Avrupalı Türkler ve Referandum

Mustafa Balkan

Anadolu’dan Avrupa’ya Türkler, 1959’lu yıllarda elbette gitmediler.

Türklerin Avrupa’yla tanışmaları Orhan Bey dönemine kadar uzanır. Türklerin Rumeli’ye geçişleri büyük sandallarla olmuştu.

Osmanlı, Rumeli’yle tanıştıktan sonra yönünü hep Batı’ya doğru çevirdi.

Ertuğrul da yönünü Batı’ya doğru çevirmişti.

Küffarın tam yanına göç etmiş ve daha yakından hesaplaşmak için ufkunu geniş tutmuştu. Diriliş dizisini izleyenler, Selçuklu ve Osmanlı tarihini okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlarlar.

İlim, bilim ve teknolojik gelişmeler daha çok nerede?

Hangi ülkeler bilim ve teknolojik olarak bizden daha ilerideler?

Bilmem kaç İslâm ülkesinin ekonomilerini birleştirdiğinizde Almanya’nın ekonomisine ancak denk geliyor.

Birbirimizi kandırmaya gerek yok.

 

***

Ecdadımız Nizâm-ı Âlem Ülküsü ve İlâ’y-ı Kelimetûllah için yönünü Avrupa’ya çevirmişti.

Teknik olarak da Batı ve Avrupalılardan daha üstündü.

1453’de İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte ecdadımız, hedef büyüterek yönünü çevirmeden Kızıl Elma’ya yönelmişti. Kızıl Elma’ya doğru sefere çıkan Fatih Sultan Mehmed Han, yolda zehirlenmek suretiyle vefat edince, Kızılelma da bir başka bahara kalmıştı.

Peki Kızıl Elma neresi?

Ömer Seyfettin’in hikâyesinde olduğu gibi Padişahın atının gittiği yerdir.

Kanuni Sultan Süleyman; “Kızılelma benim gitmek istediğim yer, Hakkın beni göndereceği yer” der.

 

***

Anadolu’dan Almanya’ya 1959’dan itibaren çalışmaya giden köylü gariban insanımız, Almanca da bilmediği için orada çok eziyet çekmiş ve Alman ekonomisi kalkındırabilmek için en ağır ilerde çalıştırılmıştı.

Almancı Türkler, ikinci kuşaktan sonra akıllanmaya başladılar. 1980’den sonra iktidara gelen ANAP ve Özal’la birlikte Almanya ve Avrupa’da yaşayan Türkler, kendi işyerlerini açmaya ve kendi işyerlerinin patronu olmaya başladılar. Bu arada Almanya’daki gurbetçiler, kültür erozyonu yaşayarak üçüncü kuşak neslin Türkçeyi unutup Almanca konuşmaya ve Alman gibi düşünmeye başlamasıyla birlikte endişelenerek kendine gelmeye başladı.

Bugün Avrupa’da 30 milyon Müslüman yaşamakta. Almanya’da yaşayan Türklerin sayısı ise 3 milyon civarında. Hollanda’da ise 400 bin. Tüm Avrupa’da 7-8 milyon Türk nüfusu var. “Avrupalı Türkler” diye bir kavram mevcut. Avrupa’da yaşayan Türkler, İslamofobia rağmen geri dönmek niyetinde değiller.

Yüce Mevlâ, Avrupalı Türklere bir “misyon (görev)” yüklediğini Avrupa ve Almanya’ya gittiğimizde gördük ve gözlemledik. Biz (devlet) olarak Almanya’ya 60’lı yıllarda köyden değil de okuma-yazma bilen şehirli insanımızı göndermiş olsaydık, durum, şimdikisinden daha parlak ve daha iyi ve daha güzel olurdu. En azından üçüncü kuşak Alman kültür hegemonyası altında ezilmez, Türk-İslâm kimliğini korurdu.

Avrupalı Türkler, yalnız!

Avrupalı Türkler, teşkilatsız!

Avrupalı Türkler, yalnızlığın ve örgütlenememenin acısını çok çekti.

Hâlâ da birlik ve beraberlik içerisinde örgütlü olarak hareket edememenin ıstırabını çekmeye devam ediyorlar.

Türkiye’deki hizipleşmeler, cemaatleşmeler Avrupa’ya da yansıyordu. 1989’da Almanya’ya gittiğimizde bunu daha da yakından gözlemlemiştim.

Avrupa İslâm’a gebe derken, Rabbimiz, bunun misyonunu Avrupa’da yaşayan Türkler ve Müslümanlara vermiştir. Onlara bu açıdan büyük bir görev ve vazife düşmektedir. Afrika’dan gelecek göç dalgasını Avrupalıların durdurmaya gücü yetmeyecektir.

 

GÖZYAŞI VE HAYALLER…

Gazetemiz Pusula, manşetten olayı çok güzel özetlemiş: “YAZIK, GÜNAH!”

Gençlerin üniversite hayallerini yıkmaya kimsenin hakkı yok!

Eskiden öyle değildi!

Emniyet güçleri ve görevlilerde “merhamet” diye bir duygu vardı.

Hoş görmeseler bile 1-2 dakikalık gecikmeleri “tolere” etme ve anlayışla karşılama yetkilerini, merhamete başvurarak kullanırlardı.

Üniversite imtihanına giremeyen öğrencilerin hayalleri gözyaşlarıyla birlikte bir başka bahara uzarken, vaktinde ulaşarak sınava giren talebelere ise; üzerinde “Made in Germany” yazılı silgi ve kalem traşlar verilmiş.

Yazık, hem de çok yazık!

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

16 Nisan’da yapılacak Referandum, Avrupa’da yaşayan insanımızın üstlendiği misyon açısından onları, zor durumda bırakmamalı.

Türkiye’deki idareciler, Avrupalı Türkleri ateşe atacak her türlü yanlıştan kaçınmalı ve onlara; örgütlü hareket etmenin yollarını göstermelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.