ARADAKİ FARK…

Mustafa Balkan

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 22 Mayıs’ta yapılacak olan olağanüstü kongrede Ak Parti Genel Başkan ve yeni Başbakan adayı olarak Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım açıklandı.

Mevcut Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, düşündüren bir başbakandı. 22 Mayıs'ta Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan olarak seçilecek olan Binali Yıldırım ise, önceki gün teşekkür konuşmasına başlamadan önce yaptığı Temel fıkrasıyla tarihe "güldüren başbakan" olarak geçti. Türkiye böylece, düşündüren başbakandan güldüren başbakana doğru tarihi bir geçiş yapmış oldu. 'Partili Cumhurbaşkanlığı'na Haziran'da geçiş yapacak olan Türkiye, Dünya'daki siyasi gelişmeler çerçevesinde ve ekonomik bir değişimle birlikte sistemli bir geçişin sancılarını yaşıyor. Bu sancılar, ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı'na; "bu değişimi kansız yapamazsınız" gibi talihsiz -o zihniyete göre yerinde- bir açıklamayı da yaptırabiliyor. Yâni Kemalist ideoloji ve ittihat terakki zihniyeti elinde bulundurduğu gücü kaybetmemek adına son hamlelerini yapıyor.

Bu sistem değişikliğinde diğer muhalefet partisi olan MHP, -dümenin başında kaptan olarak kalma başarısını demokratik ve hukuki olmayan yöntemlerin devreye sokulması ve "ülkücü irade" olarak ifade edilen delegelerin aldığı imzalı kararına rağmen- Devlet Bahçeli'nin de başkanlık sistemine eklenmesiyle birlikte yeniden dizayn ediliyor.

Halkın kafası karışmış durumda. Türk halkı, ‘Başkanlık Sistemi’nin ne olduğunu, kamuoyu tarafından tam net olarak anlatılmadığı, Özal döneminde olduğu üzere adam akıllı tartışılmadığı ve bilgilendirilmediği için pek bilmiyor!

Ak Parti'deki genel başkanlık değişikliğinin "Başkanlık Sistemi" ile yakından alâkası olmakla birlikte, bu sistem değişikliğinin parti içerisinde görülen sancıların dışa yansımasından başka bir şey değil. Ak Parti'yi kuran asıl irade ve lider, son sözü söyleyerek bu sistem değişiminin mimarı olarak tarihe geçmek istiyor.

Ak Parti’de, Ahmet Davutoğlu’nun sistem dışı bırakılmasıyla birlikte “Güçlü Başbakan” devri de kapanmış oldu. Yâni Ahmet Hoca, akademik ekibiyle birlikte tasfiye edildi. Bu tasfiye Dışişleri’ne kadar sirayet edebilir.

 

***

Davutoğlu’nun parti teşkilatlarında özgül ağırlığı olmadığına dair size bir örnek vermek isterim. Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, son seçimlerden sonra geldiği Konya’da yaptığı teşekkür konuşmasından sonra Konya’daki billboardlarda çıkan teşekkür afişlerindeki resmine dikkat ettiyseniz, o resim, “Başbakanın o kadar güzel resminden bula bula bu resmi mi buldunuz” dedirtecek bir resimdi.

Konya, Başbakan’ın arkasında ne yazık ki reel bir duruş sergileyemedi. Görevden alınış biçimini hoş bulmadığı için olsa gerek ilk ziyaretinde Konya halkı, “mazlum” ve “mağdur” edasıyla Davutoğlu’nu bağrına bastı.

Dilerim Konya, fitne fücurun kaynadığı şu politika kazanının içerisinden “yaralı” olarak çıkmaz. Yatırımlar devam eder.  

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk siyasi tarihi incelendiğinde, gerek sultanlar ve gerek padişahlar arasında, hatta şehzadeler arasında bile devamlı güç mücadelesi yaşandığına tanık oluyorsunuz. Cumhuriyet döneminde çok partili sisteme geçişten sonra halkın ve seçmenin iradesine karşı, verilen güç mücadelesinde her 10 yılda bir askerî darbelerin devreye girdiği görülür.

Nasıl ki Adnan Menderes dönemi, Turgut Özal devri bu ülkede bir milât olarak değerlendirildiyse; Recep Tayyip Erdoğan dönemi de tarihe bir milât olarak geçecek.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.