Bedesten Nedir?

İsmail Detseli

Bedestan altı çarşı

Aman dükkanlar karşı karşı

Gel yarim barışalım

Dosta düşmana karşı

Bu güzel Konya şehrinin bedesteni içerik mal ve eşya yönünden çok zengin ve güzel idi. Ayrıca son yıllarda Konya büyükşehir belediyesinin bu dükkânlarda yaptığı mimari çalışmalar sonunda hem tarihi bir görünüme büründü hem de harika bir estetik oluştu çarşıda. Konya insanlarının hele kırsal kesimde evlenecek çiftlerin mutlaka uğraması ve alış veriş yapması gereken yerlerinden olan benim de 1970 yılı başlarında bu güzel yerlerden evlenirken alış veriş yaptığım ismine bedestan denen dükkanlarını Konya deyimi ile (bedesten içi çıkrıkçılar içi) Konya Büyükşehir belediyesi eskisine uygun olarak güzelleştirip düzenlemesi ne kadar harika olmuş. Sanki 45-50 yıl öncesi Konya’sını gezer gibi hissediyorum kendimi bu mekanlarda. Hele öğle ikindi ezanları okunurken o müşterilerini ve dükkân sahiplerini saran abdest alma telaşı ayaklarda terlikler (daha eskilerde nalinler) paçalar sıvalı camilere koşuşturmalar ayrı bir manevi duygulara sürükler burada yaşayan gezen maneviyatla dolu insanları. Bedesten, çarşı, borsa, ticaret merkezi anlamına gelir. Arapça ve Farsça'da kullanılan bezzasistan, bezistan (bez kumaşların alınıp satıldığı yerler) kelimesinden türemiştir. Farsça’dan gelen ve aslında “Bedestan” olan bu kelime çok değerli, kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyaların alınıp satıldığı genelde üstü kapalı, özellikle yan yana olan dükkan çarşıların bütününe verilen addır.
Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım satımının yapıldığı, bu türdeki yapıların ilk örneklerine 13. yüzyıl başlarında Anadolu’ şehirlerin de rastlanmaktadır.
Bu bedestenler zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluş görevini de ifa ediyordu. O devirlerde, şimdiki banka ve borsaların da görevini de yaparlardı. Konyamızın bedestanı da Anadolu şehirlerindeki en eski ve en büyük bedestanlardandır. İslam ülkelerinde görülen bedestanlar, kubbeli iki tarafı dükkânlarla kaplı, taştan yapılmış emniyetli alış-veriş merkezleri idi. Selçuklular zamanında Anadolu’da bedesten yapıldığı biliniyorsa da o yapılar ne var ki günümüze ulaşmamıştır.

Geçmişe dönük yaptığım araştırmalar sonrası Osmanlıların 15. asırdan itibaren Anadolu ve Anadolu dışında yaptıkları bedestenler, günümüze kadar gelmiş ve birçokları halen faaliyetine devam etmektedir. Bunlardan biri de Konya bedestanıdır. Konya’nın bedestanlarının ayrı bir özelliğini biliyorum başka şehirlerdekilerle kıyaslayınca bedestanın gereği olan giyim eşyası ve yırtım aleti (elbiselik basma kumaş türü) yanında hijyenik temizlik maddeleri, kadınların süslenmede ve ellerine yakmada kullandıkları kınalar el yapımı süslü tahta kaşıkların Konyalıların giyimde baş örtüsünde çok önemli bir yeri olan çalık çemberlerinin yöresel olarak hem imal edildiği hem de satışlarının yapıldığı hatta bazı büyük şehirlere bile toptan olarak gönderildiği bir bedestandır.

Günümüz yaşantısına uygun birçok yenilikleri de Konya bedestanın da görmek mümkün ise de eski Anadolu kadınlarından kalma alışkanlıkların devam ettiği Konya kırsal kesimindeki hanımların giyindikleri kumaş şal ve diğer kıyafetleri de burada bulmak mümkündür. Çok yerde kullandığım bedestan kelimesi de eski atalarımdan duyduğum şekli olduğundan bu günün bedesten şeklini söyleyemeyişimdendir. Bedestan bazı şehirlere göre söyleniş ve içeriği hakkında değişiklikler arzeder. Örneğin Kayseri de bedestan şehrin kalesi içerisinde ve yakınlarında olduğundan kale içi anlamında da kullanılır. Şehirlerdeki eski bedestanların umumiyetle karşılıklı dört demir kapısı olurmuş. İkisi, bedestenin iki ucundan, diğer ikisi de orta yerinden insanların giriş çıkışlarına hizmet edermiş. Bu tür çarşıların (bedestan)on iki kişilik çok güçlü bir koruyucu teşkilatları olur buraların koruyucularına Bölükbaşılar denilirmiş. Ayrıca Nanparacı ve Küçük Ağa adında iki zabit de bunlara nezaret ederler. Bu muntazam olarak çalışan yerler her sabah ve her akşam duacı ismi verilen Bölükbaşılardan bir tanesinin merasimle yaptığı dua ve dükkân sahiplerinin âmin deyişleri ile açılır kapanırmış. Bu işler bir nevi ahilik geleneği imiş.
Akşam oldu da herkes gittikten sonra çarşının üç kapısı kapanır yalnız bir kapı çarşının tamamen boşalması için yarı açık bırakılırmış. Kapıda bekçi durur ve burada kuyumcular büyük dolapların altlarındaki sandıklara mallarını koyarlarmış. Ondan sonra o kapı da kapanırdı. İçerde kalan nöbetçi, Bölükbaşı ile yamağı, ellerinde kalın sopa ve tabanca olduğu halde bedestenin içini güzelce ararlar, kimsenin kalmadığına kanaat getirdikten sonra gidip nöbet mahalline otururlarmış. Bundan sonra bu muhafızlar, el tetikte kulak tıkırtıda sabaha kadar nöbet beklerlermiş.
Bedestenler aynı zamanda bulundukları şehrin emniyet sandığıydı. Şehir halkı, ağzı mühürlü sandıklarını kasalarını buraya koyar, karşılığında da bir makbuz alarak gönül huzuru ile bırakıp gidermiş. Sahibi geldiği zaman bir Bölükbaşının nezaretinde sandığın konulduğu mahzene gidilir, emanet sahibi sandığından alacağını alıp, koyacağını koyduktan sonra mühürleyip mührü Bölükbaşına gösterirmiş. Muhafızlar yalnız mührün bozulmasından mesul tutulurmuş. Eşya muhafazası ile tellaliye ücretinin yüzde yirmisi, bekçi başı denilen ser muhafıza ait olup, kalanı diğer on bir Bölükbaşı arasında eşit olarak taksim olunurmuş.
1310’lu (1894) doğumlu dedem rahmetlinin köyden şehre gidip geldikten sonra. Anacığıma ve sonradan evlendiği merhume nineme aldığı güzel çiçekli elbiselikleri gösterirken kızım maşallah Gonya’nın bedesteni o kadar zengin bir mal ile dolu ki insan parası olsa dükkânlarda ki her şeyi almak ister Maşallah diye gülerek Konya bedesten’inin zenginliğini övdüğünü hatırlarım. Nitekim Osmanlı’nın bedestenli şehirlerinden biri olan Konya ve Kayseri, yüzyıllar boyu Hindistan, İran ve Avrupa’dan gelen binlerce tüccarı ile tanışma ve onlara konaklama ve alışveriş yaptığı yerlerden olmuşlardır. İşte Konyamızda çok çalınıp söylenen bu bedesten türküsünün bir dörtlüğünü başa bir dörtlüğünü sona koydum ki Konya’nın bedesten üzerinde ne kadar etkili olduğu bilinsin diye.

Taşa basma iz olur

İskarpinler toz olur

Gece gelme gündüz gel

Eller duyar söz olur

Nakarat

Vay benim kınalı kekliğim aman

Yollarını nerelerde bekleyim aman

Bedesten üzerine söylenen çok güzel bir Erzincan türküsü ile süsleyelim bu yazıyı.


Vardım hint eline kumaş getirdim,
Açtım bedesteni sattım oturdum.
Sen benim başıma neler getirdin.
Ben senin kahrını çekemem gönül

Eline aluben sazlar istersin,
Göllerde ördeği kazlar istersin.
Benden mahbut gelin kızlar istersin.
Ben senin kahrını çekemem gönül,

Karabulut gibi göğe ağarsın,
Sulu yağmur gibi yere yağarsın.
Oyar senin değil ne çok bakarsın.
Ben senin kahrını çekemem gönül,

Ne yazık ki bu gönüllerimizin kahrını çekmek mecburiyetindeyiz değerli dostlar..

Kendi şiirim olan bedesten güzellememi de siz okurların beğenisine sunmayı uygun buldum.

BEDESTAN

Açtım bedesten oldum

Dillere destan oldum

Satılmadı kumaşlarım

Ellere ürüsvay oldum

Açılmış bedestenler

Karşı karşı dükkânlar

Tecrübeli bezirgân

İpek kumaştan anlar

Kumaş yükümdür benim

Türklük kökümdür benim

Yediğim rızkım bundan

İslam dinimdir benim

Acılarım ve elemim

Bir ağlar bir gülerim

Sanki bir seyyah gibi

Köy kasaba gezerim

Sırtıma aldım çulumu

Ailem bekler yolumu

Evime çabuk dönerim

Tez satarsam malımı

İsmail der ben ozanım

Kalem elimde yazarım

Okuyanlarım bol olursa

Budur işte benim pazarım

(19.07.2007- İsmail Detseli)

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.