Bilginin Kaynağı – Esma-yı İlahiye

Sami Kurt

Bilginin kaynağı, bilgilenmemiz iki şekilde oluyor. Ya nakil ile yani birisinin bize bildiklerini aktarması ile ya da bizzat kainatı ve içindeki eserleri, eşyayı aklen inceleyip araştırma ile. Eşyanın içinde yer alan tüm faaliyetlerin, mükemmel ve sonsuz bir ilim gerektirdiği herkesçe kabul edilmektedir.

Aslında ulaşmaya çalıştığımız (bilgi), kâinatın yaratılışından beri zaten o eşyanın içerisinde var olan ve İlahi kudret tarafından eşyanın içerisine gizlenmiş olan, eşyanın faaliyetini düzenleyen bilgidir. İnsan bu faaliyeti izleme ve inceleme ile o bilgiye ulaşıyor. İnsanın aklını kullanarak bilgiye ulaşması ilme’l yakin diye isimlendirilmiştir. Bu şekildeki çalışma, geliştirdiği metot ve disiplinler sonucunda biyoloji, astronomi, fizik vs. bilim dallarını ortaya çıkarmıştır. O halde aklın idrak ettiği, ulaştığı bilgi aslında insanın kendi malı değildir, kendi üretimi değildir, sadece kesbettiği yani kazandığı, öğrendiği bilgidir. 

 Bilgi yani “malumat”, ya da diğer ismiyle “yakin”;  ya hususi zatlara (peygamberler) vahiy ile ya insana ilham ile ya erbabına (veli zatlar) sünuhat ile de  intikal eder, ulaşır. Yani akıl gibi latife (duygu) olan diğer latifelerden  kalb ve ruhun nuraniyeti itibariyle de insan malumata, bilgiye ulaşır. Bu düzeyde bilgiye ulaşma, ayne’l yakin (nerdeyse görür gibi), hakka’l yakin (nerdeyse hisseder gibi) bir düzeyde eşyanın hakikatine, yani bilgiye ulaşmadır.

İnsanın ilme'l yakin ile, akıl feneri ile bugün ortaya çıkardığı biyoloji, astronomi, fizik vs. bilim dallarının metodları ile idrak etmeye çalıştığı eşyanın hakikatini, kalbi ve ruhi mertebe ile bir kısım ehl-i keşfin görerek veya hissederek idrak ettikleri eşyanın hakikatini, Hz. Âdem, Zat-ı zü'l Celal'in ihsan ve lütfu ile talim etmiş, eşyanın mülk ve melekut cihetlerini, hakikatini, onlarda görünen, tüm esma-yı ilahiye manalarını idrak etmiş, ilmiyyet ve velayette yüksek bir mertebeye çıkmış, hilkat şeceresinin en mübarek bir meyvesi olan, ilmiyyet ve velayette en yüksek bir mertebede olan Hz. Muhammed (AS) 'ın nurunun şecere-i insanda olacağı manen görünmüş,  bu iltifata, halife hitabına nail olmuş ve tüm ruhaniyeti, melaikeyi kendine hayran bırakmış ki bu hadise (Hz. Âdem’in tüm isimleri, esma-yı ilahiyeyi öğrenmesi) ta alem-i ervahtan bize haber veriliyor.

 Biz de hayalimizle o mühim hadisenin vukuunu görür gibi tüm insanlarla birlikte şahadet ediyor, arzın halifesi makamı nasıl insanın önüne serilmiş idrak ediyor, nasıl bir şeref insana bahşedilmiş anlamaya çalışıyoruz.

İşte! talim ve marifet ile bizim önümüze iki kanat gibi iki yol açılmış, birinde akıl ile diğerinde kalb ve ruh vs. diğer letaif ile yol alınır.

Birincisi, O’nun eserlerinde (kâinattaki eşyada), eserlerdeki faaliyetlerde (ef’alde)  ilm-i ilahiyeyi  akıl yoluyla öğrenmek  ve bu sayede aklın tekâmülü, gelişmesi sayesinde yüksek bir ilim kazanmak,

İkincisi, kalb ve ruhun tekâmülü, gelişmesi ile, esma-yı ilahiye manalarını Rabbimizin ihsanıyla talim etmek, nuraniyet ve letafet kesbederek mana-yı ilahiyeyi idrak etmek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.