, PYD ve FETÖ’süne varıncaya kadar pek çok örgüt kurduran ABD’nin holistik dış politika anlayışı; Ortadoğu ve İslam ülkelerine kan ve gözyaşıdan başka bir şey getirmedi.

Osmanlı’nın parçalanmasından bu tarafa dış politikada “evet”çi bir anlayış takip eden Türkiye,  bedenine dışarıdan yapılan müdahalelere, tarihi misyonu gereği artık “hayır” deme vakti geldiği ve bu coğrafyada artık bende varım demeye başladı. Harici müdahalelere karşı cesaretini 15 Temmuz’da gösterdi. Ama bu dünyevileşme virüsü bir kere bedenimize girdi. Bu ve buna benzer virüslerden kurtulmak ve bedenimizden dışarıya atmak için daha çok uyanık olmak, daha çok çalışmak ve dış müdahalelere dayanıklı yerli haplar üretmek mecburiyetindeyiz.

ABD’NİN YENİ BÜYÜKELÇİSİ

“Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkarları ve idealleri” doğrultusunda 20 yıl Ortadoğu’da uzman diplomat olarak görev yapan Mısır ve Lübnan’ın eski ABD Büyükelçisi David Satterfield, ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi oldu.

Türkiye’de görev yapan ABD Büyükelçilerinin hemen hemen hepsi Ortadoğu uzmanı ve istihbarat kökenli oluyordu. İki üniversite bitiren ve biri kız iki çocuk babası olan 63 yaşındaki David Michael Satterfield, Arapça ve Fransızca biliyor.

YARIN: 24 Haziran Erken Genel ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri neden önemli?

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.