Berat!

Erol Sunat

 

Haber geçtiğimiz günlere ait bir haber. Tarihi bir Berat haberi. Bir yerde tescil. Bir yerde hakikatlerin her yıl bir daha tekrarı, hatırlatılması…

Haber şöyle; “Türkiye Selçuklu Devleti Sultanı III. Alâeddin Keykubat’ın Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’e Uç Beyi Beratı göndermesinin 723’üncü yıl dönümünde Konya’dan gönderilen temsili berat, Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’nin başladığı gün Bilecik Vali Vekili Yunus Fatih Kadiroğlu’na teslim edildi.”

Buradan nereye mi geleceğiz?

Ertuğrul Bey oğlu Osman Bey’in, Selçuklunun uc Beyi olduğuna…

Bir daha yapılmasını arzu etmediğimiz, bir tarihi yanlışın tekerrür etmemesine…

Tarihin tersine çevrilmek gibi boşuna çekilen bir zahmete gerek olmadığına!

Selçuklu torunlarının hiçbir şekilde Osmanlının izinde olamayacaklarına…

Osmanlıyı elbette seveceğiz.

Osmanlı bizim gerçeğimiz. Ancak Anadolu’da Türk Milletinin Selçukludan sonra kurduğu ikinci devlet!

Tarihi sırası ise, Selçukludan sonra…

Osmanlı’nın kurucusu olan Osman Bey, Berat’da da belirtildiği gibi, Selçuklunun uc Beyi…

Sanırım bundan böyle, Söğüt’e gidilirken, Selçuklunun torunları Osmanlının izinde diye seferler ve yolculuklar yapma yanlışlığına düşmeyiz!

 

*****

Bırakında Osmanlı torunları, Selçuklunun izinde diye, Selçukluyu merak etsinler! Ertuğrul bey ve Osman Bey’in dolaştığı, bağlılıklarını sunduğu Selçuklu Başkenti nasıl bir yer diye Konya’ya, onların izlerini aramaya gelsinler.

Çünkü yapılması gereken böyle bir şey…

Osman Bey gibi akıllı ve ne yaptığını bilen bir uc Beyi, devlete giden yolda, dağılan Selçuklunun devlet adamlarını kurduğu devletin kilit noktalarına getirerek devletinin temellerini oldukça sağlam bir biçimde atmıştı.

Türk Milleti, Rabbinin ona bağışlamış olduğu yüce bir duyguyla, tarihin her döneminde devlet olmaya, devlet kurmaya çalıştı, çabaladı.

Devleti olmayan milletlerin ayakta kalamadığını yaşadığı bütün coğrafyalarda yaşadı ve gördü.

Osman Bey, bu gelenekten gelen bir Türk Beyi olarak, devletini kurarken, Anadolu’daki Oğuz boylarını birleştirdi. Devlet olunmadan bu coğrafyada ayakta kalınamayacağını, Selçukludan sonra yeni bir devletin Anadolu’da var olması gerektiğini ortaya koydu.

Yanında hem Selçuklu devlet adamları, hem de onu yürekten destekleyen hanımı Bala Hatun’un babası yani kayınpederi Şeyh Edebalı da vardı.

Selçuklu Veziri Ömer Bey’in kızı olan Malhun Hatun’la da evlenmesi yaşadığı dönemin en önemli göstergelerinden biriydi.

Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad’ın Osman Bey’i uc Beyi olarak görevlendirmesiyle ilgili Berat Selçukludan , Osmanlı’ya doğru gidişin bir nişanesi olarak, çok daha önem arz etmektedir.

 

*****

Selçuklu Sarayının bulunduğu şehir olan Başkent Konya’da bugün yapamadığımız, başaramadığımız şey Selçukluya olan yolculuktur.

Bu yolculuk için verdiğimiz ara, verilen o arada yapılan tarihi hatalar az değil!

Kılıçaslanlar şehrinde, Uluğ Keykubad’ın şehrinde, Haçlılara baş eğdirmiş Sultan Mesud’un şehrinde onları aramayan, arasa da bulamayan, iki adım ötemizdeki Alaeddin Tepesine varamayan, gidemeyen anlayışlar geliştirmişiz.

Bunlar bizim hem yanlışlarımız, hem kayıplarımız!

Öncelikle şehrimiz, Alaeddin Tepesi ile ilgili hoş olmayan, edebe ve adaba uymayan laflardan, takılmalardan, sataşmalardan acilen vazgeçmelidir!

Neden mi?

 

Çünkü, Konya, Enbiyalar ve Evliyalar şehridir. Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Konya Evliyalar ve Enbiyalar listesinde yer alan Peygamberleri sayarken; “Ve üç peygamber Sultan Alaeddin Camii civarında medfunlardır. Ve Sultan Alaeddin Cami-i Şerifinde Miraç Peygamber medfundur” diyerek, Miraç Peygamberin Alaeddin Tepesinde, Alaeddin Camii civarında olduğuna dikkat çeker.

Alaeddin Tepesinde ayrıca, sekiz Selçuklu Sultanı yatar. Türbeleri oradadır.

Bu sultanlar;

“Rükneddin Mes’ud; 2. Kılıç Arslan; I. Gıyaseddin Keyhüsrev; 2. Rükneddin Süleyman; 3. İzzeddin Kılıç Arslan; I. Alaaddin Keykubad; 2. Gıyaseddin Keyhüsrev; 4. Rükneddin Kılıç Arslan; 3. Gıyaseddin Keyhüsrev…”

Rahmetli Seyit Küçükbezirci Ağabeyin dediği gibi, “Alaaddin’de yatanlar; sonsuz şükran borçlu olduğumuz Sultanlar.”

 

*****

Alaeddin tepesi, kutlu bir tepe…Enbiyalar ve Sultanlar tepesi…

Manevi özelliklere sahip olan bir tepe…

Konya’nın kalbinin attığı tepe…

Manasız, mantıksız, edep ve hayadan yoksun hitapların, edep dışı yakıştırmaların asla kabul edilemeyeceği, kabul görmeyeceği bir tepe…

Bizim hatamız, bizim yanlışımız bu kutlu tepeye, bu Sultanlar tepesine gereken değeri ve hassasiyeti gösterme noktasında, neden bu kadar geç kaldığımız?

Selçuklunun Başkenti, elindeki zenginliğin farkına varmak zorunda…

Bu şehir şerefli Oğuzun şerefli Kınık boyundan Kutalmışoğlu Süleymanşah’ın fethettiği, İkonyumdan Konya’ya çevirdiği, döndürdüğü bir şehir.

İkonyum ve İkonya gibi isimler Roma döneminde kaldı.

Burası artık İkonyum falan değil! Bir ucdan bir uca tam anlamıyla bir Türk şehri, Türk!

İkonyum dedikçe, işletmelerinize İkonyum diye adlar koyup, tabelalar astıkça, Konya’nın fatihlerinin, isimsiz kahramanlarının kemikleri sızlıyor.

İkonyum diye konulan isim ve tabelaları yeniden gözden geçirme zamanı sizce de gelmedi mi?

 

*****

Bu şehir Şems-i Tebrizi, Muhiddini Arabi ve Molla Cami olmak üzere birçok alimin, ilim adamının, gönül adamının ve seyyahın teşrif ettiği bir süre kaldığı ve dolaştığı bir şehir.

Başta Mevlana olmak üzere bir çok gönül dostunun gönül postlarını serdiği bir şehir.

Nereyi kazsanız tarih fışkıran, tarih çıkan, zengin bir tarihi dokuya sahip olan şehir.

Gelin bu şehri sil baştan, yeni baştan bir keşfe çıkalım.

Keşfe çıkarken de, şehrin başta kültür ve turizm dinamiklerini ayağa kaldıralım.

Atıl duran, atıl bekleyen çok şey var. Şehrimizin çehresini değiştirirken, değişen bu çehreyi dünya ile paylaşmak, pencerelerimizi dünyaya açmak lazım.

Yıllardır kapattık penceremizi, feleğe mi, dünyaya mı küstüğü belli olmayan bir küslük sergiliyoruz.

Sevgili büyüklerimiz, bu şehre bugünden sonra, acilen kültür Beratının verilmesi lazım. Yine acilen Turizm beratının verilmesi lazım. Bu beratları, bu şehri uçuracak iki kanat olarak düşünün!

Gelin, bu Beratları verenler sizler olun. Bu şehrin kimsesizler gibi, yapayalnızlar gibi iki gözü iki çeşme ağladığını neden hâlâ görmüyorsunuz?

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.