Biz ne ara mı böyle olduk?

Erol Sunat

Açıkgözlerin, fırsatçıların, akıllı geçinenlerin, kendini akıllı zannedenlerin cirit attığı bir ortamda yaşıyoruz. Kimsenin kimseye acıdığı, merhamet etiği, ben de ne yapıyorum ne yanlışlıklar içerindeyim, bu dünyanın öbür tarafı da var dediği yok! Varsa yoksa, yaşanılan şu an!

Ağabeyler biz ne ara böyle olduk diyorlar!

Vicdan tatilde, merhamet kayıp, hoş görü kendi aleminde.

Ne virüs ne de varyantları ders oldu!

Gemisini yürüten Kaptan derler ya…

Benim gemim batmaz abi diye övünenler, abartanlar, atıp-savuranlar türedi.

Tanımadıkları yok! Telefonları sürekli çalıyor, adeta susmak bilmiyor! Pek bir meşgul arkadaşlar!

Konuşmalarına bakılırsa, nalıncı keseri gibi hep bana, hep bana derdindeler!

Ne demişler?

“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!” Gün gelir devran döner!

Hesap döndü mü, devran döndü mü, bir bakmışsınız, bir tanesi ortada yok, çil yavrusu gibi dağılmışlar, kaybolmuşlar! Lakin canı yanmadık insan kalmamış!

Hz. Mevlânâ, "Keser gibi olma; hep bana, hep bana. Rende gibi olma; hep sana, hep sana. Testere gibi ol; hem sana, hem bana." Diyor demesine de….En zor şey “Ham sana, hem bana” mevzusu…

Zaten öyle olsa, bölüşmenin ve paylaşmanın güzelliği ortaya çıkacak!

Son yılların en geçerli yaklaşımı, keser misali olmak! Hep bana, hep bana diye yürüyüp gitmek!

Deniyor ki, Hem sana, hem bana işin erdemi, olması gerekeni, lakin işin içinde vuslat var, vuslat dediğinde başka bahara kalmadan olmaz, başka baharlara kalacak ki, vuslat, vuslat olsun kıymeti bilinsin! Aslında başımıza gelenler vuslatın kapısından sürekli geri döndürüldüğümüz.

Biz ne ara mı böyle olduk? Var mı bu sorunun cevabını verecek olan babayiğit?

*****

Önemli olan vuslatı dilimizden düşürmeden, onu yanımıza yaklaştırmamak, semtimize uğratmamak, kazara sokağımızdan dahi geçmesine göz yummamak!

Bu şehir için vuslat 17 Aralık!

Gündüzü bizim, gecesi Hz. Mevlânâ’nın!

İşin anlatım kısmında, o günün gecesi var!

“Come, come, come again” diyeceğiz! Pardon “gel, gel yine gel” diyeceğiz!

Soğuk, ayaz, bazen karlı, bazan buzlu, soğuk mu soğuk bir gece…

Ne oldu?

Vuslata erildi, gelen geldi, eren erdi!

Olmadı mı?

Vuslat kaldı başka bahara de geç!

Ne bahar biter ne vuslat!

Zaten işimizin adı ne?

Geriye ne kalıyor?

Vuslat faslının süslemesi mi?

Yemin olsun o pek bir kolay?

Kürsüye çıkıyorsunuz! Mikrofonu kapıyorsunuz!

Sonu “-ecek” ve “-acak” diye biten cümleleri alıyorsunuz!

Ardı ardına sıralıyorsunuz!

Alkıştan yıkılıyor ortalık!

*****

Vuslat dediniz! Kavuşmak dediniz! Bahar dediniz!

Gül dediniz, gonca dediniz, gül bahçesi dediniz!

Vuslatlar başka baharlara kalmayı sürdürdükçe, gül biter, lale solar!

Yok olur, lalezarlar, gülistanlar!

Biz ne ara mı böyle olduk?

Biz ne ara mı nazarlara geldik?

Sözüm ona, lafın gelişi, laf ola beri gele, güya bilemedik!

Demedik ki…

İşimize gelmedi!

Argo tarafından racona ters dedik, bu bize olmaz, yapılmaz dedik, bu işin geçeri böyle dedik, böyle olmalı, böyle kalmalı, dönüp dolaşıp bizim olmalı, bizden başkasına kalmamalı dedik, aldık kendimizi sözüm ona garantiye!

Neyin garantisi, kimin garantisi vardı ki…

Sonra, kimini yel aldı, kimini sel!

Kimini ateş yaktı, kimi bir zelzelede enkaz altında kaldı!

Anladık mı?

Keşke anlasaydık, keşke anlayanlardan olsaydık!

*****

Ortalık aydınlandı, ölen öldü, kalan kaldı! Bugüne kadar çok yanlışlar yaptım, tövbe bir daha diyenler, ölümlerden döndüm diyenler… Kaç yakınımı toprağa verdim diyenler…

Zarar ziyana uğramanın ne olduğunu dolu-dolu yaşadım diyenler, her şeyi unuttular!

Tövbelerinden, pişmanlıklarından vazgeçtiler, yine o bildikleri süfli işlere geri bıraktıkları noktadan geri döndüler!

Yırtılan her daim Deli Bekir’in yakası derler ya…Memleketteki Deli Bekirlerin sayısı daha da arttı! O sayının hesabını kitabını tutanda kalmadı! Her şeye dokunuldu da Deli Bekir’e dokunan olmadı!

Zaten Bekir’e de en çok o dokundu! Üç kuruş zam gördü! Sevinemedi bile! Bir elinde zam, bir elinde bir demet zamlı fatura!

Kaşıkla verip sapıyla gözünü çıkarmak derlerdi ya, yine öyle bir şeyler oldu, öyle bir şeyler geldi Deli Bekir’in başına!

Biz ne ara mı böyle olduk?

2018 yılının Ağustos ortalarında başladı bu hikâye…

Dolar parladı, altının ışığı gözleri kamaştırdı, enflasyon patladı, hayat pahalılığının önüne geçen olmadı!

Ardından her şey üst üste geldi!

Virüslü yıllar, sel felaketli, deprem felaketli, yangın felaketli, zam felaketli yıllar dönemi başladı.

Dördüncü yıl doldu dolacak! Beşinci yıl, anlatılanlara bakarsanız çok daha iyi, çok daha güzel olacak!

*****

Gönlümüzden geçen bu değildi diyorlardı ya, alın işte dediler gönlümüzden geçeni de verdik!

Yine, elimize geçmeden ucundan kıyısından gitmeye başladı verilenler!

Ne mi diyor insanlar?

Hep bu fırsatçılar yapıyor, ne yapıyorsa, o fırsatçılar yok mu, o fırsatçılar? Her taraftalar, her köşedeler!

Fırsatçıya dur demeyenlere, denetlemeyenlere, denetlettirmeyenlere, fırsatçının elini kırmayanlara, anasından doğduğuna pişman etmeyenlere tek bir kelime etmiyoruz! Toz kondurmuyoruz!

“Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya” diye bir şarkı vardı ya hani! Üzerimizde öyle bir boş vermişlik var! Ya da ona benzer bir şeyler!

Biz ne ara mı böyle olduk?

Ne sen sor ne ben söyleyeyim derler ya! Rahmetli Sadri Alışık misali, “Efkârlıyım abiler, efkârımdan ne dediğimi bildiğim mi var?” deyip yürüyoruz anlayacağınız!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.