Beklemek

Ahmet Çapanoğlu

Beklemenin ne demek olduğunu bilir misiniz. Daha doğrusu, bekleneni beklemenin ne demek olduğunu bilir misiniz?  Evet, siz beklemeyi, sevmeyi, uzak olmanın ne demek olduğunu bilir misiniz? Karanlık gecenin kucağında, loş bir odada sigaranın dumanında kendini görüp sevdanızı yaşayabilir misiniz?

Siz hiç beklediniz mi? Ya da beklemenin ne demek olduğunu bilir misiniz?  Bu öyle sıradan bekleyiş değil, bu farklı bir olgu, farklı bir düşünce yoğunluğu. Bu öyle bir bekleyiş ki; umudun sevginin bekleyiş sürecinde kıpır kıpır kıpırdandığı gibi, güzele, doğruya,  sevgiye, sevene inanarak, yarınlara inanarak beklemek…  Bu da sadece olgun, bilinçli ve gerçek amacı sevmek olan insanların yapabileceği bir iştir. Yoksa piyangodan büyük ikramiyeyi beklemek, durakta otobüsü veya maçta bilet kuyruğunda beklemek değildir.  Bu mutluluğun sıcaklığını beklemektir.  Bu bekleyiş beklerken bekleyenin yüreğinde güzelleşir, olgunlaşır ve iki tarafı da sonsuz bir mutluluk boşluğunun içine atar.  Bu öyle bir bekleyiştir ki, ölüm, mutsuzluk, umutsuzluk ve çaresizlikle eşdeğerdir.  Sanki sonunda ölümün sessizliğini hisseder, umutsuzluğa kapılır mutsuz olursun.  Hiç bir şeye ve hiç kimseye aldırış etmeksizin, bekleyişin ateşi sarar vücudunu.  Unutulmaz anılarla, sevgilerle bekler, umutsuzluklarla savaşırsın.  Bütün gücünle mücadele eder, karanlığı delen gözlerinle ufku tarar, beklediğini ararsın. Sonu ne olursa olsun, tüm olumsuzluklarla birlikte, bir başlangıç gibi beklersin.  Acılarla, hüzünlerle, sevgisiz geçen günlerine isyan ederek beklersin.    Bir umuttur, bir sevgidir, bir heyecandır.  Belki de sonu kadere teslim olarak çaresizlikle yıkılmaktır. Ama umutlar hiç bir zaman yıkılmaz, umutsuzluğa karşı savaşma gücünü kendinde toplar,  kendini buna inandırırsın.  Sonunda ki mutluluğu yaşamaya çalışırsın.  Çaresizliğini yenmeye çalışırsın. Vücudunu saran sevginin ateşi seni korur. İşte sevgiye olan inancın burada en büyük faktördür.  Sevginin büyüklüğü orada belli olur. Bunlara katlanabiliyorsan, sen sevmeyi biliyorsun demektir.  Ve ölümle eşdeğer olan bu bekleyişte, bazen insan yok olmaya başlayan umutlarıyla mücadele etmeye çalışır. Bilirsiniz ki, insan umutlarını kaybetmeye başladı mı, her şeyini kaybediyor demektir. Hayata olan inancını, insanlara olan güvenini, hep arayıp ta hiç bulamadığı ve biri yâda birilerinde aradığı mutluluğu, kaybolan değerleri oluyor.

Siz gecenin bir yarısına, bazen sabahlara kadar uykuya direnen gözlerinizle, yatağınızın içinde kıvranmayı bilirmisiniz?  Siz dahası almaktan çok vermenin,  sevilmekten çok sevmenin, mutluluktan çok mutsuzluğun ne demek olduğunu bilirmisiniz?  Siz içinizde ki yarayı kapatacak ilacın ne olduğunu, nerede olduğunu bilip ona ulaşamayarak, günlerce o yaranın kendi kendine kapanmasını beklediniz mi. Beklerken o acıyı hissettiğiniz halde, acının kaynağı yüzünden hep tebessüm ettiniz mi, onu o acıda hissedip hep mutlu oldunuz mu?  Onlarca, yüzlerce insan gülüp oynarken, o kalabalığın içinde yalnızlığınızı yaşadınız mı? Hiç mutluluğu ararken kendinizi unutup, onun mutluluğu için dua ettiniz mi? Kendine güvenerek her güçlüğü yeneceğinizi zannederken, esaret zincirini yiyip külçe gibi yığılan vücudunuzla birlikte, o esaretten kurtulmaya çalışmayıp sürekli zincirlerin onun tarafından kırılmasını beklediniz mi?  Solan bir çiçeği sevginizle diriltmeye çalıştınız mı? Nereye bakarsanız, kiminle olursanız olun, hep onun bakışlarının sizi takip ettiğini zannedip, onun yanında olduğunuzu hissettiniz mi? 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.