Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi...

Serap Taştekin

* Aceleyle iş yapmak isteyenlerin, umulmadık hatalara düşebileceğini vurgulamak için kullanılan “Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi, aceleyle cübbe olmuş hanıın feracesi” deyiminin farklı hikayeleri var..

** Ahlak dışı olarak değerlendirilen rücu şiirler de yazan Sünbülzade Vehbi Efendi’nin, padişahın huzuruna aceleyle çıkışından kaynaklanan bu deyimin ötesinde devletin önemli kademelerinde geçen uzun bir hayat hikayesi var

 

Geçmişten bugüne ulaşan ve insanları daha ideal davranış ve tutumlara yönlendirmeyi amaçlayan ata sözleri, deyimler ve ibret hikayeleri, sözlü olarak aktarılır. Ne var ki atasözleri ve deyimlerin hikayeleri, günümüze değişerek gelir.

Bir deyim veya atasözü, birbirinden farklı olaylarla bağdaştırılır kimi zaman. “Vehbi’nin kerrakesi, aceleyle cübbe olmuş hanımın feracesi” deyişi de bu örneklerden birisidir. Kimdir bu aceleyle kadının feracesini kerrake (ulemanın giydiği sof ve yünden yapılmış giysi) yapan Vehbi Efendi???

Ahlak dışı olduğu kabul edilen eserler de yazan Sünbülzade Vehbi Efendi, devlet memuriyetine yıllarını vermesinin, kadılık görevlerinin daha ötesinde kadın ve erkek güzelliklerini anlattığı Şevk-Engiz’le anılır.

Şevk-Engiz’de Vehbi Efendi bir zenpare (zampara)  ile mahbubperest (erkeğe düşkün erkek) arasında, kız ve oğlanların güzelliklerini karşılaştırdıkları, en nihayetinde ilahi aşka yöneldikleri bir münazara kaleme almıştır.

Ziya Paşa’nın “Benzer kokusuz güle cebelde” diyerek yavan, soğuk şeyler yazan bir geveze olarak telakki etmesinin yanı sıra, çağdaşları, eğitim alanındaki hizmetlerine kayıtsız kalmamışlardır.

Vehbi Efendi’nin, divan edebiyatı estetiğine uygun ve başarılı bulunan ve zevk sahipleri tarafından beğenilen şiirlerinin olduğu kabul edilir. Ali Canib Yöntem de 1946 yılında yazdığı makalesinde, Vehbi Efendi’nin divan edebiyatındaki başarısına dikkati çektikten sonra, tek kusurunu kadınlara düşkünlüğü olarak teşhis eder. Kendisini kadılıktan edecek kadar ters düştüğü Sururi, bu hususta şunları yazmıştı:

Taze kızlarla şimdi Vehbi-i pir

Sarfedip ayş u işrete parasın

Dest ile gavur gidi döküyor

Ak sakal üstüne papaz karasın

Nitekim Vehbi Efendi de bu düşkünlüğünü inkar etmeyerek, Şevk-engiz’de şu satırları yazar:

Şuh-i nevhat gibidir her divan

Oldu Şirazesi hatt-ı huban

Hayf ancak iki rüsvayi kadim

Biri bu nazmı yazan, biri de Nedim

I. Abdülhamit döneminde devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunan Sünbülzade Vehbi Efendi, onun ölümünden sonra III. Selim tahta geçince hayatının en parlak dönemini yaşamaya başladı. Yeni hükümdarın doğumuna da kasideler yazan Vehbi Efendi, bu kez cülusunu kutlayarak uzun kasideler gönderdi. Sultan Selim, güzel sanatlara teveccühü olan bir padişahtı. Vehbi, onun asrında refaha ermiş, şöhretini arttırmıştır. Fakat ilk yıllarda yine de kariyeri bir sarsıntı geçirmiştir.

Ali Canib Yöntem’e göre, Vehbi Efendi’nin kendi iddiası gereği, eski Zağra’da bulunan Tatarlar, Şahin Giray’ın intikamını almak için mahkemeyi bastılar, “postunu çıkardılar” nesi var nesi yok yağma ettiler. Bu olay nedeniyle, kendisi hükümdara bir şikayetname göndermiştir.

 

(Yazdığı şiirler nedeniyle çağdaşları tarafından kokusuz güle benzetilen, laubalilikle suçlanan Sünbülzade Vehbi Efendi’nin mahalli kelime ve deyişler açısından güçlü eserleri de bulunmaktadır.)

YOLSUZLUK ve KADIN MESELESİ

Kahyası Sururi ise Hezliyat’ında bu vakayı başka anlatıp, Vehbi’yi suçlamıştır. Kendisi, Şahin Giray’ın adamları tarafından evinin yağmalandığını iddia ettiyse de, bu durumun bazı yolsuzlukları örtbas etmekten ve bir kadın meselesinden kaynaklandığı gerekçesiyle 1790 yılında görevinden alındı. Nitekim bu kavga, Vehbi Efendi’nin idama mahkum edilmesine kadar gidecek, sonra Bağdat’tan kaçarak kendini İstanbul’a atacaktır. 

III. Selim, güzel sanatlara ve mensuplarına gösterdiği yakın ilgiden dolayı onu açıkta bırakmadı ve Vehbi Efendi’nin yeniden sarayda kabul gördüğü ve kadılık görevi aldığı dönem başladı. Fakat Manisa kadısı olduktan sonra bile Sururi ile çekişmesi devam etti.

Manisa kadısı olduğunda yaşı 80’e yaklaşmıştı.  Süleyman Faik Efendi mecmuasında Vehbi Efendi’nin 80 yaşına geldiğinde gözlerinin görmediğini, 7 sene kadar aklını da kaybederek hasta yattığını, sonra vefat ettiğini yazmıştır.

Hasta olduğunu anlayan Vehbi Efendi, tanıdıklarına bir ziyafet çekmiş, “Ben vaktiyle tıp okudum. Vücudumda öyle bir şey duyuyorum ki, bu benim ya birden bire öleceğime, yahut delireceğime, veyahut kör olacağıma alamettir. Hangisi mukadderse, hakkınızı helal edin. Günahım çoktur. Fakat kavi Müslümanım” demişti.

Vehbi Efendi aklını kaybettikten bir müddet sonra kendine gelmiş, eski düşmanı Sururi ile Şair Ayni, kendisini ziyarete gelmişti. Bu ziyarette çok duygulanarak ağlayan Vehbi Efendi, “Bana acıklı bir ölüm tarihi söyle” deyince Sururi muziplik ederek:

İmreülkays ile haşrolsun İlahi Vehbi” demiş, ve Vehbi’yi zımmen kafirlikle itham etmişti. Vehbi Efendi ise “Ziyanı yok, İmreülkays da az adam değildi” cevabını vermişti.

(Sünbülzade Vehbi Efendi, Sultan I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinde devletin önemli kademelerinde yöneticilik yapmış bir divan şairiydi. Özellikle III. Selim döneminde kabul ve saygı gördü.)

KERRAKENİN HİKAYESİ

Hayatı çalkantılarla geçen Vehbi Efendi’nin, devlet kademelerindeki ve eğitim hayatındaki hizmetlerinden çok ismini duyuran ahlak dışı yazıları ve asıl, kerrakesinin hikayesine gelecek olursak;

Bu konuda çeşitli rivayetler ve farklı anlatımlar vardır. En yüzeyseli, kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Vehbi Efendi’nin, Zağra kadısı iken bir kadının evine gittiği, ahalinin durumdan haberdar olunca evi basmaya gittiği hikayesidir. Buna göre, evin basıldığını anlayan Vehbi Efendi, kadının feracesini giyerek kaçar. Onu kadın feracesiyle koşarken görüp bir anlam veremeyen esnaf, daha sonra işin aslını öğrenince “Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi” der...

Gerçek olduğuna daha çok inanılan hikaye ise şöyledir:

Bir gün padişah III. Selim, çok acele Sünbülzade’yi ister. Evden kendisini almaya gelenleri bekletmek istemeyen Sünbülzade Vehbi Efendi aceleyle giyinir.

Huzura çıkınca padişah gülmeye başlar ve

“Ne anlaşılmaz bir muamma Vehbi’nin kerrakesi” der.

Üzerine bakınca, aceleden hanımının feracesini giymiş olduğunu fark eden Vehbi Efendi ise şu kafiyeli cevabı verir:

“Aceleyle cübbe olmuş hanımın feracesi”

Bu deyimi kimileri “Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi, züğürtlükten cübbe oldu hanımın feracesi” diye kullanır fakat, belki bir başka yazıda onu da karıştırılan “Senin cemaziyelevvelini bilirim” hikayesiyle anlatırız...

Meraklısı için; bu yazıyı hazırlarken faydalandığım kaynaklar: Ali Canip Yöntem (Sünbülzade Vehbi-1946), Nesrin Moralı (Tuhfe-i Vehbi-1978), Muallim Naci (Osmanlı Şairleri-1986), Süreyya Ali Beyzadeoğlu (Sünbülzade Vehbi, Hayatı, Edebi Şahsiyeti-1985), Selim Sırrı Kuru (Diyanet İslam Ansiklopedisi-Sünbülzade Vehbi Efendi), Divan-ı Vehbi (TBMM Kütüphanesi).

------

Sünbülzade Vehbi kimdir?

1719 yılından önce doğduğu, eserlerinden anlaşılan Sünbülzade Vehbi Efendi, Maraşlı bir aileye mensuptur. Babası ve dedesi, eserleri bulunan alimlerdir. Vehbi Efendi, ilk eğitimini aldıktan sonra İstanbul’a yerleşerek kasideler ve tarihler yazmaya başladı. Eserleri sayesinde devrin önde gelen isimlerinin meclislerine de girmeyi başardı.

Vehbi Efendi, memuriyete müderrislikle başladı, ardından kadılığa yükseldi. Yaş, Bükreş, Eflak, Boğdan ve Siroz’da uzun süre kadılık yaptı.

1768 Rus seferinde mali işler sınıfına atandı ve 7 yıl bu görevi yaptıktan sonra çok iyi derecede Farsça bilmesi nedeniyle I. Abdülhamit tarafından İran’a elçi olarak gönderilmiştir.

Sünbülzade Vehbi Efendi, Bağdat’ta iken Vali Ömer Paşa idi. Bir süre sonra Ömer Paşa ile anlaşmazlık yaşadılar ve konu I. Abdülhamit’e ulaştı. Vali haklı bulununca Vehbi Efendi idama mahkum edildi ve buradan kaçmak suretiyle İstanbul’a ulaştı. Araya hatırı sayılır dostlar girince, I. Abdülhamit, Vehbi Efendi’yi afetti ve bir süre işsiz kaldıktan sonra Sadrazam Halil Hamit Paşa’nın desteğiyle tekrar kadılık görevine döndü.

Görevinde yeniden yükselmeye başlayan Vehbi Efendi, Rodos kadılığının yanısıra Avusturya seferi sırasında ordunun kadı vekilliğine atandı.

Vehbi Efendi’nin, bu kez kahyası olan şair Sururi ile arası açıldı ve onun yazdığı hiciv sonrası bu görevden de alındı. Bu arada padişah III. Selim’di ve bir süre sonra kendisini affetti ve Siroz’a kadı olarak gönderdi. III. Selim dönemi, Sümbülzade’nin hayatının en parlak dönemi oldu.

Sünbülzade Vehbi Efendi, Manastır’ın ardından, son kadılık görevini Bolu’da yaptıktan sonra İstanbul’a döndü. Bu arada 80 yaşını geçmişti ve mafsal romatizması hastalığıyla birlikte gözleri de görmemeye başladı, 29 Nisan 1809 tarihinde de bu dünyadan göçtü.

Vehbi Efendi, yazdığı Farsça-Türkçe sözlük olan Tuhfe-i Vehbi, 5732 beyitten oluşan ve Sünbülistan denilmesini istediği divanı ile bilinir. Ayrıca oğlu Lütfullah için de Lütfiyye-i Vehbi isimli bir manzum öğüt kitabı yazmıştır.

 

(Sünbülzade Vehbi’nin divanının ilk sayfası... Bu esere TBMM Kütüphanesi’nden kolaylıkla ulaşılabilir.)

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.